Kayıtlar

Şubat, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bebekler ve Müdürler...

1-Her ikisine de sahip olduğunuzda başlangıçta çok sevinirsiniz,abcak ileride başınıza neler açabileceklerini düşünemezsiniz.

2-İkiside çok sabırsızdır,İsteklerinin hemen yerine getirilmesini isterler.İstekleri hemen olmazsa bağırıp çağırmaya,ortalığı birbirine katmaya çalışırlar.

3-İkisininde belleği zayıftır; bir ügn önce onlar için yaptığınız onca şeyin önemi yoktur.

4-Her ikisinin de arada bir gazını almalısınız.

5-İkiside size teşekkür etmezler.

6-Siz ikisine de çok şey veriğinizi düşünürsünüz. Onlar size açıkça vermemektedir. Siz "seviyor ama belli etmiyor" diye kendinizi rahatlatırsınız.

7-İkiside kötü davranır,tırmalarlar,hatta fırsat verirseniz sizi ısırırlar. Siz çocuğunuza bakıp "Büyüyünce geçer" amirinize bakıp "Birgün değerimi anlayacak" dersiniz. Ama o bir gün hiç gelmez;çocuk büyür ergen olur,yüzünüze kapıyıçarpar,amiriniz yaşlanır,yüzünüze dosyaları fırlatır.

8-Bebeğiniz de amiriniz de sizin sempatik becerinizi geliştirir. Bebeğinizin ağlamamasın…

Bekle Beni... [Konstantin SİMONOV]

Tek bir haber bile çıkmasa uzaklardan
Saçma da olsa bekleyişin
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni
Bekle beni
Bırak beklemekten usanmış dostlarım
Öldüğümü sansınlar benim
İçme anılar gibi acı
İçme o acı şaraptan
Yağmurlar içinde bekle beni
Karlar tozarken bekle
Ortalık ağarırken bekle
Kimseler beklemezken bekle


Konstantin SİMONOV


Ezginin Günlüğü'nün güzel yorumuyla dinlemek isterseniz...


Hepsi Bir Nefes... [Manga]

Ey kör anla bu yer bu gök boş
Bırak onu bunu gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan dağılan alemde
Hepsi, hepsi bir nefestir
Gerisi boştur boş

Dünya ne verdi ki baksana; hep acı, hep dert
Boşver dünde kalsın o acılar dinecek bir gün elbet
Yıllar günler gibi akmaya başladığında
Kaldır kadehini sen de şairin satırlarına
Şu üç günlük dünyada

Ey kör anla bu yer bu gök boş
Bırak onu bunu gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan dağılan alemde
Hepsi, hepsi bir nefestir
Gerisi boştur boş

Dünya ne verdi ki baksana; hep acı hep dert
Ama ne acı kalacak ne de dert perde kapanınca
Zevk almayı öğrenmek gerek çok geç olmadan
Kaldır kadehini sen de şairin satırlarına
Şu üç günlük dünyada

Ey kör anla bu yer bu gök boş
Bırak onu bunu gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan dağılan alemde
Hepsi, hepsi bir nefestir
Geriside boş


İlginç Nedenler...

Neden tokalaşıyoruz?
Tokalaşma aslında cağlar öncesi bir adet. Bir erkek diğerine elinde silah olmadığını göstermek için boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı seyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesini engellemek için birbirinden emin olana kadar birlikte ellerini hafifçe sıkarak dururlardı.

Yüzük neden evlenirken takılır?
İnsanların evlenirken yüzük takmalarinin nedeni ise eski Mısırlılar'ın halka seklindeki cisimlerin sonsuzlugu simgeledigine dair inançları. Evlilik yüzügü de evliliğin sonsuza dek sürecegini simgeliyor.

Erkek bebeklerin giysileri neden mavidir?
Yüzyıllarca önce insanlarda seytani güçlerin bebeklerin vücutlarina girmek için fırsat kolladıklarina iliskin bir ortak inanç vardi. Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. Bu yüzden şeytan korkar diye erkek bebeklerin giysilerinin mavi olması adet haline geldi.

13 sayısı niçin uğursuzdur?Bu inancın, Hz. İsa'nın meşhur son yemeginde…

'Daraldım Yine'...

...Ah bu hayat hengamesinde kaybettiğimiz zamanlara, ertelediğimiz o güzel 'an'lara, yaşayamadıkça içimde kocaman kocaman pişmanlıklar biriktiren zamana, kafamın içinde sözde beni 'aklıllı!' gösteren beynime, eften tüften sebepler türeterek, üreterek aldığımız nefesin hakkını vermeyen yaşam biçimini benimsemese de yaşayan bana!.. Ah...


Affet beni... Yaşatamadıklarım, ertelediklerim için...


Ama yine de sabret!.. Sadece Aşk'la.

Eşref Vakti-Tekirdağ'ın Üzümü...

Biraz önce dinleme fırsatım oldu; ilk defa. Hoşuma gitti -hoşunuza gideceğini tahmin ederek- paylaşmak istedim. İyi dinlemeler...

Fatih AHISKALI-Bekir ÜNLÜATAER

'Gülen Gözler'...

(Halide teyzemin anısına...)

Tüm o sevmediğim şehiriçi araba yolculuklarını bayram günlerinin o alışılagelmiş sıradanlığını
ve yapaylığını, karşımdaki insanlara nezaketen gülümsemelerimin bana verdiği kızgınlığı,
bunların hepsini; o ince, titrek sesli, gerçek insanı, Halide Teyzemi görünce unuturdum... Hele bir de her bayram olduğu gibi ikinci günü oraya gitmek bayramların en güzel ve vazgeçilmez yanıydı...
Kocasını kaybetmiş, tek başına yaşıyordu... Çocukları vardı, ama beraber yaşamıyorlardı.. Haftada bir iki kez uğrarlarmış yanına... Tek başına yaşamak... Bunu o zamanlar tam olarak anlayamamıştım... Sekiz yaşındaydım sanırım. En son gittiğimde... Son gidişimizde, diğer bayram günlerinde olduğu gibi, ikinci günüydü. Oraya giderken hep içim sıkılırdı... Trafik, babamın stresi, insanların vurdumduymazlığı, yolculuğu perişan ederdi... Çabucak varsak ta şu trafikten kurtulsak diye düşünürdüm... Evi Aksaray'ın arka sokaklarında, o zaman hatırladığım kadarıyla oranın en güzel yerind…

Anısı Biz Olalım Bu Sokakların... [Ahmet Telli]

Anısı biz olalım bu sokakların  öpüşmediğimiz tek saçak altı  hiçbir otobüs durağı kalmasın  Biz yürüyelim kent güzelleşsin  gürültüsüz sözcükler bulalım  yeni sevinçlere benzeyen  
Biz gelince bir yağmur başlar  yüzün çizilir buğulanan camlara  bir uzun karartma biter  akasyalar köpürür birdenbire  ve her avluda adınla anılan  çiçekler sulanır akşamüstleri  
Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü  bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi  başını sessizce omzuma koyarsın  gülüreyhan olur soluğun  Biz kalırız kuşlar dönüp gelir  her balkonda bir menekşe sesi  
Belki yeniden güzelleştiririz  adları değiştirilen parkları  perdeleri hiç açılmayan evlerde  ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur  tanıdık sevinçlerle dolar yeniden  kendi sesini kemiren alanlar  
Anısı biz olalım bu sokakların  ve hiç durmadan yağmur yağsın  Biz gürültüsüz sözcükler bulalım  sarmaşıklar fısıldaşsın yine  Gidersek birlikte gideriz  yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen  Ahmet TELLİ

Can Dündar'dan 'Kıssadan Hisse'...

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir
bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İslerin bir an önce bitmesini
sağlamak için de kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş. O
zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için
dayanamaz ve zalim krala:


- Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın
üzümlerinden yapılacak şarabi hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki!
Deyivermiş.


Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler
yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin hemen toplanmasını
emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan
bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde
bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış.


Şarap bardağını eline alarak:

- Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiç bir zaman
içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin? diye sormuş. Köle söyle
cevap vermiş:


- Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü
dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur.…

Yabancı... [Özge Fişkin]

Başka bir şehir burası
Işıkları yabancı,
Daha önceden karşılaşmadık.
Başka bir sokak burası
Duvarları yabancı,
Daha önce selamlaşmadık.
Başka bir yer burası
Odaları yabancı,
Daha önce hiç sevişmedik.

Bir sen yoksun bir de umutlarım.
Sevgi yoksun, ah korkuyorum.



Yarın... [Özge Fişkin]

...


hayaller kurduk
hayalde olsa hayatlar kurduk
neler umduk
umutta olsa ne kadar mutlu olduk
sarıldık darıldık sevdik ah ettik
bulduk buluşturduk uymadı uydurduk

biz kendimize yettik
kötülükten habersizdik
biz kendimize yettik
yarını göremeden yittik






Gülmek İçin Yaratılmış... [Göksel]

Bahçedeki Sandal... [Ezginin Günlüğü]

bu güzel ezgiye -hoşuma gittiği için paylaşmak istediğim- güzel bir yorum...



Bu sandala bin dostum... Sandalımız hırsız doludur. Hırsız diyorum da yanlış anlamayasın. Hır - gür yoktur bu sandalda. Tanburun her tele vuruşunda kürek suya çarpar, bir kol mesafesi yol alır, uzaklaşırız hırlıların hırılıtılarından. Ezberimizi bozar yüzümüze hapşıran deniz suyu ve yüzümüzü okşayan rüzgar. Teşekkürler ezginin günlüğü... O günlük ki gençliğime de birkaç sayfasını ayırmıştır.


"redalbatros"


Salome... [Nietzche]

Öyle bir hayat yaşıyorum ki;

Cenneti de gördüm , cehennemi de.

Öyle bir aşk yaşadım ki ;

Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden 

Kendime bir sahne buldum , oynadım.

Öyle rol vermişler ki

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde

Hem kızdım hem güldüm halime 

Sonra dedim ki “ Söz ver kendine ”

Denizleri seviyorsan , dalgaları da seveceksin 

Sevilmek istiyorsan , önce sevmeyi bileceksin

Uçmayı seviyorsan , düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan , yalnızca hayatını seyredersin

Öyle bir hayat yaşadım ki , son yolculuklarını erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman 

Hep acele etmem bundandı

ANLADIM….



Nietzche

Sınırda... [Ahmet Altan]

İbadetine düşkün ulu bir kişi, kalabalıkların arasında Allah'a ulaşmakta, gerektiğince ibadet etmekte, bütün ruhunu, bütün varlığını Allah'a adamakta zorluk çektiğine karar vererek çöle çekilmiş.

Günler, haftalar, aylar, yıllar boyu bir yudum su, bir tane hurma ile beslenip bütün vaktini ibadetle geçirmiş.

Rüzgarın sesini, kumun kımıltısını, vahadaki ağacın büyümesini dinleyip kurtla kuşla konuşmayı öğrenmiş.

Tanrının yarattıklarıyla bütünleşmiş.

Bu dünyayı ve öte dünyayı düşünmüş.

Bilgeleşmiş.

Hırstan, ihtirastan, zaaflardan arınmış.

Ondan feyz almak için ziyaretçiler gelmeye başlamış.

Bildiklerini onlara da anlatmış.

Zamanla ünü yayılmış.

Gelenleri, sevenleri artmış.

Bir ramazan günü onu başkente davet etmişler.

Bir eşeğin sırtında şehre gelmiş.

Kalabalıklar karşılamış onu.

Saygıda hiç kusur etmemişler.

Elini, eteğini öpmüşler.

Ağırlamışlar.

Ertesi gün, çöle dönmek için şehirden çıkmaya hazırlanırken bütün ahalinin onu uğurlamak için şehrin kapısına toplandığını görmüş.

Çiçe…

Bir Eflatun Ölüm... [Ezginin Günlüğü]

Orda duruyorsun
Terkedilmiş beyaz ve nazlı
Git diyorlar gidiyorsun
Kal diyorlar ne bir ses ne bir şarkı
Kırgınım saçılmış bir nar gibi
Sessiz akan bir ırmağım gecede
Git dersen giderim
Kalırım kal dersen
Söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım
Git dersen giderim
Kal dersen kalırım



'Hayata Dair ve Aşk'a'...

"...hayata dair ve Aşk'a"



                   kafamın içindeki düşüncelerden kaçmakmıydı yoksa onlardan kurtulmakmıydı bilmiyorum ama kendime ulaşmak için kendimi kaybedene(!) dek içtim... Son yudumlarımın ağzımdan içeri girişini hatırlıyorum; gözlerimin önüne düşmeye başlayan bulutlarla... Elimde son birkaç yudum kalmış içkimle, sallana sallana nereye gittiğimi bilmeden yürüyorum; kulağıma  hışırtılar  arasından dalga sesleri geliyor. Ninni misali geliyor bu sesler bana olduğum yere yığılıp kalıyorum...
     Gözlerim aralanıyor yavaş yavaş, günün aydınlığı dün gece ki ninni gibi gelen seslerin eşliğinde sallanan kayıkların görüntüsüyle giriyor bedenime... Yüzümdeki asıklık,  yaşadıklarımın  rüya  olmadığını farketmemden ve yine aynı şeylerin yaşanacak olmasından geliyor... Uzun bir yolun üzerine aralıklarla sıralanmış bankların üzerindeki insanları görüyorum; ve büyük  bir  boşvermişlikle burnumdan hafifçe süzülen suyu kolumla silip yavaş yavaş yürümeye başlıyorum... Ne a…

'Bugün'... [Can Dündar]

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!

Can Dündar

Eski Bir Yazıt...

Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.
Başka türlü davranmak açıkca gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında verebilecek en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol, telaşsız kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver, aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları: çünkü dünyada herkesin bir hikâyesi vardır.

Yalnız planlarının değil başarıların tadını çıkarmaya çalış.
İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen hayattaki dayanağın odur.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunluktaki bir kumsalda ki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın: o çöl ortasında yepyeni bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bir…

Nerelere Gideyim... [YeniTürkü]

Bu güzel ezginin götürdüğü yere... Aşk'la.


Sağır siyah bir yorgun yol

Vur kendini sürgün ol

Aşk yolunda ölmek kolay






Sarhoş gönül dur bir dinlen

Çöz kendini kendinden

Aşk yolunda ölmek kolay


Dört yanımda dört nasihat

Az gülüş bol zayiat

Ölsem ala dayanmak zor


Senden bana zor bir miras

Bol çetrefil bol viraj

Ölsem ala dayanmak zor.

Nerelere gideyim...

Suluboya 'Pisi' 'Fotoğraf'lar...

Resim
Farklı sanatçılar tarafından çizilen suluboya kedi resimleri  mükemmel ayrıntıları canlı renkleriyle birer tablo gibi görünüyor.
Çoğu sanatçının birbirinden farklı tutkuları var.Bu sanatçıların tutkusu ev kedileri.Bu sevimli hayvanları çizen sanatçılar, ortaya fotoğraf gibi duran resimler çıkardı.
Bu sanatçılar arasında bulunan Estall Lyn ve Perys Clayford alanlarının en iyi ressamları.
Birbirine yakın çizimler yapan bu iki ressam aynı zamanda usta birer grafik sanatçısı.









































'En Önemli An'... [Tolstoy]

Bir zamanlar bir kralın aklına söyle bir düşünce
geldi: "Eğer bir işe ne
zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam
gereken en önemli şeyin ne
olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir
yanına, kim kendisine her
iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli
kişinin kim olduğunu ve
yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu
öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini
ilan etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara
verdikleri cevaplar
birbirinden tamamen farklı çıktı.
İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin
doğru vaktini bilmek için
önceden günlerin, ayların, yılların yer aldığı bir
takvim hazırlamak ve sıkı
sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini söylediler.
"ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında
yapılabilir".

Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden
karar verilemeyeceğini,
kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha ön…

'Adam Olacak Çocuk'lardan Gülümseten Cevaplar...

Adam olacak çocuk Değişik yaş gruplarındaki öğrencilerin sorulara verdiği komik cevaplar:


Soru: Dört büyük kitabın adını yazınız
Cevap: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej sınav kitabı, 4- Kalın roman kitaplar (Serpil-İlkokul 5)


Soru: İnsanları hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir?
Cevap: İnsanların hayvanlardan çok derdi olması. (Buse- 7. Sınıf)


Soru: Zatürree hastalığı nasıl bulaşır?
Cevap: Duygusal yönden bulaşır. (Reyhan-Lise 1)


Soru: Trafik polisinin görevleri nelerdir?
Cevap: 1- Rüşvet almak, 2- Ceza kesmek, 3- Travestileri kovalamak (Adem-6. Sınıf)


Soru: Asgari ücret nedir?
Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. (Hasan- 8. Sınıf)


Soru: Enfeksiyon nedir?
Cevap: Hükümetin düşüremediği fakat ters düşürdüğü bir hayat şeklidir. (Hüseyin-Lise 1)


Soru: FAO (Dünya Gıda Örgütü) nedir?
Cevap: Farkında olmadan ya da istenmeden çıkan bir gazdır. (Mehmet-6. Sınıf)


Soru: Haçlı Seferleri'nin çıkış nedeni nedir?
Cevap: Hocam affedersiniz, poponun kışkırtmış olmasıdır. (Ensar-…

Kadının Hası... [Can Dündar]

Her gün kim bilir kaç kadın görüyorum...Sokakta, vapurda, okulda,
kuaförde, orda, burda...Ama olmuyor hanımlar, olmuyor! Kadınlar kadınlığı
unutalı daha kaç on yıl oldu ki? Solaryuma girmeye, çıplak
gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu?

Çevremde gördüğüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim.
Bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden
özelliklerini ekledim. Gözlerimi kapadım, Osmanlı zamanından kalma, hani
şu afet-i devran denen kadınları düşündüm. O nasıl bir cazibedir ki,
peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder.

Bir Fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir İspanyol kadınının
ateşini ve bir Türk köylü kızının tazeliğini.

Kadının güle benzemesi gerektiğine karar verdim sonunda. Kadının hası güle
benzer. Rengiyle, kokusuyla, dikeniyle. Açın televizyonu, bir tane gül
görüyor musunuz?

Kadının hası...
Kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur.
Ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcıl…

Açelya Üzerine Bir Çeşitleme... [YeniTürkü]

....................

Öpücük Kutusundan... [Mehtap Kayaoğlu][Gerçek Bir Hikaye]

Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8 yaşındaydı.
Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten, "seçici konuşmazlık" dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken başlamıştı.
Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde normal bi yasam sürerken , bir gün annesi hastalanıyor.
O dönemlerde beş yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük iki kardeş daha var..
Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde anne ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre tedavi görüyor.
Yoğun uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından evine gidip son günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye doktorlar tarafından eve gönderiliyor.
Birkaç ay evde babaanne , hala ve benzeri yakın akrabaların yardımıyla yaşatılıyor. Birgün hayata gözlerini kapatıyor.
Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma'nın hayatından çıkıp gidiyor.Aradan 1,5 yıl geçiyor.
Kendi hallerinde bir şekilde yaşamaya alışıyorlar. Büyük kızlar evde ye…