Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nietzsche'den Hayata Dair Kısa ve Öz Söz...

"İnsan da ağaca benzer; ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlığa, derinliğe, kötülüğe."

Deriko... [Kıraç]

Derik saçın örmezler
Seni de bana vermezler
Deriko kaşlar kara
Deriko gözler ela hey

Gel seninle kaçalım
Ay karanlık görmezler
Deriko kaşlar kara
Deriko gözler ela hey

Derik saçın iki kat
Kes birini bana sat
Deriko kaşlar kara
Deriko gözler ela hey

Kız annenden izin al
Bir gece de bizde yat
Deriko kaşlar kara
Deriko gözler ela hey



Yazıktır!.. Günahtır!.. Ayıptır!..

     ... Bu nasıl bir yaman çelişkidir; nasıl bir oyunun piyonlarıyız.... Allah'ım çıldıracak gibi oluyorum yoğunlaşınca bu düşüncelere... Yıllardır, siyasetin ve siyasetçilerin kuklası misali bir o yana bir bu yana savrulup birbirimize zarar verip, ah'larla, eyvah'larla, sıkıntılarla, hayallerle yaşayıp -kahretsin ki- yaşatılıp birşeyler yaşıyoruz. Çıldıracak gibi oluyorum, çünkü benliğime sımsıkı tutunuyorum... 
     Bir yandan halkımızın, muhalefetinden iktidarına her kesimin desteğini arkasına alarak fransa'nın densizliğine cevap veriyorsunuz. Güzel, çok güzel ve devamı gelmesi gereken çok önemli bir konu. Bir yandan da sadece 2 yıl milletvekilliği yapılmasını 'EMEKLİ' olmak için yeterli görüyorsunuz... Alınacak maaşı buraya yazmaya UTANIYORUM!.. Hak mıdır? Reva mıdır? Emeğiyle, alın teriyle yıllarca çalışıp emekli olmaya çalışanlara?!. Vekili olduğunuz Millete sordunuz mu bunu?  Yazıktır, günahtır, ayıptır... En kötüsü 'Kul Hakkı'dır!.. 
     Rahat i…

Allah Aşkınıza Bu Sefer 'Dimdik' Durun!..

Resim
Birileri 'utanmadan' ve 'onursuzca' üzerimize gelmeye devam ediyor... Sadece 'Ya Sabır' yetmez böyle densizlere... Atamızın zamanında asırlarca durduğu gibi Dimdik durmalıyız!..


Kısa ve ÖZ olarak:



Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşes…

Charlie Chaplin'den 'Öz' Sözler...

Resim
"Dünya herkese yetecek büyüklükte. Onun için, başkasının yerini kapmaktansa, çalışarak gerçek yerinizi bulun."
"Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi. Hızımızı artırdık, ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz, ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güç sizdedir. Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim. Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yar…

Asırlardır Bulunamayan 'Kayıp'lar...

İnsanoğlunun en fazla merak ettiği kayıplar arasında ''Nuh'un Gemisi'', ''Atlantis uygarlığı'' ve varlığı tartışılan ''Kutsal Kase'' geliyor.İşte asırlardır aranın en meşhur 5 yitik.

Yeryüzünde birçok kayıp medeniyet ve kültür hazinesinin bulunması için her yıl onlarca araştırma yapılıyor. Kayıplar arasında en fazla merak uyandıranların başında Nuh'un Gemisi geliyor.

Nuh'un Gemisi'ni bulmak için çeşitli tarihlerde yapılan birçok arama çalışması sonuçsuz kalmasına rağmen halen araştırmacıların en fazla ilgilendikleri kayıplar arasında ilk sırada yer alıyor.

-AĞRI DAĞI'NDA MI?-

Nuh'un Gemisi'nin Ağrı Dağı'nda olduğa inananların sayısı hayli fazla. Resmi kayıtlara göre, Nuh'un Gemisi'ni aramak üzere 20 Ağustos 1829'da Ağrı Dağı'nın zirvesine ulaşan ilk araştırmacı Alman bilim adamı Frederic Parrot oldu. Parrot, Nuh'un Gemisi'nin Ağrı Dağı'nda bulunduğunu öne sürerek biri Rus, 6'sı …

Tarihten Kısa Kısa -Gözden Kaçan- Notlar...

Kanuni Viyana'yi neden alamadi ? 

Kanuni Sultan Süleyman'in 1529 yilinin mayis
ayinda 75 bin kisilik büyük bir ordu ile Viyana'ya sefere çiktigini, O
yilin son 10 yilin en yagisli yazini yasadigini, Kanuni'nin çamura
saplanan toplarini geride biraktigini, Viyana önlerine de bu kosullar
nedeniyle bes ayda ancak vardigini, ordusunun yiprandigini, Bu arada
Viyanalilara takviye geldigini ve hazirliklarini tamamladiklarini,
asker sayilarini iki katina çikardiklarini, Bu aksilikler olmasa
Kanuninin büyük olasilikla Viyana'yi almis olacagini ve tarihin
degisecegini, Biliyor muydunuz?

Piramitlerin sirri 1 

Kahire'de bulunan Keops piramitinin 12 ton agirliginda iki buçuk milyon
tas bloktan olustugunu, Günde on blok yerlestirilmesi halinde yapiminin 664 yil
sürecegini, Piramitin üstünden geçen meridyenin karalari ve denizleri tam esit
iki parçaya böldügünü ve piramitin dünyanin agirlik merkezinin tam ortasinda
bulundugunu, Yüksekliginin 164 m.) bir milyarla çarpiminin günesle dünyamiz
a…

'Gizemli Kapı'dan Süzülen Yansımalar...

... Hayat, çok garip, çok değişken, unutkan, vefasız, yüzeysel, utanmaz, arlanmaz, komik, mecbur... YeniTürkü'nün söylediği gibi aslında kısaca 'Maskeli Balo'  bu hayat... Astım hastalarının nefeslerine rahatlık getirmek için kullandığı alet misali, bu hayatın yaşanmazlıklarından her bunaldığımda - bu anlar o kadar çok ve ansızın ki-  Yüreğimden nefesime bir 'Aşk' çekiyorum. Uyuşuyorum, aptallaşıyorum belki ama kendimde kalıyorum; şükür... Öyle yoruldum ki hayatı yazmaktan, konuşmaktan. Hergün aynı olayları farklı insanlarla yaşamak bayağı bir yorucu... Hele birde direniyorsan. Bekliyorum; ellerini sımsıkı tuttuğum Aşk ile, o mucize 'Gizemli Kapı'dan geçmeyi... Gerçeğe doğru... Allah her daim 'yar' 'yardımcımız' olsun inşallah bu yolda. Tüm yüreklerine tutunup direnenlere... 
Saygıyla.


Bab-ı Esrar-Sızı






Bab-ı Esrar-Yansımalar



Tarihten Bir Sayfa: 'Eski'meyen Paralarımız...

Resim
(not: Kağıt Paralarda Tarih sıralaması karışıktır...)



































Tarihten Bir Sayfa: 'AhırKapı Feneri'...

Resim
İstanbul Boğazının batı ağzında Marmara’ya bakan büyük deniz feneri. Limandan ayrılıp Marmara’ya doğru dönünce, yüksek ve beyaz yapısı ile hemen görünür. Fener, Sultan Üçüncü Osman tarafından 1755 yılında kale burçlarından biri üzerine yaptırılmıştır. Pekçok tamir görerek günümüze kadar gelmiştir. Ahırkapı Fenerinin yüksekliği 40 metredir. Açık havada, her altı saniyede yanıp sönen ışığı 29 kilometreden görülür. Gece karanlığında gemilerin yollarını bulmalarında, karaya oturmamalarında büyük faydaları vardır. Herhangi bir sebeple arızalandığında, radyo haberleriyle denizcilere, yanmadığı duyurulur. Böylece muhtemel kazaların önüne geçilmiş olur. Sultan Üçüncü Osman zamanında ticaret için Mısır’a gitmek üzere yola çıkan Hacı Kaptan yönetimindeki gemi, kötü hava şartlarından dolayı karaya oturdu. Bunu haber alan Sultan, Sadrazam Said Paşa ile beraber karaya oturan geminin yanına geldi. Padişah, kurtarma faaliyetlerine bizzat nezaret etti. Gemi mürettebatı salimen kurtarıldı. Gemicilerde…

Clubbed to Death... [Rob Dougan]

Hayatın kurtulamadığımız düzenine karşı verdiğimiz ve -azınlık da olsa- verdiğiniz savaşı kısa ve öz olarak anlatan güzel bir klip... İyi seyirler.

'Bizim Bu Hayatta Çektiğimiz Bizden'...

Fincanımdan yudumladığım kahve, dinlediğim müziğin eşliğinde,  anason kokusu eksik rakı misali hafif düşünceleri çakıırlaştırarak süzülüyor aşağıya doğru... Gece gece sağolsun okuduğum bi yazınında -'Acı Hayat' etkisiyle  yine -bilinçli- olarak hüzüne doğru yolculuğa çıktım... Yanımda her daim Aşk'la... Kamuran Akkor'un güzel yorumuyla 'Sev Yeter'i dinleyesim geldi; belki de düşünceler istedi... 35'in kapısına hızlı adımlarla yaklaşırken düşüncelerin yavaş yavaş durulduğunu, daha bir sakinleştiğimi, sessizleştiğimi, tepkisizleştiğimi, farklı -kaçıyor gibi görünen ama asla kaçmayan- bir koruma içgüdüsünün içime yerleştiğini görüyorum. İçimdeki umudu eksiltmeyen ama yönünü değiştiren bir durum bu... Bu hayattan 'daim hayat'a doğru... Yaşadıkça yalanı dolanı, daha bir yaşanmaz katlanılmaz hale gelse de bu hayat, ne çare ve BİÇARE nefesimiz el verdiğince yaşamaya devam edeceğiz; Yüreğimizdeki o kıymetli anahtarı kaybetmeden... Bilmiyorum, belki önyargıl…

'İki Parça Can'... [Ahmet Arif]

Rüya bütün çektiğimiz,

Rüya kahrım, rüya zindan,

Nasıl da yılları buldu

Bir mısra boyu macera...

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,

Bilmezler nasıl sevdik.

İki yitik hasret

İki parça can...


(Şiir: Ahmet Arif)



Noktasız... [Özdemir Asaf]

  Biri gelir sorarsa
  Sana beni sorarsa
  Gitti der misin
  Gittiğimi söyler misin
  Gidiyorum ben sana
  Benimle gider misin.

"Sarhoş Olun"... [Charles Baudelaire]

...
Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.

Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle?

Şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun.


Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “Saat kaç?” deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”


...

'Her Daim'  AŞK'la...

Paramparça... [Halil Sezai Paracıkoğlu]

Şarkıyı şu an dinledim, hoşuma gitti ve bloga eklemek istedim. İzlemediğim bir dizi de kullanıldığını öğrenmeme rağmen -ki hoşuma gitmeyen bir dizi- şarkının ve yorumun güzelliği üzerine ekledim. İyi dinlemeler...


Ölü aşk diyarlarına beni sen attın da  İçim paramparça  Viraneyim yalan oldum..  Sesin yankı olur boğar her adımda  İçim paramparça  Viraneyim duman oldum..  Haykırsam  Ellerimi açsam yalnız sana  Ağlasam çocuk gibi  Eskileri anlatsam  Derviş gibi abdal gibi **** gibi..  Paramparça..  Haykırsam çocuk gibi..

Böyle Bir Kara Sevda... [Haluk Bilginer]

Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın,  Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların  Düşen yaprakla biter,  Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.  Ağlama olma mahzun gülerek bak yarına,  Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına  Dökülen akla biter,  Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.

Bazen İçimize Giren Karmaşayı Özetleyen Güzel Bir Kare...

'Güneşin Oğlu' filminden güzel, özel ve satır aralı bir sahne... İlkinde saçma derseniz bir daha izleyin, ikinci de 'yarım ağız' alay eder misali gülümserseniz bir daha izleyin, üçüncü de tepkisiz kalıp farkında olmadan birşeyler düşünmeye başladıysanız -tabii ki her zaman olduğu ve olması gerektiği gibi- Yürekten o zaman bu konudan sonra ekleyeceğim şarkıyı dinleyin :)  


(Ülkü Tamer'in Konuşma şiiridir...)


Saygılarımla...




Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

Anason... [Zakkum]

Sözlerinden ziyade-kötü olduğunu ima etmiyorum- müziği hoş; tebrikler...

'Dillere Destan' İstanbul...

Çeşitli dillerde İstanbul'a 'sesleniş'...



Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Slavca: Çargrad, Konstantingrad 
Vikingce: Miklagord
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i  Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i  Saltanat, İstanbul, İslambol, Darüs-saltanat-ı Aliyye,  Asitane-i Aliyye, Darül-Hilafetül Aliye,  Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet

'Bir Eşi Olmalı İnsanın'... [Can Yücel]

Yüreğine sağlık Üstad; Ruhun şad olsun, Mekanın Cennet...



Bir Eşi Olmalı İnsanın! Bakarken yüreğinin kabardığı, Gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı… Aşık olduğu bir eşi olmalı! Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, Şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını uyuyan eşine şefkatle bakıp, Usulca dokunmalı yüzüne.
Bir eşi olmalı insanın!
Varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla. Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü… Kramplar girmeli midesine, Onsuzluk aklına geldikçe!
Bir eşi olmalı insanın!
Rüzgar O’nun kokusunu getirmeli, Yağmur O’nun sesini. Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için. Akşam O’nu görecek diye, pırpır etmeli yüreği. Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi. Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli. Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.
Bir eşi olmalı insanın!
Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, Tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu… Güven duymalı, her şeyiyle. Başını göğsüne koyup h…

'Yaşayınca Anladım'... [Can Yücel]

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. 
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,  Kendi yolumu çizdiğimde anladım..  Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..  Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..  Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,  Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..  Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,  Neden hiç ağlamadığını anladım..  Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,  Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..  Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,  Çok acıttığında anladım..  Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, 
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..  Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,  Yüreğini elime koyduğunda anladım..  ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,  Sana ''git'' dediğimde anladım..  Biri san…

'Yazık'(lar) 'Ol'(sun)du!..

Resim
Ne amaçla Milli Takım'ın başına getirildiğini -geldiğinden beri- anlamadığım ve kabul edemediğim birisinin ve ekibinin elinde oyuncak edilmesine sebep olanlara, ödediğim vergilerden 1 Kuruş dahi katkı olduysa 'haram' olsun!.. Geç kalınmış bir gönderme. Umarım sadece o kişiyi değil tüm teknik ekibi de(oğuz, engin, okan v.s.) gönderirler... Yazık!.. Çok yazık...

İnsanın 'Öz'ündeki Masumiyet...

"İnsanın 'Öz'ündeki -bazen kaybedilen, bazen farkına geç varılan- masumiyete ithafen bir alıntı..."

Çoğu insan için hayatın en hüsran verici yanlarından biri, diğer insanların davranışlarını anlayamamaktır. Onları "masum" yerine "suçlu" görme eğilimimiz vardır. Başkalarının sadece bize sinir bozucu gelen davranışlarına, yorumlarına, cimriliklerine ve bencilliklerine odaklanmaya pek hevesliyizdir; o zaman da çok bozuluruz. Eğer davranışlara fazla odaklanırsak, insanlar bizi mutsuz ediyormuş gibi görünebilir.

Wayne Dyer bir konferansında şöyle bir esprili tavsiyede bulunmuştu: "Sizi rahatsız eden tüm insanları toplayıp bana getirin. Ben onları tedavi ederim, siz de rahat edersiniz." Elbette, olacak şey değildi bu.İnsanların tuhaf şeyler yaptıkları doğrudur, (kim yapmaz ki?) ama buna bozulan biz olduğumuza göre, değişmesi gereken de biziz. Ben burada şiddeti, veya bunun gibi çarpık davranışları kabullenip, hoş görmekten bahsetmiyorum. Öneri…

Resimlerin İçindeki 'Dün' ve 'Bugün'...

Resim
alıntıdır...