Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

'Sabır' Abidesi... [Yumurta Kabuğundan Sanat]

Resim

Tablodan Taşan Resimler...

Resim

Güler misin Ağlar mısın?.. ['Gerçek' bir 'Fıkra']

Yaşanmış gerçek bir olay...


Kayserinin Bünyan İlçesinde yaşayan bir işadamı, Kayseri Malatya kara yolu üzerinde, bir benzin istasyonuna girer. Lokantaya oturur ve orada kalabalık toplulukla birlikte bir ufak rakı içer ve yürüyüş mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çıkar.... Ancak dışarısı hem zifiri karanlık hem de korkunç bir kar tipi fırtınası başlamıştır. Benzin istasyonuna yaklaşık 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüş yolu kenarına varır. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulaşma derdindedir. Fırtına daha da şiddetlenir.... Adam bir-kaç adım ötesini bile görememektedir. Gelip-geçen bir araba da yoktur.. Nihayet karanlıklar içerisinde, hayalet gibi yavaş yavaş yaklaşan bir arabanın iki farını fark eder. Arabanın, tam önünde yavaşlamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve arabaya biner. Kapıyı kapatır, araba yeniden hareket eder... İçeridekilere merhaba demek ister. Ama o da ne ? Araba da kimse olmadığı gibi, direksiyonda da kimse yok !!! Birden paniğe …

Suda Koşan Kertenkele...

Resim
Suda yürüyen kertenkele saniyede 20 adım atarak suyun üstünde çılgınca koşar. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlar. Böylelikle ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengelerler. Kertenkelenin ayakları suyu ittiğinde, bir hava baloncuğu oluşturarak fazladan destek sağlar ve diğer ayağın dönüşünü tamamlayıp suya değmesi için zaman kazandırır. Ağırlık ikinci ayağa aktarılırken kertenkele, baloncuk yok olmadan önce birinci ayağını sudan çeker. Hava baloncuğu çok önemlidir, çünkü ayağı doğrudan suya değecek olsa, kertenkele suya düşebilir. Ayrıca kertenkelenin hareketi insanla kıyaslandığında, insanın bu hareketi gerçekleştirebilmesi için saniyede 30 m. koşması ve azami kas esnemesinin 15 katı bir esneme yapması gerekir ki, bu olanaksızdır. 











Japonların 'Fukakku Taktiği'... [2.Dünya Savaşı'ndan]

Iwo Jima alınmalıydı. Hem de ne pahasına olursa olsun! Küçük bir havalimanı, iki balıkçı köyü ve adanın ucundaki tek tepesiyle Iwo Jima, korunaksızdı. Amerikan uçakları adanın üzerinde saatlerce uçmuş ve birkaç yüz kişilik Japon müfrezesinin dışında kimseyi görmemişti. Bu adayı fethetmek, neredeyse keyifli bir yaz yürüyüşüne benzeyecekti.


Amerikalılar haklıydılar. Adada neredeyse kimse yoktu. Japonya'yı bombalayacak uçakların havalanacağı bu küçük ada, derin bir sessizliğe gömülmüş gibiydi... Amerikalılar, 1945 yazına gelindiğinde sessizliğin anlamını
artık biliyorlardı. Guadalcanal ve Filipinler'deki savaşlarda inanılmayacak şeyler görmüşlerdi. Ama bu seferki iş kolay olacağa benziyordu. 12 kilometrekarelik bir adada kaç Japon saklanabilirdi ki?


Çıkartmayı yönetecek Amiral Spruance'ın kesin emri vardı: Amerikalı denizciler adaya çıktığında, bir tekinin bile burnu kanamayacaktı! Hava Kuvvetleri tam 10 hafta boyunca, Heybeliada büyüklüğündeki bu adayı elindeki her şeyle bombal…

Sayıların İlginç Düzeni...

12345679, bu sayıların tek başına hiç bir özelliği yok. Ama 9 ve 9'un
katları ile çarptığınız zaman bakın ortaya nasıl ilginç bir sonuç çıkıyor.


12 345 679 x 9 = 111 111 111
12 345 679 x 18 = 222 222 222
12 345 679 x 27 = 333 333 333
12 345 679 x 36 = 444 444 444
12 345 679 x 45 = 555 555 555
12 345 679 x 54 = 666 666 666
12 345 679 x 63 = 777 777 777
12 345 679 x 72 = 888 888 888
12 345 679 x 81 = 999 999 999

12 345 679 x 999 999 999 = 12 345 678 987 654 321 

'Mozart Etkisi'...

5 küçük serada,kadife çiçeği ve petunya yetiştiriliyor. Seraların hepsi ayni büyüklükteler. Aynı ışığı ve suyu alıyorlar. Toprakları da aynı.Birinci seradaki bitki grubuna Bach, ikincisine Hint klasik müziği, üçüncüsüne yüksek sesli Rock, dördüncüsüne de Country-Western dinletiliyor.Beşinci seradaki bitki grubuna hiç müzik dinletilmiyor.

Sonuç...

Bach ve Hint müziğinin bitkilerin büyümesini büyük ölçüde artırdığı görülüyor. çiçekleri daha bollaşıyor.Rock çalınan serada ise bitkiler büyümeye direniyor gibiler. Country-Western çalınan seradaki bitkilerle hiç müzik çalınmayan beşinci seradaki bitkiler, neredeyse benzer bir gelişim gösteriyorlar. Müzik -görülüyor ki- doğayı bile etkiliyor.

Bu deneyi yapan Dorothy Retallack, önce çiçekleri uzun süre incelemiş.
Gözeneklerinin en fazla sabahın ilk saatlerinde, doğa, kuş sesleriyle canlanırken açıldığını, o saatlerde çiçeklerin canlandığını, boylarının büyüdüğünü saptamış. Aldığı esinle seralara müzik yayınına yönelmiş.
Müzik, insanları da mutlu, …

Bir Kere...

Bir kereyle başlıyor herşey...


Bir kere ağlamışsan hıçkıra hıçkıra,
derdini haykırırcasına, istediğini yaptırırcasına;
Bir kere gülmüşsen doya doya,
mutluluğunu paylaşırcasına, karşındakini aşağılarcasına;
Bir kere acıtmışsan  istemeye istemeye,
pişman olurcasına, pişman edercesine;
Bir kere inanmışsan güvene güvene,
sadık olurcasına, kandırılmayı göze alırcasına;
Bir kere umut etmişsen, tüm hayalinle,
her an gerçekleşecekmişcesine, zamanı ertelercesine;
Ölümün son nefesini ziyaretine dek yaşamaya devam edersin; 
Tekrar tekrar, kısır döngünün çıldırtan çaresizliğiyle...



Bir kere iyi olmuşsan, kötü olamazsın;
Bir kere aldatmışsan, sadık olamazsın;
Bir kere, sadece bir kere yeter geniş hayatı, ince çizgiye çevirmeye...



Bir kere Aşık olmuşsan, sadece Yüreğinin sesini duyarcasına,
gözlerinin gördüğü, sözlerinin söylediği,
geçmişi, geleceği, an'ı, hep ilk defa yaşarmışcasına...
Bir kere daha Aşık olmazsın... 




Bir kere Aşık oldum;
Tüm hayatı karşıma alırcasına!..








btr

Hüzünlü Bir Türkü... [Şu Tepe Pullu Tepe]

Bu akşam 'Her Gönülde Bir Aslan Yatar'[Zeki Alasya-Metin Akpınar] filmine rast geldik tv'de.  Bu türküyü o hüzünlü sahnelerle dinleyince sizlerle de paylaşmak istedim. İyi dinlemeler...






'Bir Süre Sonra'... [Veronica Shoffstall]

Resim
Bir süre sonra,
bir eli tutmakla, bir ruhu zincirlemek arasındaki
ince farkı öğrenirsin,

Ve aşkın yaşlanmak,
birlikte olmanın da güvende olmak
anlamına gelmediğini öğrenirsin.

Ve öpücüklerin sözleşme
ve hediyelerin de vaat olmadığını
öğrenmeye başlarsın.

Ve yenilgileri
başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın,
bir çocuğun üzüntüsü ile değil,
bir yetişkinin zarafeti ile...

Ve herşeyi,
bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin,
çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.

Bir süre sonra güneş ışığının
yakıcı olduğunu öğrenirsin,
eğer fazla maruz kalırsan.

Bu yüzden
başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden
kendi bahçeni yarat
ve kendi ruhunu kendin süsle.

Ve göreceksin ki dayanıklısın
ve kuvvetlisin
ve değerlisin...






'Bankerlerden Bütün Farkımız: Onlar Paralı Biz Parasız'... [Ogden Nash]

Bankaları övmek için yazıldı bu şiir.
Para şıkırtısı neymiş gör, hele bir bankadan içeri gir!
Bir de garip bir ses duyacaksın, ne kadın sesi o, ne su şırıltısı,
Bilirim, duymuşluğun yok, o, binlik banknotların hışırtısı.
Mermer konaklarda otururmuş bankerler, hakları,
Boşuna mı yıllar yılı "Milli Kalkınma" diye bağırıp çağırdıkları!
Asıl, bir usulleri var, ona borçlular her şeyi, o bir bozulmaya
görsün, bankaların işi bitti:
Kısacası, paraya muhtaç olanlardan gayrısına açılır kredi.
Sizi bilmez miyim hiç, anlı şanlı bankerler, nasıl da kılı kırk yararsınız!
Siz, ev kirasını ödemek için borç istemeye gelen vatandaşları
kuruş koklatmaksızın dehliyebilen milli kahramanlarsınız.
Evet. Siz, çocuğum doğacak diye iki yüz lira borç istemeye
görsün bir dar gelirli,maymunlara zart zurt eden
Tarzan edasıyla bakarsınız suratına,
"İşine git, oğlum!" dersiniz, "Ne sandın burasını? Burası ne
tefeci Şakir, ne emanetçi Sultana!"




Ama diyelim ki bir kalantor zat çıktı geldi bankanıza, olur …

'Kendi Olarak Sana Gelen'... [Oruç Aruoba]

Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen- 
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- 
O, işte... 

Tedavi Edici Filmler...

Orta yaş krizi mi yaşıyorsunuz? Suçluluk duygusu içinizi yiyip bitiriyor mu? Sağlıklı ilişkiler kuramıyor musunuz? Bu sorunların çözümü evinizde oturup DVD izlemek kadar kolay olabilir. En azından psikoterapist ve film meraklısı Bernie Wooder buna inanıyor. Filmlerin iyileştirme gücüne tüm kalbiyle inanan Wooder, film tedavisi manasına gelen movie therapy kalıbını İngiltere’de yaygınlaştırmak için de ön ayak oluyor ve bu terapinin nasıl işlediğini anlatmak için bir kitap yazdı. 


Bu sistem Royal College of Psychiatrists tarafından destek amaçlı bir danışma olarak tanımlanıyor ve kişinin problemine göre uygun bir film seçilerek reçete yazılıyor, ardından da konu üzerine konuşularak durum için çözümler üretiliyor. Wooder terapiyi şöyle açıklıyor: “Film terapisi gerçekten de çok güçlü bir yöntem çünkü duygulara direk erişim sağlıyor ve onları mıknatıs gibi yüzeye çekmeyi başarıyor. Filmler insanlara rol modeller sunar, ilişkilerdeki sorunları açığa çıkarır, problemleri ve çözümlerini sapta…

Tilkinin Saygıyı Hak Eden Av Macerası...

59 saniyelik tekrar tekrar seyrettiğim çok güzel bir video; kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum...


Ruhunuz Daim Şad Olsun...

Resim
Var mı yoruma, söze gerek!.. 






Seni Severdim... [Yıldız Usmonova/Yaşar]

Yazık ne mazi yazık 
Anlatmaya yoruldum 
Sen benden vaz geçince 
Ben o gün de vuruldum 


Yazık günah ben oysa 
Kardelen gibi 
Acıyla boy veren gibi 


Seni severdim 
Hüznün koynunda 
Seni severdim 
Hem uyanık, hem uykumda 
Seni severdim 
Ve sana rağmen yine severdim 
Dar ağacı ip boynumda 
Sen aşkı anlamaz bilmez 
Gül yansa ağlamaz sakin 
Ben akmayan göz yaşında 
Seni severdim 
Sen hisli korkak savaşçı 
Aşkı kime satmış hain 
Ben her savaş meydanında


Seni severdim 


Yazık ah mazi yazık 
Bir yalnızlık, bir vurgun 
Sen benden vaz geçince 
Ben o gün de vuruldum 


Yazık günah ben oysa 
Pervane gibi 
Ateşle can veren gibi 


Seni severdim 
Hüznün koynunda 
Seni severdim 
Hem uyanık, hem uykumda 
Seni severdim 
Ve sana rağmen yine severdim 
Dar ağacı ip boynumda 
Sen aşkı anlamaz bilmez 
Gül yansa ağlamaz sakin 
Ben akmayan göz yaşında 
Seni severdim 
Sen hisli korkak savaşçı 
Aşkı kime satmış hain 
Ben her savaş meydanında 
Seni severdim




Gül Senin Tenin... [Bora Duran]

Defalarca denedim olmuyor aşkım 
Ne yaptıysam ben seni unutamadım 
Bi söz var ya diyorsun gel ayrılalım 
Ben senden vazgeçemem isteme yok hakkın 


Söyle aşkım senden uzak 
Ne fark eder nefes almak 
Unutulmak inan bana yok olmak 
Söyle aşkım senden uzak 
Ne fark eder nefes almak 
Vazgeçtim ben her şeyden bak 
Bir canım var oda senin olsun al


Gül senin tenin 
Ben de güller içinde kafesteyim 
Vatanım senin yanın 
Bende senin kölenim 


Söyle aşkım senden uzak 
Ne fark eder nefes almak 
Unutulmak inan bana yok olmak 
Söyle aşkım senden uzak 
Ne fark eder nefes almak 
Vazgeçtim ben her şeyden bak 
Bir canım var oda senin olsun al 


Gül senin tenin 
Ben de güller içinde kafesteyim 
Vatanım senin yanın 
Ben de senin kölenim


Ölüm... [Montaigne]

Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. Sokrates'e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri
zaman: Doğa da onları! demiş.


Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık! Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm  başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet  çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.


Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm  uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar  için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları  üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu  hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen  yaşlı ölmüş sayılır. Bu kadarcık bir ömrün…

Korku...

Korku...


İnsanlara neler neler yaptırır. İlk olarak saflığını alır; sonra, samimiyetini alır, dürüstlüğünü alır, gururunu(olmasa da olur) alır, onurunu(olmazsa olmaz!) alır, doğruyu alır... İlk bir maske verir; sonra, yapmacıklığı verir, yalanı verir, karaktersizliği verir... Sonra işte bu yaşanmaz hale gelen dünya her gün yeniden sabahıyla, akşamıyla devam eder... Kendimize zarar gelmesin diye, sevdiğimize zarar gelmesin diye, sevdiğimizi kaybetmemek için, haksız olarak bir şeyleri hak etmek için korkarız. Bir şeylerin yanımıza kar kaldığını zannetsek de, kalan zarardan başka bir şey değildir. İnsan korktuğu için değer verdiği insana, gözünün içine baka baka yalan söyler mi?.. Söylermiş(ne yazık ki...) İdrak edemiyorum; zorluyorum, ufacık, gerçekten ufacık bir sebep arıyorum, bulamıyorum. Bulamıyor ve kabul edemiyorum.  Edemiyorum, çünkü öğretilenlerle öğrendiklerimin harmanının içinde değer verdiğim insana -gözünün içine baka baka- kaybetme korkusundan yalan söylemek yok. Zaten sen, …

'İki El'in Kavgası'... [Franz Kafka]

İki elim aralarında kavgaya giriştiler. Okuduğum kitabı kapayıp araya girmesin diye bir yana ittiler. Sonra beni selamlayıp kavgalarına hakem tayin ettiler. Hiç zaman yitirmeksizin parmaklarını birbirlerine dolayıp masanın kenarında bir koşuşturmaca tutturdular, bir biri, bir diğeri öne geçerek masa boyunca birkaç kez gidip geldiler. Gözlerimi onlardan ayıramadım. Onlar benim ellerim olduğuna göre taraf tutmamalıydım, yanlış bir kararla başıma kim bilir ne belalar sarardım. Yani, görevim hiç kolay değildi, avuçlarımın arasındaki karanlık bölgede gözlerimden kaçmaması gereken hilelere başvuruyorlardı. Ben de çenemi masaya dayamış, gözümden tek bir şeyin kaçmaması için dikkat kesilmiştim. 


O güne dek sol elime karşı kötü bir düşüncem olmamasına rağmen, hep sağ elimden yana olmuştum. Sol elim durumu yüzüme vurarak itiraz etseydi, bu kötüye kullanılabilir duruma derhal son verirdim. Fakat sol elimden en ufak bir sızıldanma dahi işitmedim. Örneğin sağ elim sokakta selam vermek için şapkamı …

İçimizden Geçen Dile Gelmiş 'Satır Araları'...

İnsanlar olarak bizim yeryüzündeki ikametimiz asıl varacağımız yer bakımından değerlidir. İyi bir başlangıç yapıp yapmadığımız varacağımız sonuçla anlaşılacaktır. İnsanlar arasında biz Müslümanların bu hakikati vurgulayarak öğretici olmamız gerek. 


Eğer biz dünyada eğri, eğreti oturduğumuzu anlayamazsak doğru konuşmamız mümkün değil. Kâfir düşüncesi dünya üzerindeki oturuşunu bir hükümranlık oturuşu sanarak doğru kılmaya çabaladığı için eğri konuşmaya mahkum görünüyor.
İsmet Özel, Zor Zamanda Konuşmak




Hayır! Bu dünyada yüce olan hiç kimse unutulmayacaktır; ancak herkes kendine göre yüceydi ve herkes sevdiğinin yüceliği oranında yüceydi. Kendisini seven kimse kendisinde yüceleşti ve diğerlerini seven kimse kendisini adaması yoluyla yüceldi; ancak Tanrı’yı seven kimse herkesten yüce hale geldi. 
Kierkegaard, Korku Ve Titreme


Eğer aranızdan biri kendini bu çağın ölçülerine göre bilge sanıyorsa, bilge olmak için ‘akılsız’ olsun.
Tevrat, I. Korintliler 3,18



Karanlıkta kurtlar bağırmaya başlamışla…

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Yine yaptın yapacağını 'Kadınım' (Volkan Konak) şiirini yorumuyla, kelimelerdeki Yüreğinle, Yüreklere seslenişinle Volkan Konak... Yüreğine sağlık.


'Canım'a...


(Kadınım)


bana memleket, bana su, bana tat, bana uyku, bana rüzgar gibi gelen sevgilim;
gülüşünü küçük bir çocuktan alan, yastıkta başının bıraktıgı ize kurban oldugum
eser durursun hafızamda ve orda hiç bir sey yok senden önceme ve sana ait olmayan
son hayalım ne güzel sey seni sevmek
elleri küçük sevgilim, ne güzel şey seni hatırlamak
etimde soguk kara saplı bir bıcak gibi değil
hasret ateşiyle dövülmüş sımsıcak bir demir gibi
ne güzel şey düşünmek seni, bunca kalabalıkta ve bunca yorgunluklarımın içinde.
Son hasretim, sana olan hudutsuz sevdamı,
manolya kokulu başını kollarımın arasına alıp,
senin o memleket gözlerine saatlerce bakmalıyım ki anlatabileyim;
senin yanıbaşında ve şevkat dolu göğsünde uyumalıyım
çünkü ben senin her yanı çiçek açmış yemişlerle dolu fidana benzeyen güzel yüzüne hasret yaşayamam
son sözlüm, keşke b…