'Hayata Dair ve Aşk'a'...



"...hayata dair ve Aşk'a"



                   kafamın içindeki düşüncelerden kaçmakmıydı yoksa onlardan kurtulmakmıydı bilmiyorum ama kendime ulaşmak için kendimi kaybedene(!) dek içtim... Son yudumlarımın ağzımdan içeri girişini hatırlıyorum; gözlerimin önüne düşmeye başlayan bulutlarla... Elimde son birkaç yudum kalmış içkimle, sallana sallana nereye gittiğimi bilmeden yürüyorum; kulağıma  hışırtılar  arasından dalga sesleri geliyor. Ninni misali geliyor bu sesler bana olduğum yere yığılıp kalıyorum...
     Gözlerim aralanıyor yavaş yavaş, günün aydınlığı dün gece ki ninni gibi gelen seslerin eşliğinde sallanan kayıkların görüntüsüyle giriyor bedenime... Yüzümdeki asıklık,  yaşadıklarımın  rüya  olmadığını farketmemden ve yine aynı şeylerin yaşanacak olmasından geliyor... Uzun bir yolun üzerine aralıklarla sıralanmış bankların üzerindeki insanları görüyorum; ve büyük  bir  boşvermişlikle burnumdan hafifçe süzülen suyu kolumla silip yavaş yavaş yürümeye başlıyorum... Ne aradığımın ve bulamayacak olma-
nın bilinciyle... Ne kadar bunun bilincinde olsam da nefesimin yüreğime kattığı sonsuz umut, "yine de belki de" diye ekletiyor bu umutsuzluğumun sonuna... Sabahın erken saatleri olsa gerek; görebildiğim kadarıyla hepsi saçlarına hayatın boyasını(ak'ını) sürmüşler... İlk geçtiğim bankta oturanlar sessizce sadece ileri bakıyorlar; beklediklerindenmi, beklentilerdenmi bilemiyorum... Eller dizerinde her ikisinin de; gözleri ısrarla denizin ucunda... Geç kalmışlık mı, pişmanlık mı, ya da bir balık misali gözleri açık uyuklamak mı... Usulca sokulup yanlarına "günaydın" diyorum; yüzümün asıklığına taktığım (yürekten)maskeyle... Kısa bir sessizlik oluyor; amcam istemsizde olsa "size de diyor; teyzem gözlerini ayırmazken denizden... Yorumlamak istemiyorum insanları ama; o kadar çok hayatlar gördüm ki, ve yüzümdeki asıklık hayatların bir kısırdöngü gibi hepsinin birbirine benzemese de birçoğunun birbirine benzemesinden geliyor... Aslında ben de bekliyorum, beklemekten öte arıyorum; insanların içindeki Aşk'ı; eğer buldularsa... Ve ne
kadar yan yanada olsalar, sabahın köründe sahile gelipte denizin ufkuna doğru derin derin de baksalar, Aşk yok içlerinde... Belki de farkında olmadan kaçırdıkları ya da bulacakları Aşk'ı bekliyorlar... İçimden bu düşünceler geçerken teyzenin sesiyle irkiliyorum;"hadi remzi bey, kalkalım torunlar gelecek öğlene, odalarını hazırlayalım"... Keşke yanılsam diyorum; ama hayat bir klon makinesi gibi... Yürümeye devam ediyorum, yürüdükçe uyanıyor, uyandıkça yüzüm asılıyor... Şimdi önünden geçtiğim bankta o-
turanların yüzlerindeki gülümsemeyle konuşmaları ne kadar umutlandırsa da beni, içimdeki hayat umudumun üstüne bir örtü örtüyor... Yaklaşıp yanlarına duymak istiyorum konuştuklarını; duydukça duymaz olaydım diyorum... Çevresindeki insanların bilgisizlikleri ve maddi varlıklarını konuşup gülen bir çift olduğunu görüyorum... Günaydınım ağzımın içinde kalıyor; desem de günleri aydınlanırmı ki... Adımlarımı hızlandırıp yürümeye devam ediyorum... Banklar, insanlar, konuşulanlar, günaydınların arasında ne ka-
dar yürüdüğümün farkında olmadan yürüyorum... Bir bankta yüzleri asık, tartışan bir çift görüyorum... Yanlarına yaklaşıp neye kızdıklarını öğrenmek istesem de, yapamıyorum... Çünkü öyle tartışıyorlar ki, çevrelerindeki hiçkimse yi göremeyecek kadar... Gözlerim takılı kalsa da devam ediyorum yoluma... Gördüğüm küçük büfeden bir şarap alıp, yürüye yürüye bitirdiğim yolun sonunda ki betonun üstüne oturuyorum... Şarabı yudum yudum tüketirken, insanların birbirlerini tükettiklerini düşünüyorum; acımasız,düşüncesiz, anlayışsız, saygısızca... Kimisi görücü usulü evlenmiş, kimisi görmüş evlenmiş, kimisi görmeden evlenmiş; kimisi neden evlendiğini bilmeden evlenmiş... Ne kadar çok şey yaşamışlar; anlatacak, üzülecek, sevinecek o kadar çok şeyleri var ki... Hayata dair!.. Yüreklerinden geldiğini zannettikleri duygusallıklarıyla ağlayıp, başkalarının hatalarıyla ya da hayatın "gül" dedikleriyle gülen insanlar... Kendime dönüp bakıyorum; arasam da Aşk'ı insanların içlerinde, eskiden bazen yaşadıklarımın içinde benim de istemsiz de olsa -ki bu insanların içlerinden belki de bazılarıda istemsizce yapıyor bunları- yaptığımı farkediyorum... Gereksiz, laf olsun diye yapılan soytarıca şakalar,filmlerdeki sahnelerden gelen gözyaşları...
    Aslında Aşk, dünyaya ağlayarak başladığımızdan sonsuzluğa kadar hep içimizde... Ve hep içimizde olacak... Arıyorum ki bunu farketmiş insanları, yüreklerindeki sesin gerçekliğine inanan, onun gücünün sonsuz olduğunu farkeden insanları arıyorum... Aşk'ı bekleriz; farkettiren birisi karşımıza çıkana dek... Doğru kişinin kalıbı yoktur, hayata dair olan hiçbirşeyle farkedemezsin Aşk'ı; sadece yüreğindir sana farkettirecek olan... Yüreğinin sesi, hayatın sesinden kısıksa, kıstıysan ya da kısıyorsan hiçbirşey aramamalısın, beklememelisin, bakmamalısın denize, ağlamamalısın, ağlayamamalısın... Umutsuzca gibi olsa da bunlar, umudun söylettikleri....


Aşk her yerde ve herşeyde... 

    Elimdeki bitmiş şarap şişesini atıp kenardaki çöpün içine, geri geldiğim yere dönüyorum... Bazı banklarda farklı insanları görsem de gördüklerim değişmiyor... Birşey gözüme takılıyor; tartışan çiftin elleri kenetlenmiş şekilde yüzlerinde tebessümle oturduklarını farkediyorum... Yüreğime gelen serinlikle yanlarına gidiyorum... "Günaydın" diyorum; sanki ses yüreğimden çıkmışcasına... Yüzlerindeki tebessümle "günaydın" diyor her ikisi de... Konuşuyoruz uzun uzun; konuştukça yürekleriyle yaşadıklarını, yüreklerindeki Aşk'ı bulduklarını farkediyorum... Tartışmalarını sorduğumda; hayatın çirkinliklerinden bahsediyorlar; ve bu çirkinlikle-
rin bazen davranışlarına yansısa da asla birbirlerini ayıramayacağını söylüyorlar... Ayırmayacağını değil, ayıramayacağını...
    Karşımda gördüğüm Aşk'la kollarımı yana açıp gözlerimi kapatıyorum; açtığımda gözlerimi usulca fısıldayan nefesini, nefesimin yanında hissediyorum... Yanıbaşımda uyuyorsun; tüm tatlılığınla... Tüm gerçekliğinle... Ve yüreğime getirdiğin, yüreğimdeki uyandırdığın Aşk'la... İyi ki Varsın diyorum usulca fısıldayarak kulağına... Yüreğindeki Aşk'la hayattan soyutladığın için, benliğime kavuşturduğun için... Sen her yerde ve herşeydesin... Herşeyde... Anlatabileceğim, tarif edebileceğim, edemeyeceğim herşeyde...
İnsanlar dahil hayatın içindeki herşeyin içinde varsın; ama hayata ait olmayan... Ne kadar bu hayat Biz'e ait değil desek te; Biz'i bu hayatta ayakta tutan Aşk... Herşeyinle hayattasın Sen... Tüm varlığınla; Yüreğinin sonsuzluğuyla... Hayatı yaşanır kılansın... Yaşasak da bazen Biz'e aitsiz olanları, kaybetmeyiz Yüreğimizdeki Aşk'la kendimizi, benliğimizi... Sen heryerdesin ve herşeyde... Sen bunun farkında olmasan da... Benim gördüğüm sadece bu... Sen...


00:23 30.07.2006


"btr"

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına