Kayıtlar

Ağustos, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

'Öylesine'... [Jehan Barbur]

dinlemediyseniz eğer daha önce, 3:55 kadar sabrınızı rica edeceğim. Ama 'Öylesine' dinlemeyin... 'Öylesine' dinleyin ki ezgiyi Yüreğiniz duysun...



Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin
İçimi avcuna döksem
Beni azıcık çözer miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni bilir miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Düşümü aklına katsam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin

'Sevenler Mesut Olmaz'... [Azize Gencebay]

... bu gece tabiri caizse 'damar'larınızdaki kanların biraz hareketlenmesine neden oluyorum :) Her ezginin içindeki '1' kelimede bile gizlense 'Aşk'ı görebilenlere ithafen...
Sayın Orhan Gencebay'ın eski eşi Sayın 'Hanımefendi' Azize Gencebay'ın güzel yorumuyla... Saygılar.
Sevenler mesut olmaz,
Derlerdi inanmazdım,
Şimdi mesut değilsin,
Bilseydim bağlanmazdım,

Ben cefanın kederin,
Hem kışı hem yazıyım,
Yeterki sen mesut ol,
Ben herşeye razıyım,

Gel artık,sev artık,
Ömrümüz geçmeden canım sevgilim,

Günahın benim olsun,
Sevabım senin olsun,
Diliyorum Mevladan,
Her seven mesut olsun, 


Ben cefanın kederin,
Hem kışı hem yazıyım,
Yeterki sen mesut ol,
Ben herşeye razıyım,

Gel artık,sev artık,
Ömrümüz geçmeden canım sevgilim,



'Beterin Beteri Var'... [Esengül]

'Ebediseyyah'ın Nostalji yolculuğundaki duraklarından biri... 'Mevlana' torunu olunca altyapımız "Ne olursan ol yine gel"dir...


senin derdin dert midir benim derdim yanında
hiç kimsede gördün mü böyle dert hayatında
otur şöyle yanıma dinle bak dertlerimi
anlatınca ağlama deşme benim derdimi

beterin beteri var haline şükret dostum
yıllardır mutluluğun her gün peşinden koştum
daha bir çok derdimi ben sana anlatmadım
genç yaşta saçlarımı boşuna ağartmadım

tanrım bile unutmuş dertlerime dur demez
bir insanın üstüne bu kadar dert yüklenmez
kaderim beni böyle meyhanelere attı
günahım neydi bilmem beni böyle yarattı

beterin beteri var haline şükret dostum
yıllardır mutluluğun her gün peşinden koştum
daha bir çok derdimi ben sana anlatmadım
genç yaşta saçlarımı boşuna ağartmadım


'Ben Sen'in En Çok'... [Ümit Yaşar Oğuzcan]

Ben senin en çok sesini sevdim  Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi  Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren  Bana her zaman dost, her zaman sevgili 
Ben senin en çok ellerini sevdim  Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak  Nice güzellikler gördüm yeryüzünde  En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak 
Ben senin en çok gözlerini sevdim  Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil  Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar  Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil 
Ben senin en çok gülüşünü sevdim  Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran  Unutturur bana birden acıları, güçlükleri  Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman 
Ben senin en çok davranışlarını sevdim  Güçsüze merhametini, zalime direnişini  Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında  Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini 
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim  Tüm çocuklara kanat geren anneliğini  Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada  Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini 
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim  Bende yeniden var olmanı, benimle bütünl…

'Hadi Bulun En Zayıf Yerimi'... [Cezmi Ersöz]

İnsan kendisini merak etmeli;  hem de ölümüne merak etmeli.  Gün bitti işte...  Kim farkında bunun senden  ...başka...  Herkes bu yenilgiyi nasıl da  rahat kabulleniyor... 
Vaatlerini tutmadı gün.  Kimse kendisini merak etmedi.  Sabırsızlığın bundan;  bundan çocuksu hasretin...  Kabullenince herkes yaşamını  sen ortaya kendini koydun...  ve bütün suçlarını üzerine  aldın sonra 
Bundan işte  bu çocuksu hasretin  Ve ölümcül bir rulet oynadın  insanlarla  hadi dedin, hadi bulun  en zayıf yerimi... 
Ve diktin gözlerini gözlerine  kastın bedenini  yükselttin omuzlarını  Öylece kaldın...  Baktılar sana... Baktılar...  Ama yüreğini bir türlü  göremediler. 
Cezmi Ersöz

Seni Yaşamak... [Behçet Necatigil]

Seni her özlediğimde sevgilim,  Gökyüzüne bakıyorum;  Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.  Seni her özlediğimde bir tanem,  Denizlere bakıyorum.  ...Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.  Seni her özlediğimde bir tanem,  Kuşlara bakıyorum.  O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.  Ve aşkım, seni her özlediğimde,  Adında isyan ediyorum.  Seni özlemek istemiyorum ben,  Ben seni yaşamak istiyorum,  Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum  Ve seni sende görmek sadece.. 
Behçet Necatigil

'Aşk'a Dair... [Mevlana]

Yanımda değilsin, ama boyuna seni anmadayım..Benimlesin sen, gönlüm görüyor seni gözümde kaybolsan da !..Göz ; Sevdiğini, gördüğünü yitirebilir..! Can 
gözüyse gördüğünü boyuna görür, durur... 

Aşk nasip işidir, hesap işi değil! Aşk adayıştır, arayış değil! Sen adanmışsan ve yanmışsan bu uğurda, aşk seni bulmaya gelir! 

Aşk beni ârif etti, inceltti zarif etti. Ben aşkı bilmezdim. Aşk beni tarif etti..

Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın... her iki yolda da, bir 
gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak 

Sen benim gönlümde oldukça,Yemen’de de olsan benim yanımdasın.Eğer sen benim gönlümde değilsen,yanımda da olsan Yemen’de sayılırsın.

Mevlana der ki; Ben bir balığım, Aşk ise daldığım bir derya... Aşktan gözlerim y...aşlı olsa da o derya gözyaşımı nerden bilir... Başımı o denizden çıkarayım 
desem, balığım ya; Nefesim Kesilir...

Yapma Gönül!  Bu postu sana ulu orta serdirmezler,  dilenci kılığında saray…

'Suskunluğum Asaletimdendir'... [Mevlana]

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..Geçer dediklerimi geçirdim..Biter dediklerimi bitirdim..  Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..Gün oldu; silkindim, yeter dedim..Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz !!!  Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde..Haddinizi aşmayın ey faniler..Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki …

Kadir Gecesi...

Resim
...Kadir Gece'niz mübarek, dualarınız kabul, umutlarınız hayırlısıyla gerçek olsun...

"Alemin Keyfi Yerinde Yine Maşallah"...

Resim
'HA'BABAM'!.. HA!..



'Edebi' Felsefe...

“Bazen öyle karşılaşmalar olur ki, hem de tanımadığınız insanlarla karşılaştığımız halde, öyle birdenbire, tek bir söz bile konuşmadan, ilk anda, ilk bakışta onlarla ilgilenmeye başlayıveririz.”

“ ‘Bana kendi uydurduğun bir yalan söyle, gel seni alnından öpeyim’ der atasözü. Kendi uydurmuş olduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan duyulup tekrarlanan bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Çünkü birinci durumda sen bir insansın, ama ikincisinde bir papağandan hiçbir farkın yoktur.”

Dostoyevski
Suç ve Ceza sayfa 270


“Yoksulluk ayıp değil, bu bir gerçek, hem içkiye düşkünlüğün de bir erdem olmadığını bilirim ben, hem de daha iyi bilirim bunu. Ama sefalet, sayın bayım sefalet ayıp. Yoksullukta yaradılışımızdaki soylu duygularınızı koruyabilirsiniz ama, sefalette hiç kimse, hiçbir zaman koruyamaz bunu. Sefalete düşmüş bir kimseyi sopayla bile kovalamazlar, süpürgeyle süpürürler toplumun içinden. Bunu da sırf onu daha çok alçatmak için yaparlar. Bunda haklılar da, çünkü sefalet…

Kapın Her Çalındıkça...

     Böyle bir ezgi, böyle bir ses ve böyle görüntülerle uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz; yanınıza Yüreğinizden başka hiçbirşey almayın... Hep söylediğim ve inandığım gibi: "İyiye ve güzele dair olanın acı ve hüzünlü yanı geçmiş!"... Zaten şarkı sizi alıp yavaş yavaş götürmeye başlıyor; yaşadığınız o güzel an'ların içine; bir de o güzel an'larımıza misafir olmuş eski-meyen- dostların resimleri eşlik edince şarkıya içinizde hep hazır bekleyen gözyaşları, hayata karşı Yüreğinizi korumak için taktığınız maskeyi parçalayıp gözlerinizden aşağı doğru süzülmeye başlıyor... Yaşanan güzel an'ların akıldan geçerken yüzünüze bıraktığı hüzünlü gülümsemeyle... İyi ki Yüreğinize sahip çıkmışsınız ve bu an'ı yaşıyorsunuz... Bu hüzünü, içinde kendinizi hapsetip yaşayacağınız güzel an'ları yok edecek dört duvar olarak görmeyin; yaşanmış güzel an'ların yaşanacak istemsiz kötü an'ların olmaması için UMUT olarak görün... Görün ki, sevdikleriniz zamansız sonsuzluğa …

'Avuçlarımda Hala Sıcaklığın Var'... [Müzeyyen Senar]

Avuçlarımda Hala Sıcaklığın............

Avuçlarımda hala sıcaklığın
Sıcaklığın
Sıcaklığın var, inan.

"Unuttum" dese dilim; yalan.
Yalan.
Yalan.
Billahi yalan,
Vallahi yalan.

Hasretindir içimde
Hep alev
Hep alev
Hep alev alev yanan.

"Unuttum" dese dilim; yalan.
Yalan.
Yalan.
Billahi yalan,
Vallahi yalan.






'Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine'... [Sevim Çağlayan]

"Nedir bu gecelerin içinde gizlenen hüzün?.."

Ağzına, Yüreğine sağlık Sayın Sevim Çağlayan...

akşam oldu hüzünlendim ben yine,
hasret kaldım gözlerinin rengine.
gel mehtabım, gel sevdiğim, gel yine;
hasret kaldım gözlerinin rengine.



''Aşk'ı Konuşmak'... [Halil Cibran]

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk’ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum. Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum. İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir? Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir? Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir? Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var. Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, h…

'Yokolmadılar'... [Rabindranath Tagore]

Biliyorum, bu yaşam, sevgi olgunluğundan yoksun, bütün bütüne yokolmadı.
Biliyorum, gün doğarken solan çiçekler, çölde kuruyan dereler bütün bütüne yokolmadılar.
Biliyorum, ne varsa geride kalan, ağır ağır ilerleyen bu yaşamda, bütün bütüne yokolmadılar.
Biliyorum, daha gerçekleşmedi düşlerim, şarkılarım söylenmedi, ama Senin çalgının tellerinde geziniyor hepsi, bütün bütüne yokolmadılar.



Rabindranath Tagore

'Seni, Yalnız Seni'... [Rabindranath Tagore]

Seni-yalnız seni der yüregim
Yalnız seni-yalnız seni-yalnız seni
Günümde gecemde nice tutkularım
Seni der yalnız seni-yalnız seni-yalnız seni
Bir ışık dileği şavklanır karanlıklarda
Derininden derininden seslenir bilincin
Seni der-yalnız seni-yalnız seni
Nasıl çarparsa vargücüyle karayel
Durgunluğa suskunluğu son diye
Öyle carpar aşkına başkaldırışım
Öyle çarpar-öyle ses verir acılı:
Yalnız seni der-yalnız seni yalnız seni
Yalnız..



Rabindranath Tagore

'İçimizdeki Şeytandan'... [Sabahattin Ali]

İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi mesulünü bulmuştum: buna içimizdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok, içimizde acz var, tembellik var, iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.


Sabahattin Ali

'Sevgilim Bir Günün Ortası Şimdi'... [Cemal Süreya]

Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor
Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.
Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.
Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?
Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi! Cemal Süreya

'Umut'...

İlkbahar için şöyle söyleyemezsin: "Erken gelsin ve uzun sürsün." Sadece şunu diyebilirsin: "Gelsin bahar, taşıdığı umutla yıkasın beni ve elinden geldiği kadar kalsın." 


Paulo Coelho

'The Beaver' Filminden Hayata Dair...

Resim
yoruma gerek olmadığını düşünüyorum...



"Bazen, ilham kaynağı gecenin ortasında geliverir.
Bazen, hayata devam etmek için bir noktaya ulaşırız...
Geçmişe sünger çekmemiz gerekir.
Kendimizi, içinde kapana  kısılmış bir kutu olarak görmeye başlarız.
Ne kadar uğraşıp kaçmaya çalışsak da,
Kişisel gelişim, terapi, ilaçlar, daha da çok batıyoruz...
Kutudan çıkmanın tek yolu, ondan beraber kurtulmaktır...
Yani, aslında onu sen yapmışsındır...
Çevresinde cesaretini kıran insanlara kim ihtiyaç duyar ki?..
Seviyor gibi görünen karına,
Seni görmeye bile dayanamayan oğluna...
Demek istediğim, onların acısına son vermek...
Sil baştan başlamak delilik değildir...
Delilik, sefil olmaktır...
Ve etrafta, yarı uykulu, uyuşuk, günden güne dolaşmaktır.
Delilik, mutlu numarası yapmaktır...
Olayların olduğu şeklinin aksine, lanet hayatlarının geri kalanında olmaları gerektiği gibi numara yapmaktır.
Tüm potansiyeli, umudu, tüm keyfi, duyguyu, tüm bu hırsı hayat sizden emdi...
Elini uzat, kolundan tut!..
Ve kan emici insan …

23 Yıldır Daha Nereye Dayanacak Bu Bıçak!!!

Resim
Ne 'menem' birşey bu siyaset!.. 





...

Dinlenmeyen Aşk... [Johann Wolfgang von Goethe]

Kara, yağmura doğru, Rüzgara karşı, buğulu Uçurumlar arasından, Sislerin ortasından, Yılmadan! Durmadan! Sıkılmadan! Yorulmadan!
Daha çok gam üstlenip Yaşamak isterim ben, Hayatın gani tadını alıp Taşımaktansa mütemadiyen. Onca meyiller muzdarip Kalpten kalbe akar, Aman, nasıl da garip Neşreder tüm ağrılar!
Nereye kaçayım? Ormana mı dalayım? Herşey nafile! Ömrün tahtı çile, Huzuru ve tacı, Aşk, sensin Acı!
Johann Wolfgang von Goethe

Gezinen Bir Gölgedir Hayat... [W.Shakespeare]

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.
William Shakespeare

Aşk... [Ömer Hayyam]

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben Perde ardında sen ben dedikodusu var amma… Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben
Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun Dünya esen yel üstüne kuruldu.. Varlığımız iki yokluk arasındadır Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin
Medresede söz vardır tekkede de hal Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de İster şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir
Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak Yarını düşünmen beyhude bir heves Bir çok kişiden arda kalanlar Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin…
Ömer Hayyam

'Dostluk' Üzerine... [Cicero]

 Dostluk konusunda düşündüğüm zaman, hep şu noktayı gözönünde tutmalı diye düşünürüm: Acaba dostluğu arattıran sebep güçsüzlük veya ihtiyaç mıdır? Acaba karşılıklı yardımlaşmaya girişirken insanların amacı tek başlarına pek başaramayacakları şeyi bir başkasının yardımıyla elde etmek, sırası gelince karşılığını yapmak mıdır? Yoksa bu yardımlaşma dostluğun özelliğidir de, dostluğun daha derin, daha asil, sırf doğanın (tabiatın) yarattığı başka bir neden mi vardır? Dostluğa adını veren sevgi, insanların yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmasında başlıca nedendir. Çünkü çıkarlar çok kez kendine dost süsü veren ve durum gerektirdiği için saygı, ilgi gösteren insanlardan bile elde edilebilir, oysaki dostlukta hiçbir şey yalan ve yapmacık değildir, her şey gerçektir ve içten gelir. Bu yüzden, sanırım, dostluğu gereksinme (ihtiyaç) değil, doğa yaratır. Dostluğun doğuşunda, ondan ne çıkarlar elde edileceği düşüncesinden çok, ruhların sevgi ve bağlanması var…
Birçokları kendilerinin yapamayac…

Bu Dünyanın En Hoş Şeyleri... [Friedrich Hölderlin]

En güzel şeylerini tanıdım bu dünyanın,
Gençlik saatleri çoktan akıp geçmiştir.
Nisan, Mayıs, Haziran ıraklara uçmuştur,
Tükendim yeter gayri zevki yok yaşamanın.
Hayatın çizgileri ne kadar değişiktir,
Tıpkı yollar gibidir, dağların hudutlanan
Bizim varlığımızı Tanrı’dır tamamlayan,
Sonsuz lütûflariyle, huzuru, ahengiyle.
Friedrich Hölderlin

Merdiven... [Ahmet Haşim]

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta, Kızıl havalrı seyret ki akşam olmakta…
Ahmet Haşim

İlim... [M.Kemal Atatürk]

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en geröçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her sdakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.
Gözlerimiz kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünyayla alakasız yaşayamayız. Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fenle olur. İlim ve fen neredeyse oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.
Her yeni yetişen, kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman gelecek nesiller birbirinden …

Eski Zaman Aşığı... [Oktay Rıfat Horozcu]

Ben eski zaman âşığıyım Sevda çeker düşünürüm ağlarım Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım.
Herkes âşık olur sevdalanır Bir yolu var gönül çekmenin de Benimki sevda değil ateşten gömlek Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde
Ama ben eski zaman âşığıyım Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden Gece hayalimde gündüz fikrimde Ela[Yeşil] gözlü o yâr çıkmaz gönülden
Oktay Rıfat Horozcu