Detailed Travel Guide to İstanbul...













İki kıtayı birleştiren Boğazı ile dünyada eşine az rastlanılan bir özelliğe sahip İstanbul, ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin izleriyle ''2010 Avrupa Kültür Başkenti'' unvanını kazanırken, doğal güzellikleriyle de dikkati çekiyor.

TARİHİ YARIMADA: SURİÇİ

İstanbul'un en dikkat çeken mekanları ''Suriçi'' olarak da nitelenen ''Tarihi Yarımada''da bulunuyor. Bu bölgede özellikle Sultanahmet Meydanı'nda, Sultanahmet Camisi, Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Yerebatan Sarnıcı ve Dikilitaş yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.



İznik çinileriyle bezeli olduğu için Avrupalılar tarafından ''Mavi Cami (Blue Mosque)'' olarak adlandırılan Sultanahmet Camisi, turistlerin kenti ziyaretinde ilk uğradıkları mekanlardan biri olarak dikkat çekiyor.

Sultan 1. Ahmet tarafından yaptırılan ve toplam 260 penceresi bulunan, 1616 yılında Mimar Sinan'ın öğrencisi mimar Sedefkar Mehmet Ağa'ya Ayasofya Müzesi'nin karşısında yaptırılan cami, Osmanlı sultanları ve ailesi tarafından yaptırılan ve ''Sultan camileri'' anlamına gelen selatin camilerinin altıncısıdır.

İznik çinileriyle bezenmesi, yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı olarak öne çıkıyor. Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezeli olan ve çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılması, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye götürüyor.

İSTANBUL'UN EN BÜYÜK CAMİSİ

Fatih'te kendi adıyla anılan semtte yer alan Süleymaniye Camisi, bütün bir tarihi özümseyen mimari bir şaheser olarak İstanbul'un en büyük ve görkemli camisi olma özelliğini taşıyor.

47 yıl hükümdarlık süren Kanuni Sultan Süleyman tarafından Türk sanatının klasik döneminin kurucusu ve geliştireni Mimar Sinan tarafından 1550 yılında yapılmaya başlanan caminin inşaatı, külliyesi ile birlikte 7 yılda tamamlandı.

Mimar Sinan'ın ''kalfalık eserim'' diye nitelediği, sadece Osmanlı mimarisinin değil, dünya mimarisinin de en seçkin eserlerinden biri olan Süleymaniye Camisi, imparatorluğun en simgesel yapısı ve peyzaj içindeki konumu ile de kentin en güzel siluetinin egemen ögesi olarak dikkati çekiyor.

Süleymaniye Külliyesi'nde, ortada cami olmak üzere bütün yapıların ''U'' düzeni içinde sıralanması esas alındı. Yaklaşık 70 dönüm yer kaplayan arazide, cami ve haziredeki Kanuni ve Hürrem türbeleri dışında, farklı derecelerde eğitim veren medreseler, hadis okulu, tıp medresesi, hastane, Kur'an-ı Kerim eğitimi yapılan bir bina, ilkokul, imaret edilen bir aşevi, misafirhane, han, hamam, kütüphane, Mimar Sinan'ın türbesi ve çok sayıda sıra dükkanlar bulunuyor.

Evliya Çelebi'nin ''Seyahatname''sinde, buranın çevredeki yapılarla birlikte ''bin kubbe'' ile örtülü olduğu ve üç bin kişinin hizmet verdiği bilgisi yer alıyor.

BAŞKAN OBAMA'YI ETKİLEYEN YAPI: AYASOFYA

Yapıldığı dönemde Latince'de ''Büyük Kilise'' anlamına gelen Megale Ekklesia, 5. yüzyıldan itibaren de ''Kutsal Bilgelik'' anlamındaki Hagia Sophia adıyla anılmaya başlanan Ayasofya Müzesi, özellikle yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.

İlk binası imparator Konstantinos tarafından 360 yılında inşa edilen ve bu binası 404'te çıkan halk ayaklanmasıyla yakılarak harap edilen Ayasofya, 415 yılında 2. Theodosios tarafından yeniden yaptırıldı ve bu yapı da yine bir halk ayaklanması sonucu 532'de yıkıldı.

Ayasofya'nın günümüze ulaşan anıtsal yapısı ise imparator Justinianos tarafından, dönemin iki önemli mimarı olan Miletli Isodoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios'a inşa ettirilerek, 537 yılında ibadete açıldı.

Mimar Sinan'a da ilham kaynağı olan eşsiz mimarisi, ikona, fresk, mozaik, mermer işlemeleri ve süslemeleri, 55 metre yükseklik ve yaklaşık 32 metre çapındaki kubbesiyle dönemin günümüze ulaşan en nadide eserlerden biri olan Ayasofya Müzesi'nde, Bizans'ın çok kültürlülüğü ile bünyesindeki farklı ırkları sembolize eden değişik renklerdeki mozaiklerden kurulu, imparatorun taç giydiği yer olan ''Omphalos'' da bulunuyor.

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle 1453'te camiye çevrilen Ayasofya, yapılan güçlendirme çalışmalarıyla en iyi şekilde korunarak günümüze kadar varlığını sürdürdü. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1 Şubat 1935'te müze olarak yeniden düzenlendi.

Galeriler seviyesinde duvarlara asılı, deri üzerine yapılmış 7.5 metre çapındaki büyük diskler ve kubbedeki kitabe, eserin cami olarak kullanıldığını hatırlatır. 19. yüzyılın ortalarında dönemin büyük hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet tarafından yazılan levhalar hat sanatının birer şaheseridir. Bu hatlarda, Allah, Muhammed, 4 Halife ve Hasan-Hüseyin isimleri yer alır.

ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye ziyareti çerçevesinde etkilenerek gezdiği sırada gazetecilerin ''Müzeyi nasıl bulduğu'' yönündeki sorusu üzerine, ''Muhteşem'' cevabını vermişti. Bu arada Papa 16. Benediktus'ta müzeyi ziyaret eden ünlüler arasında bulunuyor.

GÖRÜLMEYE DEĞER BİR SARAY

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478'de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirmesine kadar yaklaşık 380 sene devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı olmuştur.

9 Ekim 1924'de müze olarak halkın ziyaretine açılan Topkapı Sarayı, büyüleyici Boğaz manzarasıyla görenleri hayran bırakıyor.

Osmanlı tarihini, yaşamını, geleneklerini, günlük hayatını, padişahların giysilerini ve kılıçlarını merak edenlerin mutlaka gezmesi gereken Topkapı Sarayı, ihtişamlı bir yapı olarak bugün halen değerini koruyor.

Sarayın birinci avlusu olan Bab-ı Hümayun'dan girişte Osmanlının kudreti ilk andan itibaren sizi büyüleyecek. Sarayda Aya İrini Müzesi, sultanın annesi, kız, erkek kardeşleri, ailenin diğer fertleri ve geniş aileye hizmet eden cariye ve harem ağalarının bulunduğu Harem Dairesi, dünyanın en zengin koleksiyonlarının ve ''Kaşıkçı Elması'' nın bulunduğu Hazine Dairesi, silahların ve padişah giysilerinin sergilendiği bölüm, Hz. Muhammed'in kılıçları, yayı ve değerli bir kutu içerisinde muhafaza edilen hırkası, mührü, sakal-ı şerifi, mektubu ve ayak izleri, ilk el yazma Kur'an-ı Kerim'lerden biri, Kabe'nin anahtarlarının bulunduğu Kutsal Emanetler Bölümü, sarayda mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

İSTANBUL'UN SU İHTİYACINI KARŞILIYORDU

Tarihî Yarımada'nın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırıldı. Suyun içinden yükselen mermer sütunların arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından ''Yerebatan Sarayı'' olarak da anılmaktadır.

Yabancı kaynaklarda geçen ''Basilika (Basilica)'' isminin ise sarnıcın yakınında bulunan Ilius Basilikası'ndan geldiği rivayet edilir. Yerebatan Sarnıcı 9.800 metrekarelik bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. Burada her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Belirli aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıradan oluşur.

Merdivenlerden aşağıya indiğinizde kendinizi büyülü bir ortamda hissedeceğiniz Yerebatan Sarnıcı'nda, bazı vatandaşlar dileklerinin gerçekleşmesi için suya bozuk para atıyor.

SULTANAHMET MEYDANI

Tarihi Yarıamada'da bölgesinde Ayasofya Müzesi, Sultahmet Camisi ve Topkapı Sarayı'nın yan yana bulunduğu ünlü Sultanahmet Meydanında yemek ihtiyacınızı gidereceğiniz ve geleneksel yemekler ile balık sevenlerin de ihtiyaçlarını gidereceği çok sayıda restoran bulunuyor.

Sevdiklerinize İstanbul'dan hatıra veya hediye götürmek istiyorsanız meydanda el yapımı halı, hediyelik eşya satan çok sayıda dükkan bulunuyor.

Meydanda ayrıca Sultanahmet Camisi'nin yanında Sultanmet Türbesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Gülhane Parkı, Mısır'dan getirtilen hiyerogliflerle bezenmiş Dikilitaş, turistlerin ilgisini çekecek yerlerden bazıları.

Bu arada meydandan geçen tramvayla Eminönü'ne ve Sirkeci'ye geçebilir, Kabataş'a giderek Beşiktaş veya Finiküler sistemi kullanarak Taksim Meydanı'na çok kısa sürüde ulaşılabilir.

DOLMABAHÇE SARAYI

1856 yılında tamamlanarak kullanılmaya başlanan ve Osmanlı sultanlarının İstanbul'daki üçüncü büyük sarayı olan Dolmabahçe Sarayı, dönemin kültürel yapısını, sosyal ve sanatsal etkilenmeleri, eğilimler, saray örgütündeki değişimleri önemli ölçüde yansıtan mimari bir bütün...

Saray batıyla ilişkilerin yoğunlaştığı 19. yüzyılda Boğaz girişindeki bir prestij yapısı olarak inşa edilmiş ve hızla büyümekte olan bir kentin siluetini de değiştirmiştir. Planında Türk ve Batı anlayışı birlikte uygulanırken, dış ve iç süslemeleri Barok Rokoko ve Ampir özellikleri gösterir.

Mabeyn-i Hümyun, Muayede Salonu, Harem-i Hümyun adlarını alan üç ana bölümden oluşan saray, eşsiz Boğaz manzarasıyla gezenleri kendisine hayran bırakıyor. Sarayda hükümdarların devlet işlerini sürdürdüğü Selamlık, padişah ailesinin yaşadığı Haremlik, Camlı Köşk, Saat Müzesi ve Taş Hazine bölümü bulunuyor.

Atatük'ün de bir dönem kaldığı Dolmabahçe Sarayı'nda, Atatürk'ün çalışma odası, banyosu, hayata gözlerini yumduğu yatak odası bulunuyor.

SEVDİKLERİNİZE HEDİYELER

Temeli 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu iki özel vakıf tarafından atılan tarihi Kapalıçarşı da dünyanın bilinen en eski ve en büyük çarşıları arasında yer alıyor. 5 asırdır ayakta duran ve Osmanlı döneminin en önemli alış veriş merkezi olan Kapalıçarşı, bugün de turizme hizmet ederek canlılığını koruyor.

Yaklaşık 40 bin metrekareye yayılan Kapalıçarşı'nın 65 sokağı, 22 kapısı bulunuyor. Yaklaşık 40 bin kişinin çalıştığı ve 3 bin 300 dükkanın yer aldığı çarşıyı, günde 300 bin kişi ziyaret ediyor.

Kapalıçarşı'da, 450 kuyumcu, 234 gümüşçü, 160 halıcı, 100 antikacı, 30 döviz bürosu, 2 bin 256 turistik eşya satan dükkan bulunuyor.

Yabancı turistler tarafından ''Baharat Pazarı'' olarak bilinen Eminönü'ndeki Mısır Çarşısı ise İstanbul'un en eski kapalı çarşılarından biri. Turhan Sultan tarafından 1660 yılında yapılan çarşıda, tabii ilaçlar, çeşitli baharatlar, çiçek tohumları, nadir bitki kök ve kabukları gibi eski geleneğine uygun ürünlerin yanı sıra, kuruyemiş, şarküteri ürünleri ve hediyelik eşyalar bulunuyor.

Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren av sahası olarak kullanılan ve Yavuz Sultan Selim ile yapılaşmanın başladığı koruluk ve bahçeler içindeki köşk, saray ve çeşitli yapılardan oluşan Yıldız Sarayı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine tanıklık etti.

Sarayda, sultanlar ve şehzadeler tarafından ikametgah olarak kullanılan ve resmi görevlilere tahsis edilen köşklerden başka tiyatro, müze, kitaplık, eczane, hayvanat bahçesi, mescit, hamam, tamirhane, marangozhane, demirhane, kilithane gibi çeşitli binalar bulunuyor.

DENİZİN ORTASINDA EŞSİZ BİR MEKAN

Marmara Denizi'nin ortasında görülmesi gereken eşsiz bir mekan olan Kız Kulesi, kurulduğu M.Ö 341 yıllarda anıt mezar olarak kullanıldı. M.Ö 410 yılında Boğaz'ın girişini kontrol etmek amacıyla kullanılan Kız Kulesi, M.S. 1100 yıllarında inşa edilen kule kısmı İstanbul'un fethine kadar Boğaz'ı savunacak şekilde kullanıldı.

Adına çok sayıda şiir yazılan kule, Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada yer alıyor. İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilen kule, yaz akşamlarında mutlaka görülmesi gereken tarihi bir yapı olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Ceneviz kolonisi tarafından 1384'te yapılan ve kuş bakışı Eminönü, deniz, Haliç ve tarihi yarımada manzarasının görülebileceği Galata Kulesi de Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Yeniçeriler tarafından kullanılırken, 16. yüzyılda Kasımpaşa'daki donanmada tutsakların barındırıldığı yerdi.

GÖRÜLEBİLECEK DİĞER MEKANLAR

Sultan Beyazıt tarafından 1390'larda yaptırılan, Karadeniz'e tek çıkışın olduğu ve Boğaziçi'nin Asya kısmında yer alan Anadolu Hisarı, Bizans'a kuzeyden yardım gelmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452'de yaptırılan Rumeli Hisarı görenleri hayran bırakıyor.

Padişah Abdülmecit tarafından yaptırılan Boğaz manzaralı Beylerbeyi Sarayı, 1871'de Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimarı Serkis Balyan'a yaptırılan Çırağan Sarayı taş işçiliğinin üstün örnekleriyle, altın yaldızlar ve sedef kalem işleriyle görenleri büyülüyor.

Konstantin'in şerefine M.S 330'da dikilen Çemberlitaş da görülmesi gerekenler eserler arasında dikkat çekiyor.

YEMYEŞİL BAHÇELERİYLE POLONOEZKÖY

İstanbulluların, şehirden uzaklaşarak doğayla buluştuğu yerlerin başında Polonezköy geliyor.

İstanbul'un yanı başındaki bahçesi olan Polonezköy, yemyeşil bahçeler, kır lokantaları, piknik alanları, huzurlu pansiyon ve otellerde konaklama, doğa sporları, dinlenme, at binme, gezme imkanları ile hafta sonu tatili için ideal mekanlar arasında bulunuyor.

''Evlerin girişleri yediveren gülleri'' diye adlandırılan sarmaşık türü çiçekler tarafından çevrelendiği Polonezköy'ün meydanında, yerli halk tarafından üretilip satılan cam eşyalar bulunabiliyor, arıcılık müzesi, bal ve hediyelik eşyalar satan dükkanlar ziyaret edilebiliyor.

Polonezköy, köylere has tertemiz, ferah ve rahatlatıcı havası, doğal güzellikleri, tereyağı, balı ve özellikle kirazlarıyla meşhur.

Son yıllarda restore edilen evleri, yeni açılan çeşitli tesisleriyle daha da turistik hale gelerek gelişen Polonezköy'de, Haziran ayında kiraz festivali düzenleniyor.

Polonya'dan gelen halk oyunları gruplarının gösterileri ve konserlerin yer aldığı festivalde, sergi ve çeşitli etkinliklere ilave olarak bir de kiraz güzeli seçiliyor.

Köy, 1842 yılında, toprakları paylaşılan Polonya'dan kaçan asker ve sivillerin, Osmanlı ordusuyla beraber Kırım Harbi'nde Kırım'a gitmesi ve savaş sonrasında Türk makamlarından alınan oturma izni ile buraya yerleşmeleriyle kuruluyor.

POYRAZKÖY

İstanbul Boğazının Karadeniz'e çıkışında yer alan Poyrazköy de yaz boyunca teknelerin, yatların sığındıkları korunaklı bir koyda bulunuyor.

Kuruluş tarihi altı yüzyıl öncesine uzanan Poyrazköy'e, ilk yerleşenlerin Cenevizliler olduğu tahmin ediliyor.

Köye daha sonra Bizanslılar gelip yerleşmiş ancak köyün Osmanlı hakimiyetine geçmesinin ardından, Trabzon ve Rize'den getirilenlerle birlikte çehresi değişmiş.

Sahili kum plaj olan Poyrazköy'ün çehresine, kıyı boyundaki deniz manzaralı balık restoranları cazibe katıyor.

Poyrazköy'de cazip bir başka mekan da Poyraz gözetleme kulesi ve kalesi.

Boğaz girişine hakim bir yerde, bugün kısmen ayakta kalabilmiş gözetleme kulesiyle dairesel bir plana sahip kalenin, kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 18. yüzyıl sonlarına doğru Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimarı Baron de Tott'a yaptırıldığı sanılıyor.

Kale, karşı yakada yer alan, aynı devre ait, aynı amaçla yapılıp kullanıldığı bilinen Garipçe Kalesi ile birbirine bakıyor.

Sahildeki içi mağara gibi oyuk ''Plefkaya'' isimli ilginç kayanın çevresi ise temiz denizi, manzarası ile yatların, küçük teknelerin uğrak yeri.

Poyrazköy tesisleriyle, misafirperverliğiyle, plajıyla ve doğal güzellikleriyle yaz-kış yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapıyor.

ANADOLU FENERİ

İstanbul boğazının Karadeniz ile buluştuğu yerde bulunan Anadolu Feneri, görülmesi gereken diğer özel mekanlar arasında bulunuyor.

Beykoz'a bağlı bir köy olan Anadolu Feneri Köyü, ismini Tahlisiye (kurtarma) Kıyı emniyeti işletmesine ait ve halen faal olan deniz fenerinden alıyor.

Buradaki deniz fenerine ulaşanlar, fenere komşu olan caminin balkonundan çevreyi seyretme imkanı buluyor.

Boğaz, İstanbul gökdelenler siluetinin görüldüğü manzara eşliğinde taraçalar halinde çeşitli kademelere konulmuş masalarda deniz fenerinin altında, denize karşı taze balık yemenin zevkine varıyor.

Çinekop, tekir, dilim palamut, deniz levreği, hamsi, istavrit gibi yöre balıklarının bolca bulunduğu Anadolu Feneri'nde, balık köftesi, balık böreği gibi değişik yemeklerin tadına bakılabilir.

Yörede yetiştirilen meyve ve sebzenin yanında, tabiatta kendiliğinden yetişen Kekik, zater, ısırgan, hindiba, kazayağı, ebegümeci, yabani kereviz, yabani semiz otu, kocayemiş, kuzukulağı, defne, muşmula gibi şifalı otlar ve meyveler de bulunuyor.

ANADOLU KAVAĞI

İstanbul Boğazının Karadeniz'den giriş kapısı konumundaki Anadolu Kavağı da yıllardır değişmeyen görüntüsü ile nostaljik balıkçı köyü özelliğini koruyor.

İstanbul'un akciğerlerinden biri olan Anadolu Kavağı, balık lokantaları ile ünlü.

Sonbaharda yenen lüferin yanı sıra, boğaz girişinden çıkarılan temiz midyeler balık restoranlarında misafirlere sunuluyor.

Tepede yer alan boğazın kontrolü için Bizanslılar tarafından yapılan Yoros Kalesi, restore edilmiş birkaç ahşap evin bulunduğu hafif yokuş, dar sokaklar Anadolu Kavağı'nın hafızalarda kalan özellikleri arasında bulunuyor.

Tam ortasında ulu çınar ağaçlarının bulunduğu Anadolu Kavağı'nda sahil boyunca oltayla balık tutma imkanı da bulunuyor.

Anadolu Kavağı yakınlarında, oldukça popüler olan ziyaret yerlerinden biri olan Boğaziçi'nin sahile en yakın ve en yüksek tepesi Yuşa Tepesi bulunuyor.

ŞİLE

Özellikle hafta sonları İstanbul halkının akın ettiği Şile, alabildiğine uzanan kumsala ve sığ denize sahip. İstanbulluların günü birlik denize girerek serinlemek üzere tercih ettiği kalabalık sahilde piknik yapanlara, mangal yakanlara da rastlanıyor.

Şile denince akla gelenler arasında deniz feneri, Şile bezi, kalesi ve Ağlayan Kaya Mağaraları da bulunuyor. Şile kayalıkları, Şile dalgakıranı ve Şileye komşu diğer koyların hepsi denize girmek için alternatif oluşturuyor.

Şile'de lokanta ve kahvelerin birçoğu; iskeleler üzerine kurulu, ahşap teraslı, balkonlu, plajı seyreden manzaraya sahip.

Çarşıdaki dükkanlardan Şile bezi bluzlar, etekler, gecelikler satın alınabiliyor.

İlçe merkezinde, 1287 yılında yapılan Mısırlı Hadice Hanım Hazretleri Çeşmesi ile Şile bezi üzerine motif işleyen bir genç kız heykeli Şile'de görülen anıtlar arasında.

Uluslararası Şile Bezi Festivali de ilçenin kendine has etkinlikleri arasında bulunuyor. Konserler, folklor oyunları, sergiler gibi çeşitli etkinlikleriyle festivale Şile'ye gelen turistler de büyük ilgi gösteriyor. Festivale sadece 2 hafta kaldı.

AĞVA

Karadeniz kıyısında kusursuz doğası temiz havası ve lezzetli balıkları ile dikkati çeken Ağva'ya, İstanbul'un yanı başında olması itibariyle kolay ulaşılabiliyor.

Karadeniz kıyılarının tipik özelliği denize dik inen kayaların bulunduğu Ağva, yemyeşil vadilere, sık bitki dokusuna sahip.

İzmit'in Çal Tepesi'nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya, alüvyonlar üzerine kurulmuş olan Ağva, 2.5 kilometre uzunluğunda kumsala sahip.

Nostaljik bir balıkçı köyü havasındaki Ağva'da, denize yakın veya çayların üzerine kurulu lokantalar misafirleri ağırlıyor.

Balıkçıl kuşlarının da zaman zaman ziyaret ettiği derede kiralık sandalla geziye çıkılabiliyor.

Dalgaların şekil verdiği kıyılar ise bir nevi açık hava müzesi. Bunların arasında beyaz duvaklı bir geline benzeyen kaya, ''Gelin Kayası'' adıyla anılıyor.

Ağva'nın, Kadıköy ve Pınarlı gibi köyleri geçerek ulaşılan ''Saklı Göl'' de bölgenin gizli doğa güzellikleri arasında yer alıyor.

-RİVA-

İstanbul'a yaklaşık 40 kilometre mesafedeki, Anadolu Feneri ile Şile arasında yer alan Riva, Beykoz'un bir diğer yeşil köyü. İstanbul'da denize girilebilecek temiz sahiller arasında yer alan Riva, kumsalın arasından denize dökülen deresi, yeşil ve ormanlık çevresi ile çok kalabalık olmayan bir belde.

Geniş kumsallara sahip olan Riva, yaz aylarında İstanbul'dan serinlemek için gelenlerin akınına uğruyor.

ADALAR

Adalar, bahar ve yaz aylarının vazgeçilmez mekanları arasında yer alıyor. Mimozaların, renk renk çiçeklerin açtığı sokaklarda, tarihi köşkler arasında, fayton veya bisiklet turlarına çıkılabiliyor.

Yerleşime açık Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası İstanbul'dan yapılan gemi seferleri ile yıl boyu ziyaretçileri ağırlıyor.

Büyükada'nın en yüksek tepesi Aya Yorgi Kilisesi'nin bulunduğu Yüce Tepe, 23 Nisan ve 24 Eylül'de Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkların akınına uğruyor. Adak dileyip dilek tutanların isteklerinin yerine geldiği inancıyla ziyaretçiler, manastıra yıllardır olduğu gibi, yalın ayak tırmanıyor.

Ulaşımın faytonla sağlandığı adada, ada sakinleri ve ziyaretçilerin en çok kullandığı taşıt ise bisiklet.

Vapur iskelesi çevresinde küçük, zevkli bir çarşı, sahil restoran ve cafeler arasında Büyükada'nın saat kuleli meydanına çıkanlar, çevreye hakim manzara karşısında anı fotoğrafları çekiyor.

2 bin yıllık tarihi ve Bizans, Osmanlı, Türk ve batı kültürlerinin sentezi, yaklaşık 900 adet tarihi eser köşk, dinsel yapıları, çam ormanları ile süslü Büyükada da yapılacak gezilerde, görülecek birçok eser bulunuyor.

Bahçeleri içinde görkemli köşkler, konakların yanı sıra Yörükali Plajı, Dilburnu Piknik Alanı, Aşıklar Yolu, Lunapark ve Viranbağ Gazinosu, Yücetepe Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesi, Avrupa'nın en büyük ahşap yapısı eski Prinkipo Palas olan Rum Yetimhanesi, yazar Reşat Nuri Güntekin'in yaşadığı ev, Troçki Evi, Fabiato Köşkü Büyükada Kültür Evi, Sultan II. Abdülhamit tarafından yapılmış olan Hamidiye Camisi, Hristos (Metamorfosis) Manastırı ve Kilisesi ve Aya Nikola Manastır ve Kilisesi, Aya Dimitri Kilisesi, Panayia Kilisesi, San Pacificio Latin Kilisesi, Aya Todori Şapeli Surp Asdvadzadzin Kilisesi, Hesed Le Avraam Sinagogu, Aya Fotini, Aya Paraskevi, Aya Konstantin, Aya Yorgi Ayazmaları, görülebilecek yerler arasında bulunuyor.

KENTİN AKCİĞERLERİ

Sarıyer'in gerisindeki Belgrad ormanları, kentin akciğeri niteliğinde ve toplam 5 bin 440 hektarlık alanı kaplıyor.

Şehir merkezine araba ile 30-45 dakika mesafedeki Belgrad Ormanı, İstanbul için adeta nefes alınabilecek bir ortam konumunda bulunuyor. Doğayı sevenlerin ve bitki inceleme tutkunlarının en çok rağbet ettikleri alanlardan biri olan Belgrad Ormanı'nda, meşe başta olmak üzere doğu kayını, adi gürgen ve Anadolu kestanesi en çok bulunan ağaç türleri. Belgrad Ormanı, yaban hayatı açısından da zengin. Yaban domuzu, tilki, ender olarak çakal ve kurt, ormanın sık bölgelerinde ise çulluk, sülün ve yaban güvercini görülüyor.

GARİPÇE KÖYÜ

Boğaz sahil şeridinde ve Rumelikavağı ile Rumelifeneri köyü arasında kalan Garipçe Köyü, Sarıyer ilçe merkezine 11, Taksim'e 31 ve Eminönü'ne 34 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Sarıyer'in 9 köyünden biri olan Garipçe, Boğaz'ın Karadeniz girişine hakim manzarası, temiz havası, taze balıkları, antik kaleleriyle huzur arayanları kucaklıyor.

Garipçe Köyü, Sarıyer'in, Boğaz'ın Karadeniz girişinde yer alan Rumeli Feneri'nden sonra ikinci köyü. Nüfusu her yıl azalan 60-70 haneli bir balıkçı köyü olan Garipçe, küçük bir koy ve vadiye kurulu. Köyün sağ tarafı bütünü ile kayalık, sol tarafta Garipçe Burnu, Bağlaraltı ve Papaz Burnu da tamamen kayalıklardan oluşuyor.

Büyükliman tarafına giderken ''Gürleyen Kayalar'', diğer adıyla ''Ağlayan Kayalar'', yine kayalıklar arasında çok küçük bir koy olan Hamsi Limanı ve Büyükliman Burnu (Çalı Burnu), Rumelifeneri'ne giderken Garipçe Burnu'ndan Papaz Burnu'na kadar yalçın kayalar uzanıyor. En yüksek tepesinde bir gözetleme kulesi bulunan köyün, sahilde iki kalesi var. Ayrıca üç lokanta, bir kahvehane, bir de bakkalı bulunuyor.

Koyun diğer burnu ise kayalıklardan denize girmek isteyen gençlerin, fotoğraf severlerin kullandıkları bir patika ile köye bağlanıyor.

Sarıyer ve Garipçe'den tekne ile gelenler, Büyükliman halk plajında denize giriyorlar.

Garipçe Köyü'ne bağlı Büyükliman koyunda çok miktarda tarihi eser ve kalıntılar bulunuyor. Antik çağda ve Bizanslılar döneminde yerleşim bölgesi olan Büyükliman, Mavramolos'a (Karataş) bağlıydı. Büyükliman'da hala ayakta duran hamam, kilise ve yarı sağlam kale duvarı ve pek çok ev yıkıntıları bulunuyor. Büyükliman'da, Osmanlı döneminde tersane vardı. Soğuksu Çeşmesi (1908), Hacının Suyu (Hacı Süleyman Efendi) Çeşmesi (1910) de tarihi eserlerdendir.

KİLYOS

İstanbul'da hafta sonu tatili, deniz ve doğa turizmi denilince akla ilk gelen yerlerden olan Kilyos, İstanbul kent merkezi Taksim'e 35 kilometre uzaklıkta, göz alabildiğince uzanan kumsalı, temiz denizi ve havasıyla biliniyor.

Karadeniz sahilinin incisi Kilyos, İstanbul'da yaşayanların olduğu kadar dünyanın her yerinden gelen turistlere, konser organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor.

Kilyos'un kum plajları, İstanbul'un en büyük ve temiz sahil şeridi olup Kilyos Burnu'ndan Gümüşdere Plajı'na kadar uzanıyor. Kilyos plajları, aynı zamanda deniz sörfü için de çok ideal bir ortam sunuyor.

Denizin yanında orman içi ve göllere at gezileri yapma imkanının da bulunduğu Kilyos'ta, kumsalın bir bölümünde yer alan ''beach club'' akşam saatlerinde bile ziyaretçi akınına uğruyor. Plajın tam ortasındaki kulüp, İstanbul'da gerçekleşen büyük organizasyonlara, dev konserlere ev sahipliği yapıyor.

Bölgenin tarihi yapılarından Cenevizliler döneminde inşa edilen, Sultan II. Mahmut zamanında restore edilen Kilyos Kalesi de bu turistik bölgede görülmesi gereken yapılar arasında yer alıyor.

Ortasında bir de su sarnıcı bulunan kalenin muhafız bölümleri aynen korunmuş durumda. Kale içinde günümüze ulaşan bir de anıt çınar ağacı bulunuyor. 26 metre yüksekliğinde, 5,4 metre gövde çevresine sahip çınarın dikim tarihini gösteren tabelada ''1460'' yılı belirtiliyor.

Kale kapısından ayrılıp, eski köy evlerini geride bırakıp birkaç adım yüründüğünde Kilyos manzarasına hakim tepede konaklama tesisleri kümeleniyor. Deniz tarafından çıkılan merdivenlerle veya araç yolu ile gelinen oteller tepesi, panoramik manzaraları ile hayranlık uyandırıyor.

Kilyos sahilinin devamında rüzgarsız tepelere sahip bölümün arkasında, kamp ve karavan sahası, kum kürü yapmaya elverişli alanlar yer alıyor.

RUMELİ FENERİ

Rumeli Feneri, özellikle İstanbul'un Avrupa yakasında oturanlar için ideal gezi yerlerinin başında geliyor.

İstanbul Boğazı'na Karadeniz'den giriş yapan gemileri karşılayıp aynı denize açılanları uğurlayan Rumeli Feneri, Fransızlar tarafından 1856'da yapıldı. Deniz seviyesinden 58 metre yükseklikte bulunan fenerin kule yapısı üç kademeli olup 30 metre uzunlukta. İlk yıllarında gaz yağı ile çalışan fener, sonraları asetilen gazı, şimdi de otomatik olarak elektrikle çalışırken, ışığın görülme mesafesi 18 mile ulaşmış. Kule binası içinde bulunan Saltuk Baba Türbesi ziyaret edilebiliyor.

Rumeli Feneri'nin eşsiz manzarası eşliğinde, isteyenler kısa gezintiler sonrası kule dibinde bir çay bahçesinde oturabiliyor, köyün az sayıdaki balık lokantalarına misafir oluyor.

Dalgakıran üzerine çıkınca tam karşıda Anadolu Kavağı Feneri ve Poyrazköy görülüyor.

Deniz kıyısındaki Rumeli Feneri kalesinin eteklerinde, surlarında, avlusunda dolaşılabiliyor, burçlarına çıkılabiliyor, surlarında yürünebiliyor.

Nostaljik ve turistik Rumeli Feneri köyünün çarşı içindeki camisinin yanında Rumlardan kalma tek tük yapılar görülebiliyor.

Rumeli Feneri köyüne girmeden çam ormanı içine ayrılan sapaktan ulaşılan Marmaracık Koyu da görülmesi gereken mekanlar arasında bulunuyor. Yeşil ve manzaralı koyu, bir tepenin yamacına kurulu bungalovlar, restoranlar ve piknik alanları barındırıyor. Koyun ziyaretçileri, yeşil başlı yaban ördeklerinin uçuşlarına da tanık olabiliyor.

ÇATALCA

İstanbul'un arka bahçesi Çatalca'da, yeşil doğasıyla Yalıköy ve Çilingoz, İstanbul'un akciğerlerinden olma özelliği taşıyor.

Deniz ve dere kenarları ve ormanlarıyla hafta sonları İstanbullulara ev sahipliği yapan Çatalca'da, otellerin yanı sıra kampçılar için çadır kurma imkanı da mevcut.

İlçede Alipaşa ve Mescit camileri, Ferhatpaşa, Alipaşa, Hacı Mahmut çeşmeleri, Çatalca Hamamı, Bizans surları, saat kulesi de sanat tarihi meraklıları için görülecek tarihi yapılar arasında bulunuyor.

Çatalca'da İnceğiz Mağaraları ile huzur dolu bir tatil geçirmek için tercih edilen Subaşı Köyü de önemli uğrak noktaları arasında yer alıyor.

Karadeniz sahilindeki Yalıköy, Çatalca'nın doğası ile ünlü yerlerinden. Yazlık evler arasından sahile ulaşılan köyde, kır gazinoları ve lüfer, palamut, kalkan balığı yenilebilen mütevazı lokantalarda yemek yenilebiliyor.

Yalıköy'ün Yalısu isimli kaynak suyu çok beğeniliyor. Çatalca Çilingoz ise deniz, göl, ormanı ile dikkat çeken bir doğaya sahip. Çilingoz koyunun iki başında şekillenen burunda olağanüstü güzellikte kayalıklara rastlanıyor. Yalıköy tarafına bakan yüksek kayalarda sayısız deniz mağaraları sıralanıyor. Akvaryum mevkisi ise ayrı bir güzelliğe sahip.

TERKOS GÖLÜ

Çatalca yakınlarındaki Terkos Gölü ve çevresi yaban ördeği ve yaban kazı avının yapıldığı İstanbul'a yakın av bölgelerinden biri arasında yer alıyor. Doğal güzelliği, tertemiz havası olan Terkos Gölü'nün etrafı sazlık, kıyıları ise oldukça sığ. Motorlu tekneler sazlıklar arasında yol alıyor.

Gezmeye gelenler, karabatak, sakarmeke, beyaz ve gri balıkçıl gibi değişik kuş türlerini bir arada görebiliyor.

Göl çevresi, yürüyüş yapmak için de ideal. Bitki örtüsü meşe, dişbudak, gürgen, kızılağaç, defne, kocayemiş ile kamışlarla kaplı salkım söğüt ağaçlarından oluşuyor.

Göldeki sudak, yayın, turna, alabalık, kızılkanat, çapak, sazan, kadife balığı, karagöz, gökçerez gibi tatlı su balıklarının pek çoğu yenebiliyor.

Durusu Park Yaban Hayatı Müzesi'nde ise dünyanın çeşitli yerlerinde avlanmış, içi doldurulup ilaçlanmış 200'e yakın hayvan türü sergileniyor.

Durusu park alanında birbirinden güzel bahçeli çiftlik evleri, turistik otel, at binme sahası ve oteller bulunuyor. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına