Bilinçaltı...







İnsanın duyuları kanalıyla algıladıgı bilgi miktarı saniyede 400 milyar bitdir. Fakat insan bu veri girdisinin sadece 2000 bitinin farkında/bilincinde olur.


Biz ister farkında olalım ister olmayalım, algıladıgımız bütün bu veriler hafızaya kaydolur. Bu veriler sinir hücrelerinin (nöronlar) oluşturdugu sinir aglarının (sinaptik yollar) belli bir tarzda şekillenmesi sayesinde saklanır. Bütün bu verilerin oluşturdugu ve bilincinde olmadıgımız hafızaya bilinçaltı denir.


Beyin travması geçiren bir hasta devamlı hiç bilmedigi bir dilden konuşuyor ve aynı şeyleri tekrarlıyor. Konuştukları araştırıldıgında çocuklugunda yabancı bir mürebbiyenin okudugu romanı kelimesi kelimesine tekrarladıgı keşfediliyor. Kişinin farkında olmadan algıladıgı da hafızasına/bilinçaltına kaydolur.

Bilinçaltının önemi biz farkında olmadan bilincimize, düşüncemize, yani davranışlarımıza ve hayatımıza şekil veriyor olmasıdır. Çünkü bizi ve hayatımızı oluşturan inançlarımızdır. İnançlarımız ise algıladıklarımızdan oluşur.

Bir konuda başarmak için çabalayan bir kişi temelde kendine güveni hissetmiyorsa, başarabilecegine inanmıyorsa veya kendini bu başarıya layık görmüyorsa, ne yaparsa yapsın başarılı olamaz. Bu durumda kişiyi engelleyen kendine güven, layık olma, kendine inanma… gibi inançları temizlendiginde istek çok çabuk gerçekleşir. Kişiyi durduran da, başarıya götüren de inançlarıdır. Amaç bizi engelleyen inançlardan arınmaktır.

En kısa ve net bir şekilde ifade etmek gerekirse: “Bilinçaltının dedigi olur”, bilincin degil. Bilinç ile bilinçaltı aynı şeye inanıyorlarsa o zaman bilincimizin istediginin gerçekleştigini sanırız. Halbuki bir şeyin “olmasını”, “gerçekleşmesini” saglayan bilinçaltının gücüdür.

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına