'Kaldırım Çocukları'... [Peyami Sefa]



Şapkamın kenarını gözlerime indirdim pardesumun geniş eteklerini bir harminiye gibi vücuduma doladım, 

ellerimi divan durur gibi önümde kavuşturdum kendi kendime sarıldım ve yürüdüm. 

Gece yarısından sonra üçüncü saat. 

Beyoğlu kaldırımındayım. Ağır ağır yürüyorum. Caddenin kenar çizgileri bir makas ağzı gibi açılarak 

bana doğru geliyorlar. Ara sıra sendeliyorum . 

Bir tesbihin taneleri gibi havaya dizili ışıklar, ben sendeledikce sallanıyorlar; 

bazı tesbih kopuyor ve taneler düşüyor duvarlara çarpıyorum. Söylemeye ne hacet? Sarhoşum. 

Duvarlara, sersemlere, sarhoşlara ve uyku sersemlerine çarpıyorum. 

Ne yürüyüş, enfes! Ben gece yarısı kaldırımlara bayılırım. Gece yarısı kaldırımların hürriyetine, 

kimsezliğine vurgunum. Bende kimsesiz ve hürüm bende kaldırım çocuğuyum. 

Hey!... Bütün hayatım onların üstünde gecti, onların kaldırımların üstünde, 

bütün hülyalarımı onların üstünde kurum; o hülyalar ki hiç biri olmadı fakat ben severim onları, 

kaldırımları. 



Onların üsütnde evimde gibiyim. Gelip geçen gelip geçen bütün insanlar misafirimdirler, 

sanki bahçemde geziyorlar. 

Bütün dükkanlar ve binalar kendi malım ve onları veriyorum, isteyenlere, hırsızlara mal düşkünlerine. 

Bana yalnız kaldırımları bıraksınlar yetişir. 

Gece yarısından sonra yoldaşlarım pek kibar şeyler değildir. Arabacılar, şoförler, sefiller ve köpekler. 

Gece yarısından sonra kaldırımlarda uyumak için kuru bir parça yer arıyan etsiz ve tüysüz, kuyrukları bile tüysüz, 

vücutları uzun ve karınları çukur. 

Sıska ve sessiz, filozof ve mütevekkil, aç ve yorgun köpekleri bilir misiniz? 

Onları ben pek iyi tanırım, onların hayatı benim hayatımdır inanınız. 

İnanınız ki en cesur yaşayan biziz üç büyük korku bizde yoktur. Sefalet, hastalık, ölüm korkusu. 

Bu en büyük üç zaaftan kurtulduk. 

Biz kaldırım çocukları ve kaldırım köpekleri insanların ve hayvanların en kuvvetlisiyiz. 

Ölümden kormuyoruz ki hastalıktan korkalim, hastalıktan korkmuyoruz ki sefaletten korkmuyoruz ki, 

dolgun bir karın sıvamak ihtiyaciyle hamilerimizin önünde elpençe divan olalim ve onlara 

<< afiyeti devletiniz nasıldır efendim>> diye soralim... 

Peyami Safa

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına