Bizi Sevenler İçin En Son Ne Yaptık...[Pembe Candaner]



Her zaman en az tahammül gösterebildiklerimiz, sesimizi pervasızca yükseltebildiğimiz, rahatlıkla kırabildiğimiz, terbiyesizce ve kırıcı davranabildiğimiz, kendi eksiklerimiz ve hayal kırıklıklarımızın tek sorumlusu olarak gördüğümüz kişiler aslında bizi sevdiklerinden çok emin olduklarımız. 
Zaman hayatın içinden neleri alıyor, yerine neleri getiriyor? Fark ettiklerimiz, fark edemediklerimiz ve en önemlisi aslında n’olduğunu bile anlamadığımız şeyler…

Hikaye şöyle:
90’ına merdiven dayamış bir baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşındaki, yöneticilik yapan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal hatırdan, çoluk çocuktan, havadan sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılma vaktinin geldiği sinyalini vermişti.
Tam o anda, üzerinde oturdukları koltuğun yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümseyerek baktıktan sonra oğluna sordu:

- Bu ne oğlum?
Oğul şaşkın bir şekilde cevapladı:
- O bir karga baba.
Yaşlı baba, kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
-Bu ne oğlum?
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
- Baba, o bir karga…
Karga hala pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.
Yaşlı baba üçüncü defa sordu:
- Bu ne?
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:
- O bir karga baba, üç defadır soruyorsun. Beni işitmiyor musun?
Yaşlı baba, dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
- Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hala sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?
Babası, yüzünde hala bir gülümseme ile yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu, bir hatıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir durumda defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
- Bugün, üç yaşındaki minik yavrumla salondaki koltukta otururken yanı başımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum, tam 24 defa onun ne olduğunu sordu.
24 soruşunda da sevgiyle sarılarak onun bir karga olduğunu söyledim.
Rahatsız olmak mı? Hayır, asla! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu…
Hikaye böyle… Bir düşünelim bakalım… Eskiden böyleydi de şimdi ne değişti?
Aslında değişen bir şey yok. En çabuk kızabildiklerimiz, tahammül gösteremediklerimiz bizi sevenler mi yoksa bırakın sevmeyi, bize hiç aldırmayanlar mı? Artık bırakalım kendimizi kandırmayı ve doğru cevap verelim bu soruya. Evet, her zaman en az tahammül gösterebildiklerimiz, sesimizi pervasızca yükseltebildiğimiz, rahatlıkla kırabildiğimiz, terbiyesizce ve kırıcı davranabildiğimiz, kendi eksiklerimiz ve hayal kırıklıklarımızın tek sorumlusu olarak gördüğümüz kişiler aslında bizi sevdiklerinden çok emin olduklarımız. Onların bizi sevmeleri, sevgilerine korkusuzca ve cesurca sahip çıkmaları, sanki bizim onları rahatlıkla ve hoyratça üzebilmemiz için verilmiş ‘sınırsız bir hak.’
Son bir kez daha düşünelim bakalım… Herkesin yokluğundan şikayet edip ümitsizce aradığı ancak bizim bulup da kolayca harcayabildiğimiz ‘sevgiyi’ koruma adına, bizi sevenlere en son ne yaptık? Bize duydukları sevgiden dolayı onları en son ne zaman cezalandırdık? Ya da tam tersi… Bize sundukları sevgiyle güçlenip insan olduğumuzu en son ne zaman hissettik ve de hissettirdik?
Karga, karga ‘gak’ dedi, ‘dön de seni sevene bak’ dedi…
Pembe CANDANER – 09.11.2008 / İşte İnsan


Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına