Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ekran Temizleyici... [ :) ]

Ekranınızın temizliğe ihtiyacı varsa, aşağıdaki linkte tıklayın yeter :)


http://www.pcworld.com.tr/resim/ekran_temizligi.swf


(not: takip ettiğim bir forum sitesinde paylaşılmıştı, bende burada paylaşmak istedim.)

Ne Kadar Çoktular Ne Kadar Çocuktular... [Tayfun Talipoğlu]

Hiç göze gelmediler
Gözdesi de olmadılar kimsenin
Kimse farkına varmadı yalansız gözlerinin
Göz oldu mu yüreklerinin
Hiç anlamadılar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Çözülemedi bakışlarındaki tarifsiz sevdalar
Kim dedi sevgimi
Büyüyünceye kadar cevapsızdılar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Sarıydılar yada soluk benizli
Çoğunlukla karaya yakın bir esmer
Ve onlar genellikle burunlarını hiç silmezler
Derin iç çekişleri bundandır
Dünyanın kahrından değil
Çünkü umurlarında değil
Onların farkında olmayanlar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

Onlar çok ve çocuklar
Büyüyecek adam olacaklar
Önceleri öğretmen,ebe
Sonra doktor olmak isteyecekler
Bildiklerinden değil
En yakınlarında onları gördüler,
Hep onlar olmak istediler
Çalınmış geleceklerinden habersiz
Yarım yamalak düşlerde eridiler
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular

O güzelim yürekleri
Delikanlılık edebiyatıyla körelttiler
Okumanın erdeminden
İnsan gibi yaşamanın bilimden geçtiğinden
Haberleri olsun istemediler
Ne kadar parla…

Laço Tayfa-Uşşak...

Fazla söze gerek yok sanırım...  İyi  dinlemeler...

Fesuphanallah... [Erkin Koray]

'Hababam sınıfı'na, Rıfat Ilgaz'a, Ertem Eğilmez'e, Erkin Koray'a,  Hafize Ana'ya[Ruhun Şad Olsun Adile Abla] ve bir an evvel sağlığına kavuşmasını temenni ettiğim Mahmut Hoca'ya[Münir Özkul] ve son olarak bu güzel içtenliği benliğimize yerleşmesini sağlayan göremediğim gizli emektarlara içten saygılarımla...

Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah
Biri biterken öbürü de başlar vermesin Allah
Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Vallah
Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah

Alemin keyfi yerinde yine maşallah
Bize de bir gün kader güler güler inşallah
Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Vallah
Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah 


Erkin Koray - Fesuphanallah (Mu©ô)
Yükleyen MucoForever. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Baktığınız Yere Dikkat Edin... [Can Dündar]

Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kanla uyandım.

Öğleden sonra soluğu doktorda aldım.

Dünya tatlısı bir doktor. İlk bakışta çözdü derdimi." Direnç kaybına bağlı iltihaplanma..."

"Sorun gözünde değil aslında..." dedi doktorum. ".... baktığın yerde .....

Hep karanlığa bakmaktan feri sönmüş gözlerinin. Yılgın düşmüşsün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmuş".

Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdı ki dostlar başına:

"Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın. İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin.

Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev, ki hücrelerin yenilensin.

Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma..."


CAN DÜNDAR

Çocuk Dediğin... [Çetin Altan]

Cocuk dedigin uslu oturur.
Cocuk dedigin büyüklerin sözünü dinler.
Cocuk dedigin her lafa karismaz.
Cocuk dedigin ``yapma`` deyince yapmaz.
Cocuk dedigin ``yat`` deyince yatar.
Cocuk dedigin önüne konulani yer.
Cocuk dedigin yeni icatlar cikarmaz.Cocuk dedigin ders calisir.
Cocuk dedigin dik kafalilik etmez.
Cocuk dedigin cok soru sormaz.
Cocuk dedigin karsilik vermez.
Cocuk dedigin paylaninca önüne bakar.
Cocuk dedigin evi dagitmaz.
Cocuk dedigin her seyi istemez.
Cocuk dedigin her duydugunu söylemez.
Cocuk dedigin anasindan babasindan korkar.
Cocuk dedigin ``simdi seni gebertirim`` deyince sus pus olur.
Cocuk dedigin her önüne gelenle oynamaz.
Cocuk dedigin büyüklerini üzmez.
Cocuk dedigin ikide birde zirlamaz.
Cocuk dedigin büyüklerin vurdugu yerde gül bitecegini bilir.
Cocuk dedigin agaca da cikmaz.
Cocuk dedigin kapinin önüne cikar.
Cocuk dedigin durmadan islik calmaz.
Cocuk dedigin yemekten önce kiraz yemez.
Cocuk dedigin hep top pesinde kosmaz.
Cocuk dedigin kus pesinde de kos…

Mahalle... [Yalçın Ergir]

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar
Evvel zaman içinde, kalbur
saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş.

Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermis.
Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.

Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.
O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.

Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dersanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi,Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri kesfetmeyi.

Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.
Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmay…

Sekiz Güzel Hediye...

bu hediyeler için paraya ihtiyacınız yok :)

DİNLEME...
Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.

SEVGİ...
Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.

KAHKAHA...
Fikra anlatın, neşeli hikayeleri paylaşın. Bu armağanınız "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.

YAZILI BİR NOT...
Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.

İLTİFAT...
Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.

İYİLİK...
Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.

YALNIZLIK...
Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanı…

Yaşam/Ömür... [Çetin Altan]

Dogrusu hiç aklima gelmemisti, yüzyillik bir takvimin dörtte üçünü tüketip, arkamda birakacagim.
Gençken ömür gölünün öteki kiyisi, o kadar uzaklarda görünüyor ki... Ve kiyiya yaklastikça, çok yakin görünüyor arkada biraktigin kiyi. Kiyilari her yolcusuna göre degisip duran, büyülü bir sudur ömür gölü...

Bazen düsünüyorum: - Hayat bana ne ögretti, diye... Pek bir yanit bulamiyorum. Sadece gözlemim o ki, bedelini ödemeden geçemiyorsun ömür gölünü. Ya bedelini pesin pesin ödeyerek yaklasiyorsun öteki kiyiya; ya öteki kiyiya bedelsiz yaklasmaya kalkiyorsun ve kabaran dalgalariyla göl, mutlaka senden çikartiyor geçisin bedelini.
Bazen "basari nedir", "mutluluk nedir" sorulari da takilir aklima. Ömür gölünden geçerken gördüm ve anladim ki, insanlar bu tür soyut kavramlarin tanimlamasiyla pek ilgilenmiyorlar. Örnegin kimi servet sahibi olmayi basari zannediyor, kimi politik paye sahibi olmayi. Bana sorarsaniz "basari"nin çitasi çok daha yüksek.
"Kimsey…

"Sakın Ha Ben Deme!"...

Sakın kıyaslama kendini başkalarıyla! ..

“Ama ben..” “Ama benim...şu kadar..” Sakın sakın deme!

Şeytan da böyle demedi mi? “Ben! ” dedi..”Üstünüm ondan! ” dedi, kıyasladı kendini, gururlandı...Ve koğulmuşlardan oldu!

Sen de, eğer böyle dersen; Hidayeti için dua ettiklerin varsa mesela, asla kabul olmaz duaların! ..İstersen gece-gündüz namazda, oruçta, ibadette ol, “Ben! ” dediğin, Başkaları hakkında hüküm verdiğin, kıyas yaptığın, O’nun makamına göz diktiğin müddetçe HİÇsin!

Çünkü O, “Ben” diyene değil, “Sen” diyene, rahmet nazarıyla bakıyor..

O, önünde iki büklüm gözyaşlarıyla durana kapılarını açıyor..

Aşağıla nefsini!

Bil ki Sen alçaldıkça yükseltirler seni..

Karı-koca ilişkilerinde olsun, tüm diğer beşeri ilişkilerde olsun, sakın kibirlenme! ..Gururlanma! .. Kendini üstün görme kimseden! ..

Bil ki şeytan sana bu yolla yanaşır ve mağlub eder seni..

Perde olur, O’nunla arandaki rabıtaya..

Vuslatına eremezsin! Daim gurbetlerde kalırsın..

Sakın deme; “Ama benim şu kadar ib…

Sevgi Kuşun Kanadında... [Coşkun Demir]

Üstada içten saygılarımla...



Ölüm denizin kiyisinda anacigim
Ölüm gögün yüzünde
Ölüm yerin dibinde
Ölüm soluk alisinda
Ölüm Basucunda

Sevgi gözümün kökünde yavrucugum
Sevgi kusun kanadinda
Sevgi ne gögün yüzünde
Sevgi ne yerin dibinde
Sevgi basucunda

Yeraltından Notlar... [Dostoyevski]

Ben hasta bir adamım... İçi hınçla dolu, gösterişsiz bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusu, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını biliyorum. Tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte, şimdiye dek tedavi olmadığım gibi, bundan sonra da öyle bir şey düşünmüyorum. Üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar. Hayır, hayır salt hıncımdan tedavi olmak istemiyorum. Siz bunu anlayamazsınız. Ama ne ziyanı var, ben anlamıyorum ya! Bu huysuzluğumla kime kötülük edeceğimi açıklamak elimde değil, bunu bende bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, o da, tedaviden kaçmakla hekimlere bir "zarar veremeyeceğim", olsa olsa bütün zararı kendi çekeceğimdir. Yine de hıncımdan tedavi olmuyorum! Karaciğerim ağrıyormuş, varsın daha beter ağrısın!

Epeydir böyle yaşıyorum, belki yirmi yıldır. Şimdi kırkındayım. Eskiden çalışırdım, şimdi işi bıraktım. Ters bir memurdum. Kabaydım, kabalığımdan zevk alırdım. Rüşvet yemediğime göre, demek …

Yarın Diye Birşey Yoktur... [Tarık Buğra]

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sigara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı.
Sigarayı içerken Hâmid´den ve mesela bir Davalaciro diskuru veya Ankara´nın ünlü eleştirmecisinden, kendi diliyle yazılmış bir söyleşi okuyayım dedim; ama baktım ki heyecanım bütün anlayışsızlığımı seferber etmiş ve ben en açık alay unsurlarını bile atlayıp geçiyorum, hattâ kabalaşacağım; bıraktım.

Bu heyecan, Şiddetle ihtiyacım olan uykuyu gocundurabilir, onu nasıl defetmeli? Islık çalayım veya bir türkü mırıldanayım dedim; ama ortaya yeni, yâni içime doğuveren besteler çıktı: yarına bağlı ihtimallerin, yarın olabileceklerin besteleri.... ve ben, bu arada, sigarayı tazelediğimi gördüm. Sinirlendirici bir şey... bu sigaradan ne umuyordum yâni? Uyku masa başında gelecek değildi ya? hem de ışık böyle pırıl pırıl yanıyorken? Daha ikinci çekişini yaşayan sigarayı geberttim, ışığı söndürdüm, yatağa gird…

Lâ Tahzen… [Senai Demirci]

Üzülme!

Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!

Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!

Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bi…

Farkında Olmalı İnsan... [Can Dündar]

Resim
Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'dünya benim!'dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!'dercesine apaçık kaldığını
fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, Nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan ve ölmeden evvel ölebilmeli.
Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en güzeli) olduğunu fark etmeli.
Ve ona göre yaşamalı.
Gülün heme…

İki Liralık Hayatlar... [Can Dündar]

Günlerdir 2 demir lirayı elimde çevirip duruyorum.


2 Türk lirası...

Bazılarınız yere düşse eğilip almazsınız.

Para üstü olsa aldırmazsınız.

Harçlık diye, bahşiş diye, sadaka diye verilse surat asarsınız.

Hepi topu 2 lira....


* * *


6 Şubat gecesi Şanlıurfa'ya çok yağmur yağdı.


Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisi içinde bulunan Çırpı Deresi taştı; üzerindeki stabilize geçişi tahrip etti.


O geçişten bir kamyon geçmeye çalışıyordu o gece...


Kamyonun kasasına 44 kişi binmişti. Çoğu kadın ve çocuktu.


Tarım İşletmeleri çiftliğine, koyun sağmaya gidiyorlardı.


Kamyonun şoförü yolun çöktüğünü fark etmedi; araç Çırpı Deresi'ne uçtu.


Kasadaki 44 kişi dereye döküldü; sürüklendiler.


Kamyonun kasasına tutunmayı başaran 33 kişi kurtarıldı.


Kurtarılanlar Ceylanpınar Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.


Sel sularına kapılan 2 işçi, Elma ve Hacer Kaya öldü.

Halil, Ahmet, Emine ve Anuç Ete kayboldu.
Zehra ve Hatun Kaya kayboldu. Naile Çorak, Fatma Merç, Halfe Ayberk kayboldu.
Adları ilk kez haberl…

Ağır Ölüm... [Pablo Neruda]

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün ha…

Hayat... [Charles Eguone]

Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir...
Kendin için neler hissettiğindir...
Güven, mutluluk, şefkattir...
Arkadaşlarına destek olmak
ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır...
...
Hayat;
Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir...
Ne dediğin ve ne demek istediğindir...
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
...
Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir...
İşte hayat bu seçimden ibarettir...
İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir...

(Charles Eguone)

İyi ve Kötünün Yüzü Aynıdır... [Paulo Coelho]

Leonardo da Vinci; 'Son Aksam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı...

İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahudi' nin bedeninde tasvir etmek zorundaydı...

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı.

Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.

Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse tamamlanmıştı,

Ancak Leonardo da Vinci henüz Yahudi için kullanacağı modeli bulamamıştı....
Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.

Günlerce aradıktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yı…

You and I... [Sen ve Ben...][Barış Manço]

You and I are just like children
We are allways playing games
Even though we love each other
I never said its much the same
If you left me on my own again
Leaving me with so much pain
You hurt me more and more each time

Don't know what I found in you
People ask me all the time
If they knew you like I do
They would't say I'm wasting time
And you left me on my own again
Leaving me with so much pain
You hurt me more and more each time

I don't think we'll ever grow up
as long as you are there
I don't think we'll ever grow up
as long as you are there
Ya know
You and I are just like children yes
You and I are just like children
Just as long as you are there

Don't know what I found in you
People ask me all the time
If they knew you like I do
They would't say I'm wasting time
If you left me on my own again
Leaving me with so much pain
You hurt me more and more each time

I don't think we'll ever grow up
as long as yo…

Sevgili İçin Can İsteyenin Hikayesi... [İskender Pala]

Sevgili için can isteyenin hikâyesi


Vaktiyle bir padişahın çok güzel bir kızı vardı. Uzun saçlı bir delikanlı ona âşık oldu. Geceleri hasretiyle ah ediyor, gündüzleri sarayın kapısını gözlüyor, o nereye giderse atının ardından sürüklenip gidiyor, koşuyor, gözlerinden yağmur gibi yaşlar akıtıyordu. Bu yüzden sultanın çavuşlarından durmadan eziyet görüyor, dayak yiyor, ama bir kerecik olsun feryad etmiyor, ah demiyordu. Halk bu olup biteni gördükçe kah delikanlıyı ayıplıyorlar, kah sultanın insafsızlığına söyleniyorlardı. İçlerinden bir tanesi bile delikanlıyı kıza layık görmüş değildi. Nihayet kız, babasına,


-Bu bela niceye dek sürecek, dedi; beni bu halden kurtar, artık utanıyorum.


Sultan bunun üzerine o delikanlının tutulup derhal şehir meydanına getirilmesini, orada saçlarından bir atın ayağına bağlanıp bedeni paramparça olana dek sürükletilmesini ferman etti. Halk, yürekleri parçalanarak meydana toplandılar, göz yaşları toprağı kızıl güllere benzetmekteydi. Ve nihayet sultan da kızı u…

'Kar mı Yağmış Şu Harputun Başına'... [Kazancı Bedih]

Resim
Ruhun Şad Olsun Usta...




Kar mi yagmis su harputun basina
Kurban olam topragina tasina
Henuz girmis onuc ondort yasina
Henuz girmis onuc ondurt yasina
Kucuk yasta bir yar sevdim oy nenni nenni

Bir of ceksem karsiki daglar уιkιlιr
Bugun posta gunu canim ѕιkιlιr
Ellerin mektubu gelmis okunur
Benim yuregime hancer sokulur 


Terzi... [Can Yücel]

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış bulaşıkçılık yapmış yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam
"Yalnız bırakın beni parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar birkaç adım attıktan …

Desem ki... [Cahit Sıtkı TARANCI]

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lâzım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.


Cahit Sıtkı TARANCI

Yarın... [J.P.Sartre]

‘..yarın şehre ineceksin ,
gözlerinde benim yaşayan son halimi taşıyacaksın ;
dünyada onu bilen tek sen olacaksın.
Unutmamalı !
ben, senim.
yaşarsan,
yaşayacağım..’
J. P. SARTRE

Okumak... [Hasan Ali Yücel]

Resim
"Güzel İnsan"... Ruhun Şad Olsun.

OKUMAK..Kültürü çok geniş, değerli bir dostum bana diyordu ki: Artık benim için yeryüzünde bir tek eğlence kaldı: Okumak. Ne danstan, ne toplanmalardan, hiçbir şeyden tatlı bir duygu alamıyorum. İnsanlardan kaçan yabanî bir mahluk oldum.
Bu duyuş, belki sinir bozukluğundan ileri geliyor. Yalnız doğru bir tarafı var ki, o da bu dostumun her tatlı duyguya karşı taş gibi donuk ve soğuk kaldığı halde okumaktan kendini alamamasıdır. Demek ki kültürlü bir insan için; düşünen, anlayan, öğrenmek isteyen bir kimse için her eğlence geçilebiliyor, hepsi sönüp gidiyor; yalnız okumak kalıyor.
Öyle ise okumak nedir, nasıl bir iştir ki böyle sürekli ve kolay ölmeyen bir tadı var?
Yazı, bir türlü ölümü ortadan kaldıramayan insanoğlunun ölüme karşı bulabildiği tek çaredir. Yazı, zekânın fotoğrafıdır. Çağlardan çağlara, ellerden ellere geçe geçe bütün tarihi aşıp gelir. Onda, insan hayatının her yaprağı üstünde gezen gözlerin ışıkları, düşünen kafaların gölgeleri…

"Pis Moruk İtiraf Ediyor"... [Charles Bukowski]

Resim
‘..daha iyi bir dünyada yaşayacaksak (kim daha iyi bir dünya istemeyecek kadar sofistike olabilir ki?) gereksiz acının ortadan kaldırılması iyi bir başlangıç noktası.. güldüreyim mi sizi biraz ? polis memurları sarhoşlara nasıl davranmalı bence , biliyor musunuz ? onları hapse değil de evlerine götürmeli.. sarhoşları yataklarına yatırıp üstlerini örtmeli, gerekirse onlara bir bardak su vermeli ve geceyi yatakta geçirmelerini öğütlemeli.. saçma mı.? neden ? biraz anlayış göstermenin neresi saçma? ben vergimi hizmet almak için ödüyorum, taciz edilmek için değil..
gerekirse alkollü kişi öfke ve direnç gösteriyorsa, onu kendi evine kilitlemenin bir yolunu bulsunlar, böylece kendi tuvaletini kullanmaya devam eder ve canı çekerse new haven’deki teyzesini arayabilir.. kodesten iyidir.. duruşma falan da yok.. böylece yargıçları caddelerdeki delikleri kapatmaya falan gönderebiliriz..  cezaevlerinin ortadan kalkacağı günleri görebiliyorum.. neredeyse her insanın sırf sağduyuyla yurttaşına zarar …

Açelya... [YeniTürkü]

pembe yeşil güzelim açelya
yakışır o başka yarınlara
çiçeklenir coşar ışık suyla
kırılgandır koyu karanlıkta
açelyalar hep hatırlatır seni bana

sabahleyin alacakaranlık
uyan artık doğan güne karşı
okşayınca yüzünü usulca
gençlik resmin düşmüştü aklıma
o sabah birden ölümü görmüştüm yüzünde

kısacık ömrün işte bir soluk gibi
geldi gecti
açelyan gibi hoyrat bir iklimdeydin
yeşertmedi
bütün ömrün gün görmeden öyle
gelip geçti bir solukta

denizin dibinde karanlıklar gibisin
ışığın içimde saklıdır bilmezsin
hayat artık sensiz akıp gidiyor
senden habersiz sessiz

YeniTürkü


bu güzel sözlere sahip güzel şarkının enstrumentalini paylaşmak istedim; iyi dinlemelere.... (Açelya Üzerine Bir Çeşitleme)


"Ayaklarının Dibindeydim Hep Ben..." [CrocketT]

‘bilmiyorum seni ilk nerede görmüştüm , nerede okumuştum ; nerede , ne zaman , nasıl karşıma çıkmıştın , sesini ilk nerede duymuştum , hangi bitmesini istemediğim rüyamda konuşmuştum seninle.. hatırlamıyorum.. sanki binlerce ışık yılı uzaktan ve yüz yıllar süren bir ayrılıktan sonra tekrar karşıma çıkmıştın..
ama kimsin , kimdin sen adela.. niye bu kadar tanıdıktın ve niye bu kadar yabancıydın.. sesinin depremine tutulduklarımın enkazı altında nefes almaya çalışırken karşıma çıktın.. belki de biraz olsun nefes almam için bana yardıma gelmiştin..
sonra seni araştırmadığım , aramadığım , gitmediğim yer kalmadı adela..
aylarca sana yazdım , sana konuştum..
fakat ne yazdıklarım , ne söylediklerim sana ulaşamadı hiçbir zaman..
ve bir gün senin bu kente geleceğini öğrendiğimde gülümsedim..
geldin..
gittim , karşında durdum sessizce ve sende kayboldum..
seni görmüş müydüm , duymuş muydum , seninle konuşabilmiş miydim..
son hatırladığım karşında susup kaldığımdı adela..
ne kadar yaklaşmak istesem de sa…

"Benim Yoğrulduğum Hamurun Mayasında Dostluğu Yüceltmek var" [Panait Istırati]

‘..ben doğduğu günden tezi dostluğu yücelten adamı severim.. kösnüllüğün tutkusuyla kanı tutuştuğu zaman kadını severim.. hiç duraksamadan kendimi onlara veririm, çılgıncasına.. bu pahalıya mal olur ama, düş kırıklıkları benim isteklerimi hiçbir zaman azaltmadı, azaltmayacak..
bir kumarbaz hırsıyla her yerde şansımı denerim.. her zaman büyük oynarım, çünkü küçük hesaplardan nefret ederim.. yanılırsam, benim hiç kaybım olmaz : yitiren karşı taraftır.. insan tümüyle kendini verdiği zaman hiçbir şey yitirmez : yoksa hesapsız kitapsız kendini harcadığı için güneşin tükeneceğini söylemeye benzer bu.. bu arada buzullar kendiliğinden erirmiş, erisinler ne yapalım ! ama kazandığım zaman dünyalar benim olur..
benim yoğrulduğum hamurun mayasında dostluğu yüceltmek var..’ 


Sokak Kızı , PANAİT ISTIRATİ