'Dert Bir Değil'... [Nihat Genç'in Eski Yazılarından]




Benim güzel halkım. Dükkanını açtın mı? Ortalığın tozunu aldın mı? Çayını demledin mi? Telefonlarına baktın mı? Bugün olsun üzme kendini. Allah bir kapı açar. Allah hepinize sakin bir vicdan versin.

Dert bir değil hangisinden başlasak. Açlığımız yetmiyormuş gibi başımızda Amerikan belası. Durmadan değişen kanunları var, bakın, Birleşmiş Milletler'i devreden çıkardılar.

Şimdi kanun da kalmadı. İnsan dünyayı yönetir de bir yasası olmaz mı? Kanunları yok ama parayla satın alınmış gazetecileri var. Gidin Avrupa'yı, Asya'yı karıştırın. Yok. Tutturmuşlar buraları infilak ettirecekler. Buna sebep İsrail şeytanı burada oturuyor.

İsrailliler yüzyıl önce İsrail'i kurmak için dünyayı kandırıyor; konferans üstüne konferans yapıp kardeşçe nutuklar atıyorlar: 'Bütün dünyaya Araplarla Yahudilerin kardeşliğini göstereceğiz!' diye.

O zaman sözleri buydu. Şimdi dünyanın en çok kan dökülen coğrafyası oldu. Tarih boyu Müslüman topraklarda tek Yahudi öldürülmedi. Endülüs'te, Abbasi'de, Osmanlı'da... Onları öldürüp soykırımdan geçiren Avrupalılar.



Şimdi oturmuş bizi beğenmiyorlar. Neyse, durun artık. Siz orda oturun biz burada. Dalaşmayın. Gelip benim topraklarımı, kollarımı, bacaklarımı parçalıyorsun. Nifak tohumu atıyorsun. Baksanıza okumuş aydınlarımız bunların dalavera oyunlarına çoktan kanmış. Okumuş insanlarımız yirmi beş yıldır aralıksız, Yahudi, Avrupa oyunlarını ülkemize taşıyor. Çünkü habire Türk, Kürt, laik, Alevi, şeriat, diye konuşuyor. Ayrım gayrım yoktu, nerden çıktı bunlar.

Elçilerimiz anılarında anlatır. ASALA eylemlerine kadar ABD elçiliğimizde Ermeniler çalışırmış. Terörden sonra kalmadı. Şemdin Sakık şimdi basılmakta olan anılarında anlatıyor. Emirler veriyordu. Gidin öyle vurun ki, Türklerle Kürtler bir daha yanyana oturamazsın...

Oysa ortak binlerce türkümüz var, aynı bedende yaşamışız. Kürtçü dergi, gazetelerde çalışan arkadaşlara soruyorum. Siz niye Orta-Doğu'nun en büyük efsanevi komutanı Selahaddin Eyyübi'den hiç söz etmezsiniz. Selahattin Eyyübi Kürt idi. Ama ordusunun çoğunluğu Türk'tü. Haçlılar'a karşı savaştı, Kudüs'ü aldı. Hem Türkler hem Araplar hem de Kürtler'in her şeyidir Selahaddin Eyyübi. Ortaklık budur. Siz yine Selahaddin Eyyübi olun Haçlılar'a karşı savaşın, biz de ordunuzda yine asker olalım. Ama İsrail'le siyaset yapanların işine artık Selahaddin Eyyübi gelmiyor.

Bir romanımda kısacak anlatmıştım, 60'lı yıllarda Trabzon'a bir Yunanlı aile gelir. 'Helena Teyze'nin başında testi kıran Hatice Teyze'yi arıyoruz' dediler. Sarı çizmeli Mehmet ağa. Ama sonunda arayıp bulurlar. Araklı'nın bir köyünde. Helena'nın yardımcısı Hatice Teyze'yi.

Olay şu. Anneleri Helena, tenbih edip Trabzon'a göndermiş ve bu güzel hikayeyle büyütmüş çocuklarını. Savaş yıllarında Hatice Teyze Helena Teyze'ye testiyle su taşır, yardım edermiş. Bir gün silah sesleri duyulmuş, Ermeni çetecilerin. Helena Teyze Hatice Teyze'ye seslenmiş: 'Git bak Hatice, bu silah sesleri sizinkilerin mi, bizimkilerin mi?'... Hatice Teyze de sinirlenmiş o an. Helena Teyze'nin başında testiyi kırarken: 'Bugüne kadar sizinkiler bizimkiler mi varmış?' diye.

Halkımız ayrım gayrım sevmedi. Bugün Türkçüler miting yapıyor elli kişi bulamıyor, Kürtçüler otuz kişi bulamıyor. Ama bunların gazetelerinde yüzlerce yazar, habire Türk, habire Kürt diyor.

İşte halkımız son otuz yılda Anadolu'nun göbeğinde dünyanın binbir tilkili ajanlı oyunlarıyla karşı karşıya kaldı. Tek bir insanımız komşusuna yan bakmadı. Olup biteni göğsüyle yumuşattı.

Aydınlarımız bugün Türk, Kürt, Alevi diye konuşmayı herkese öğretmek istiyor. Ama halkımız bu ayrım gayrımlı konuşmaları hiç sevmedi, sevmiyor.

Bir gün Yunus Emre, Taptuk Emre'nin kapısına gelir, 'Kabul edilecek mi?' acaba? Taptuk Emre 'Hangi Yunus' diye sorarsa, Yunus üzülüp, çekip gidecek. Ama Taptuk Emre 'Bizim Yunus mu?' der... Bizim deyince, yer yerinden oynar. Bizim, bizim, bizim... Bu topraklar işte bu 'Biz' kelimesiyle kuruldu. Ruhumuz 'Biz'dir, Anadolu 'Biz'dir...

Binlerce yıl bizim çocuklarımız, bizim kadınlarımız, bizim köyümüz, bizim toprağımız, bizim insanımız, bizim memleketimiz diye diye konuştuk. Şimdi bu 'Biz' kelimesini birileri iptal ediyor...

Birileri iptal ederken türlü ajanlı bahaneler buluyor. Diyelim dil diye... Mevlana Mesnevisini Farsça yazdı. Aradan sekiz asır geçti. Bu topraklarda bugüne kadar tek bir insan çıkıp sitem etmedi, serzenişte bulunmadı. Niçin Türkçe yazmadın diye... Çünkü, siz yeter ki kapılarınızı herkese açın, istediğiniz dilde yazın. Siz yeter ki bu topraklarda kardeşçe konuşun, istediğiniz dilde konuşun. Farsça nire Türkçe nire, ama 'bizim' dedik...

Aydınlarımız Avrupalı ajanlı kitaplar okumuş, artık bizim demiyor. Ne diyor, Türk, Alevi, Laz diyor. Binlerce yıl tek bedende yaşayan halkımız bu aydınlara inanmıyor.

Halkımız, biz milli park gibi, hayvanat bahçesi miyiz, tilkiler ayrı, maymunlar ayrı kafeslerde otursun, diyor. Binlerce yıl karışarak geldik ebediyete karışarak gideceğiz...

İşte o akılları size veren Amerikalılar karışamıyor. Bugün zenci kızların beyazlarla evlenme oranı hala yüzde bir... Hala birbirlerini sevmiyor, karışamıyorlar. Ve yeryüzü topraklarında Anadolu kadar birbirine karışmış başka kültür, ülke, yok!..

Annem Hasankaleli, Ermeni vahşetiyle büyüdü. Ama yıllar yıllar sonra çocuklarının yanına Paris'e yerleşti.

Günboyu sıkılıyor, konuşacak kimse bulamıyor. Türkçe konuşan bir Ermeni komşusu var. Ama onun da köpeği var. Annem ne köpekli eve gider ne de eve köpekle geleni alır. Annem her gün Ermeni'nin yanında, dertleşiyor, arkadaş oluyor...

Anneme, biraz neşelenmek için dedim ki, 'Hayrola anne Paris seni de değiştirdi hani sen köpekten tiksinirdin?'

Annem: 'Oğlum köpek gavurun köpeği tamam. Ama, Ermeni bizim Ermeni'...

Hadi bir çay daha içelim.

Son otuz yılda Anadolu'da kaç kez yabancıların iç savaş girişimleri oldu. Hiçbiri tutmadı. Yabancı ajanlar etnik, mezhepci ideolojileriyle kaç kez düşmanlıkla saldırdı. Sünni dedi, Alevi dedi. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Korkudan donuverdik...

İşte hepsini bu anneler aşıverdi. Bir tek insanımız komşusuna yan gözle bakmadı. Batılı ajanlarla el ele verip bulandırdıkları bu suyu yine bu halkın kalbi damıttı, arıttı. Bu fitnelerin onda biri Fransa'da çıksaydı, bugün Fransa diye ülke kalmaz, dağılırdı.

Nasıl şaşırdılar? Onca fitneye, fesata, düşmanlığa rağmen yine dupduru bu halkın kalbi.

Çünkü o kalbin içinde Yunus gibi Hacıbektaş gibi Mevlana gibi filtreler var... Düşmanlık tutmuyor...

İşte Türkçüsü, Kürtçüsü derneğine, partisine adam bulamıyor. Kalabalıkları bu kadarcık.

Bu kadar da olsun artık, Anadolu çok daha çeşit kaldırır!..

Amerika Dışişleri Bakanı Rice'ya bir şey söyleyecektim. Laf oraya gelmedi. Şimdi de lafın hiç yeri değil ama ben yine lafımı sokuşturayım. Atalarımız der ki: 'Köleden ağa yaparsan sesiyle (narasıyla) minareyi yıkacağını sanır'.


Akşam
24/02/2005

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına