'Aşk'a Dair... [Mevlana]






Yanımda değilsin, ama boyuna seni anmadayım..Benimlesin sen, gönlüm görüyor seni gözümde kaybolsan da !..Göz ; Sevdiğini, gördüğünü yitirebilir..! Can 

gözüyse gördüğünü boyuna görür, durur... 


Aşk nasip işidir, hesap işi değil! Aşk adayıştır, arayış değil! Sen adanmışsan ve yanmışsan bu uğurda, aşk seni bulmaya gelir! 


Aşk beni ârif etti, inceltti zarif etti. Ben aşkı bilmezdim. Aşk beni tarif etti..


Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın... her iki yolda da, bir 

gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak 


Sen benim gönlümde oldukça,Yemen’de de olsan benim yanımdasın.Eğer sen benim gönlümde değilsen,yanımda da olsan Yemen’de sayılırsın.


Mevlana der ki; Ben bir balığım, Aşk ise daldığım bir derya... Aşktan gözlerim y...aşlı olsa da o derya gözyaşımı nerden bilir... Başımı o denizden çıkarayım 

desem, balığım ya; Nefesim Kesilir...


Yapma Gönül! 
Bu postu sana ulu orta serdirmezler, 
dilenci kılığında saraya girdirmezler. 
Çöllerde sevda için imtahan verdirmeden; 
her Mecnûn diyeni Leyla’ya erdirmezler...


Yangın yerine bak!.. 
Ateşten külden kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… 
Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye… 
Aşk gelmesin seninle dile… 
İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!.. 
...Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… 
Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. 
Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!


O beni ’herhalde’ sevmiş.? oysa ben Onu ’her halde’ sevmiştim... 


Gerçek aşk sevdiğini anınca yanmak, yandıkça sevdireni anmaktır... 


Açlığa sabredersin adı "oruç" olur. 
Acıya sabredersin adı "metanet" olur. 
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur. 
Dileğe sabredersin adı "dua"olur. 
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur. 
Özleme sabredersin adı"hasret" olur. 
Sevgiye sabredersin... adı "AŞK" olur...


Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesi.. 
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… ‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek. 
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar. 
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek...


Ey aşık, hani özlem çekiyorsun ya sevgiliye! 
Bil ki sevgilidendir özlemin özü. 
Odur asıl sana özlem duyan. 
Çünkü o tutuşturmayınca alevi, kimsede olmaz ateş. 
Ve aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer.


İranlı bir şair Mevlana`nın da olduğu bir meclisde "aşk"la ilgili konu açıldığında;"Aşka uçarsan kanatların yanar." der. Mevlana bir süre susar... Sessizliği ile ilgiyi üstünde toplar... Başını kaldırır, İranlı şaire acıyarak bakar... Küçük bir çocuğa ders verir gibi;"Aşka uçmazsan, kanat ne işe yarar?"...

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına