Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ey Aşk!..

Ey Aşk!..
Kurban Olduğum,
Canım, Cananım, Nefesim, 
Geçmişim, Geleceğim, 
Ömrüm, Sonsuzluğum, Sebebim, 
Beklediğim, Umudum, Herşeyim,
Ey Aşk!..
Teslim etme hayatın düşüncelerine kendini...
Teslim etme Yüreğine tutunmuş, tutmuş elleri hain ellere...
Teslim etme kirlenmemiş, sadık bir Yüreği hayata...
Bir ben var bende... Bir bilsen ne halde...
Bir duyabilsen sessizliğini, 
Bir anlayabilsen anlatamadıklarını,
Bir bilsen 'CAN'ı 'CANAN'ı olduğunu,
Bilsen ve sonsuzca Hissedip silkinsen!..
Bir ben var bende... 
Aşk için; aptal olmuş, abdal olmuş, sus pus olmuş, virane, divane...
Ey Aşk!.. Beni hayatın hiçbirşeyi değil, Senin içinde gizlenen hayat yok eder... 


btr

Her Halinle Herşeyinle Güzelsin... [Emel Sayın]

.........


Hastayım...

"Hastayım...
Aşk'a...
İnatla değil, Aşk'la...
Derdim, Dermanım, Tabibim Aşk..."


btr

Gündüzüm Seninle... [Yeliz]

Gündüzüm seninle
Gündüzüm seninle gecem seninle
Beyhude geçti bu ömrüm derdinle

Askimi bir sir gibi
Senelerdir sakladim
Geceleri rüyamda
Hep seni sayikladim

Sevgilim saçlarin zannetme solmaz
Dünyada sevenler bahtiyar olmaz



'Cânan Yurdu'... [Mehmet Akif Ersoy]

Eyvâh ıssız diyâr-ı dilber... Her hatvesi bir mezâr-ı muğber!
Uçmuş da bakındığım terâne, Kalmış sessiz bir âşiyâne.
Yer yer medfun durur emeller... Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler!
Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk Olmuş yatıyor o buk'a-i pâk
Yâ Rab, ne için o lem'a nâbûd? Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd?
Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan, Üstünde bu perde perde hicran?
Lâkin görünen kimin hayâli? Cânan gibi tıpkı yâl ü bâli...
Keysû-yi siyâh-ı târumârı, Altında cebîn-i lem'a-dârı,
Zulmetler içinde subh-i mahmûr; Yâ gözbebeğinde nazra-i nûr;
Yâ ebr-i bahâr içinde cevvâl Bârân şeklinde dürr-i seyyâl;
Yâ sînede her zaman coşan yâd, Yâ kayd-ı bedende rûh-i âzâd.
Ey tayf-ı nigeh-fırîbi yârin Olmaz mı bir ân için karârın?
Heyhât, serâb-ı şavka döndün... Karşımda parıldamanla söndün!
Kimden sorayım ki nerde dilber? Makber gibi samt içinde her yer.
Cânan! Cânan!.. dedim, arandım... Bir aks-i nidâ dedikçe, yandım!.
Yâ Rab, neye hem sağır, hem ebkem, Dağlar, dereler, bütün şu âlem?
Ey sevdiğimin sevimli yurdu, Hâlin, ban…

'Günah, Istırap ve Acı Çekmek Üzerine'... [Franz Kafka]

Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de, hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. Üzerinde yürünmek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.


İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız oldukları için Cennet'ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar. Ama belki de belli başlı sadece bir günahları var: Sabırsızlık. Sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıklarından ötürü geri dönemiyorlar.


İnsanoğlunun gelişiminin kesin sonuca ulaşacağı an, sürekli yinelenip durur. Devrimci düşünsel hareketlerin geçmiş bütün her şeyin geçersiz olduğunu ilan etmeleri bunun için doğrudur, henüz hiçbir şey olup bitmemiştir çünkü.


Kötü'nün elindeki en ayartıcı silah, savaşa çağrıdır. Kadınlarla yapılan savaşa benzer, ki sonu yatakta biter. 


Pis kokulu bir kancık, sayısız yavrunun üreticisi, daha şimdiden yer yer çürüyen, gerçi çocukluğumda benim her şeyimdi, her zaman sadakatle peşimden gelir, tekmeleyemem ama, on…

'Dert Bir Değil'... [Nihat Genç'in Eski Yazılarından]

Benim güzel halkım. Dükkanını açtın mı? Ortalığın tozunu aldın mı? Çayını demledin mi? Telefonlarına baktın mı? Bugün olsun üzme kendini. Allah bir kapı açar. Allah hepinize sakin bir vicdan versin.

Dert bir değil hangisinden başlasak. Açlığımız yetmiyormuş gibi başımızda Amerikan belası. Durmadan değişen kanunları var, bakın, Birleşmiş Milletler'i devreden çıkardılar.

Şimdi kanun da kalmadı. İnsan dünyayı yönetir de bir yasası olmaz mı? Kanunları yok ama parayla satın alınmış gazetecileri var. Gidin Avrupa'yı, Asya'yı karıştırın. Yok. Tutturmuşlar buraları infilak ettirecekler. Buna sebep İsrail şeytanı burada oturuyor.

İsrailliler yüzyıl önce İsrail'i kurmak için dünyayı kandırıyor; konferans üstüne konferans yapıp kardeşçe nutuklar atıyorlar: 'Bütün dünyaya Araplarla Yahudilerin kardeşliğini göstereceğiz!' diye.

O zaman sözleri buydu. Şimdi dünyanın en çok kan dökülen coğrafyası oldu. Tarih boyu Müslüman topraklarda tek Yahudi öldürülmedi. Endülüs'te, Abbasi…

'Erdem' Üzerine Düşünürlerden Kısa Kısa...

FARABI: Kişiyi erdemli kılan Tanrı'dır.

Friedrich HEGEL: Erdem, varlığın bilincidir.

KALLIKES: Erdem, güçsüzün işine gelendir.

SPINOZA: Erdem akla uygun davranmaktır.

VOLTAIRE: Erdem, benzerine iyilik etmektir.

HUTCHESON: Erdem bir eğilimdir, iç güdüdür.

ARISTIPPOS: Erdem, haz almada ölçülü olmaktır.

ORIGENES: Erdem, Tanrı karşısında ölçülü olmaktır.

Joseph BUTLER: Kişinin kendi kendinin yargılamasıdır.

GEULINCX: Erdem, Tanrı'nın düzenine boyun eğmektir.

Immanuel KANT: Erdem bir içgüdü işi değil bir akıl işidir.

Max STIRNER: Erdem, kendi isteklerime benim uygunluğumdur.
SCHOPENHAUER: Erdem denmeye değer tek eğilim acımaktır.

BERKELEY: Erdem, sonsuz güçlü ruhun idrak ettirdiği bir fikirdir.

LEIBNIZ: Erdem bir zorunluluktur şu halde erdemsizlik mümkün değildir.

Samuel CLARKE: Erdem nesnelerin doğal niteliklerine uygun davranmaktır.

SARTRE: Hiç bir şey kişi oğlunu, kendinden, kendi benliğinden kurtaramaz.

Friedrich NIETZSCHE: Erdem, insanın insanüstüne ulaşmak için harcadığı çabadır.

KONG FU TSEU:…

'Mahkeme Önünde'... [Franz Kafka]

Mahkemenin önünde bir görevli durur. Bu görevliye, ülkeden bir adam gelir ve ona mahkeme önüne çıkıp çıkamayacağını sorar.
Ama görevli, o anda kendisini kabul edemeyeceğini söyler. Adam bir an düşünür ve bunun daha sonradan kabul edilebileceği anlamına mı geldiğini sorar. “Olabilir,” der görevli, “ama şu anda değil”.

Mahkemelere giden kapı , her zamanki gibi açık olduğundan ve görevli kenara çekildiğinden, adam kapıdan içeriye bakmak için eğilir.



Görevli bunu gördüğünde güler ve şöyle der: “Eğer bu kadar çok istiyorsan, benim yasaklamama rağmen girmeye çalış. Ama dikkat et: Ben güçlüyüm. Ve ben, sadece en baştaki görevliyim. Bir holden diğerlerine geçişte, başka görevliler karşına çıkacak. Hepsi de bir öncekinden daha güçlü olacak. Üçüncünün sadece görünüşü bile, benim kaldırabileceğimden fazla.” Ülkeden gelen adam bu kadar zorlukla karşılaşmayı beklemiyordur. O, mahkemelerin herkese, her an açık olduğunu zannetmiştir; ama şimdi kalın paltosu içindeki görevliye, büyük , sivri burnuna, uz…

'Sezenler Olmuş'... [YeniTürkü/Ümmüşen]

Müzik güzel, güzel ama içinde 'YeniTürkü' olunca bir başka güzel... 'halen' beklediğimiz yeni albümlerindede olan bir şarkıdır... 


'Aşk'a...

Seni yerlerde göklerde bulamazlarken,
bende gizli olduğunu sezenler olmuş.
Dumlu dumluymuşsun yüreğimde,
kımıl kımılmışsın bileklerimde...

Domur domur ter ışıl ışıl fer
Ellerimde gözbebeğimde..
Aramızda dağlar yollar yıllar var iken,
Beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş...
Sargın yaprakmışım dallarına,
yangın toprakmışım yağmurlarına.

Türkü olmuşsun, umudummuşsun
sevdama yarınlarıma...

Oysa Ben... [Fikret Kızılok]

Gidiyordum yelkenimin rüzgarında Mavi bir gök pamuk gibi bulutlarda Dudaklarım dalgaların tuzunu tadıyordu Ve güneş tatlı tatlı tenimi yakıyordu Oysa ben yaşanmamış sevdalarda Yarım kalmış duygularda Ve çığ tutmuş umutlarda

Sonsuzluğum(-uz)... [Can Dündar]

Dün Canım olan
Yarın, Düşmanım olmaz benim
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selamları hep alınır…

Sildiklerim vardır bir de,
onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır

Vicdanla birlikte
Şeref ararım ben sevdiklerimde
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim
Zaman gelir şerefsizleri de severim

Her yerde gözüm kulağım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…

İnkar olmaz benim hayatımda
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam
Sayanları da SAYMAM
kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz

Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, 
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz

Can Dündar 

'Bir Kızıl Gonca'... [Serkan Çağrı]

Ağzına sağlık Üstad...

Eşlik etmek isterseniz;


Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülsün sen dudağım

Kuruyan kalplere sevda otağım
Kimbilir hangi gönüldür durağın 
Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der

Kimi billur bakışından sözeder
Kimbilir hangi gönüldür durağın 

'Önceleyin'... [Cemal Süreya]

Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne kodum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce



1954
Cemal SÜREYA
(Üvercinka)

Kader... [Metin Şentürk/Enstrumental]

Yaprak Dökümü dizisinden benim için geriye kalan tek güzel şey; müzikleri... Ve bu müziklerin içinde Metin Şentürk'ün söylemiş ve çalmış olduğu 'Kader' şarkısını beğenmiştim. Enstrumental olanını paylaşmak istedim; beğeneceğinizi tahmin ediyorum. İyi dinlemeler...


'Berduş' Filminden 'Müzikal' Güzel Bir Sahne... [Zeki Müren]

İyi seyirler...


'Başa Gelen Çekilirmiş'... [Orhan Gencebay][Plak Kaydı]

Başa gelen çekilimiş,çekemem diyemem,
Yar eliyle zehir verse,içemem diyemem,
Ben aşkımı senle buldum, sana inandım
Yeminim var senden başka sevemem sevemem. 


Her gün ayrı bir dert,
Her gün bir ızdırap,
Kurtar beni bu çileden,
Sevgili Yarab.. 
Aşktan anlamayan aşka gülüp geçermiş,
Aşık olan gece gündüz dertten içermiş, 

Sevilmeden sevenlerin yazık ömrüne,
Böyle aşıkların ömrü boşa geçermiş,

Her gün ayrı bir dert,
Her gün bir ızdırap,
Kurtar beni bu çileden,
Sevgili Yarab..

'Türk Kahvesi İçiyorum, Kahveme Sahip Çıkıyorum'...

Resim
"Türkiye’nin önde gelen, halkın sevdiği, kendi dalında başarılı 11 ünlü isim, Sertap Erener,  Haldun DORMEN, Kerem GÖRSEV, Ali SUNAL, Kadir Doğulu, Ayşegül ALDİNC, Ali Kırca, Saba Tümer, Nevra SEREZLI, Fuat GÜNER, Ebru Akel, Zeynel Abidin Ağgül’ün kamerasının önüne geçerek ` ‘ TÜRK KAHVESİ İÇİYORUM, KAHVEME SAHIP ÇIKIYORUM’ dedi.
Atıl Kutoğlu tarafindan Türk Kahve Derneği yararına tasarlanan Türk kahvesi fıncanları, Karaca Porselen tarafından üretildi.
Selçuklu motiflerlerinden esinlenerek hazırlanan fincanlar turkuvaz ve mor olarak, iki farklı renkte konukların beğenisine sunuldu.
Türk kahvesine sahip çıkmak ve yurtdışında Türk kahvesini tanıtmak amacı ile başlatılan projenin tanıtım gecesi 17 Ocak Salı günü seçkin 400 davetlinin katıldığı gecede Adile Sultan Saray’ında yapıldı."

Tebrik ederim ve eklemek isterim... Sadece Kahvemize değil, BAKLAVAMIZA, YOĞURTUMUZA, LOKUMUMUZA da ve Nice bu şekilde elimizden -edepsizce- alınan DEĞERLERİMİZE de sahip çıkalım...




Bahar... [Düşbaz]

Dağların ardındayım gecenin koynundayım  Ecelim olsan bile yar vazgeçmem burdayım  Yanıyor yanıyor zaman acıyor ruhum yaman  Kalbim duruyor zamanla sensizlik olmadan  Gülleri döküyorum saçlarının içine  Sevdan bahar diyorum o güzel gözlerine  Yar bahar diyorum o güzel gözlerine

'Aç Olmayan Adam'... [Ahmet Haşim]

Resim
Ekseriya Galata’da Tophane taraflarında dolaşan serseri bir Afrikalı zenci var.

İstanbulluların çoğu bunu görmüştür. Gurbete düşmüş bir zürafa, bir devekuşunu andıran uzun boylu bir adam!

Ayakları ıslak taşların çamuru içinde, ağlıyordu

Geçenlerde, bir yağmurlu günde otomobille Galata’dan geçiyordum. Birden, arabanın camları arkasından Afrikalı serseriyi, kaldırım üstünde, yalın ayak, başı kabak dikilmiş gördüm.

Kasvetli bir sonbahar semâsının paçavraları andıran siyah bulutlarından şehir üstüne akan sinirli bir yağmur altında, tunç bir heykel gibi hareketsiz, kırmızı gözleriyle, sanki ceylanların koştuğu güneşli bir Afrika ufkuna dalmış, bekliyordu.

Yağmur suları, kıvırcık saçlı başından, çökük şakaklarından ve bir sefâlet sakalının bittiği çenesinden akıyordu. Ayakları ıslak taşların çamuru içinde, ağlıyordu. Bir güneş çocuğu için ne müthiş bir sefâlet!
İkdam Gazetesi

Ekmekle doyabildikten sonra, yemeğe ne hâcet!

Şoföre “bu adamın kim olduğunu, bu zavallıya niçin kimsenin merhamet etmediğin…

Ceylan Gözlüm... [Hayri Şahin]

Osmanlı'da 'Deli'ler...

Resim
Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır.

Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliğin ismidir.

Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi. Başlarında tüylü bir miğfer, ellerinde de yine tüylü bir kalkan bulunurdu. Ayaklarında mahmuzlu çizmeleri vardı. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmalarıydı ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. Bayraklarında "Kaderde ne varsa o gelir başa" yazılıydı.

Türkler, Boşnaklar, Hırvatlar, ve diğer Slav halklarından oluşturulan Osmanlı birlikleri, Rumeli beylerbeyi ve serhat beylerinin maiyet askerleri arasında yer alırlar. En tehlikeli göre…

Batan Gün Kana Benziyor... [Müzeyyen Senar]

Ne gider gece gece Müzeyyen Senar yorumuyla bu şarkı ama... Saygıyla; kulaklarınızdaki hayatın hengamesini biraz olsun uzaklaştırması temennisiyle...


Batan gün kana benziyor  Yaralı cana benziyor  Esmerim vay vay  Ah ediyor bir gül için Şu bülbül bana benziyor  Vay benim garip gönlüm  Gece kapladı her yeri  Keder sardı dereleri  Esmerim vay vay  Düşman değil sevda açtı  Sinemdeki yareleri  Vay benim garip gönlüm İşte Seni Seven Benim Senin Aşk'ınla Ölenim Günah ise Gönül çekmek Vur boynumu ben öleyim Kıyma bana güzelim Güzeller içinde teksin Gönül hep sevdanı çeksin Biliyorum en sonunda  Beni Sen öldüreceksin Kıyma bana Güzelim ...

Aşk'a Dair... Hafif 'Limoni'...

İnternette, çevremdeki insanların yaptığı sohbetlerde sık sık karşılaşırım. Aşk'a dair bir hikayede yapılan iyiliğin, -Aşk'la- uzun bir süre sonra dile getirilmesini genel olarak insanlar doğru bulup takdir ederler. Sizce Aşk'a dair olanın içindeki 'iyi' olanı uzun bir süre 'sevdiğin' insan için yok saydıysan -katlanarak değil asla!- bu durumu bir süre sonra karşındaki o sevdiğin insana söylemek doğru mudur?.. Bana göre değil. Doğru olmamasının sebebini 'empati' yapmamla açıklayabilirim. O an'ı yaşarken karşıdaki insanın yaşadığı acıyı hiç kimsenin yaşatamayacağının bilinciyle açıklayabilirim. Geriye dönemeyeceğinin bilinciyle içine yerleşecek olan kocaman pişmanlıkla açıklayabilirim... Önyargının, Merhametin, -kendince- Fedakarlığın, Aşk'ı yavaş yavaş yok etmesiyle açıklayabilirim. İçinde, Yüreğinde gerçekten Aşk'la karşısındakine bağlı olan biri nasıl böyle birşeyi yapabilir?.. Yapabilir mi? Olmaz... Belki bu sık sık karşılaştığım duru…

'Simuzer'...

Resim
Büyük bir çınar ağacı vardı.
Bir de küçük çınar.
Ama farklı kıyılardaydılar.
Aralarından bir ırmak akardı.
Birbirlerine bir nehir kadar yakındılar.
Ama bir nehir kadar da uzak.

Büyük çınar olgundu…
Ergindi, deneyimliydi…
Adı Zer'di.
Küçük çınar ise tazecikti.
Her tarafı capcanlıydı, yemyeşildi.
Adı Sim'di.
İkisini ayıran ırmağın ismini Firak koymuşlardı.
Ayrılık anl..... gelen.
Sadece bir tek dilekleri vardı: 
KAVUŞMAK!

Çevrede başka hiç ağaç yoktu sanki.
Onlar sadece birbirlerini görür, sever, özler ve isterlerdi.
Baharda süslenir, yazda yapraklanır, güzün sararır, kışın soyunurlardı.
Filizlenip yapraklanmaları kavuşma arzusundandı.
Sararıp solmaları da ayrılık acısından.
Kar, fırtına, ayaz oldu mu, Zer, Sim için üzülür, Sim de Zer için endişelenirdi.
Ayakları yoktu ki koşsunlar birbirlerine…
Kanatları yoktu ki uçsunlar!
Hiç olmazsa birisi ırmağı geçebilseydi!
Hayır!
İmkansızdı bu.
"Yan yana olsak!" derdi Zer.
"Can cana yaşasak!" derdi Sim.
Güneş etrafı aydınlatmaya başladı mı neşel…

'Ordinaryüs'ümüz Lefter Küçükandonyadis Vefat Etti...

Tüm Fenerbahçe'lilerin Başı sağolsun...

Lefter'e ve Tüm Fenerbahçe'lilere İthafen...


Yavru Vatan-ı-'Sever'imizi Kaybettik... Başımız Sağolsun.

Kıbrıs'ımızın 'Oğlu'nu kaybettik... Başımız sağolsun...


Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefat etti. İç organlarında dün yetersizlik başgösteren Denktaş, bu sabah itibarıyla solunum cihazına, akşam saatlerinde ise diyalize bağlanmıştı. Rauf Denktaş, adı Kıbrıs'la özdeşleşen, Kıbrıs deyince akla gelen ilk isimdi.
1958 Haziran’ında Rumların yeraltı örgütü EOKA'ya karşı Kıbrıslı Türkleri korumayı amaçlayan Türk Mukavemet Teşkilatı'nın 4 kişilik ilk hücresinde yer aldı. Denktaş, "Toros" kod adıyla bir numaralı TMT mücahidi olarak kaydedildi. 1959'daki Londra-Zürih anlaşmalarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının hazırlanması çalışmalarına katılan Denktaş 1960'ta Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı’na seçildi. 3 yıl sonra, 1963'te cumhuriyetin yıkılması ve Rumların saldırılarının yeniden başlamasıyla Kıbrıslı Türkler, dolayısıyla Rauf Denktaş içi…