İçimizden Geçen Dile Gelmiş 'Satır Araları'...






İnsanlar olarak bizim yeryüzündeki ikametimiz asıl varacağımız yer bakımından değerlidir. İyi bir başlangıç yapıp yapmadığımız varacağımız sonuçla anlaşılacaktır. İnsanlar arasında biz Müslümanların bu hakikati vurgulayarak öğretici olmamız gerek. 


Eğer biz dünyada eğri, eğreti oturduğumuzu anlayamazsak doğru konuşmamız mümkün değil. Kâfir düşüncesi dünya üzerindeki oturuşunu bir hükümranlık oturuşu sanarak doğru kılmaya çabaladığı için eğri konuşmaya mahkum görünüyor.
İsmet Özel, Zor Zamanda Konuşmak




Hayır! Bu dünyada yüce olan hiç kimse unutulmayacaktır; ancak herkes kendine göre yüceydi ve herkes sevdiğinin yüceliği oranında yüceydi. Kendisini seven kimse kendisinde yüceleşti ve diğerlerini seven kimse kendisini adaması yoluyla yüceldi; ancak Tanrı’yı seven kimse herkesten yüce hale geldi. 
Kierkegaard, Korku Ve Titreme


Eğer aranızdan biri kendini bu çağın ölçülerine göre bilge sanıyorsa, bilge olmak için ‘akılsız’ olsun.
Tevrat, I. Korintliler 3,18



Karanlıkta kurtlar bağırmaya başlamışlardı. İns çadırlara saldıran kurtların bağırttığı çocukların bağırmalarıyla uyandı. Önce dinledi ve düşündü. Olanların özünü bilemedi. Düşüncesi ağırlaşmadan kalktı, doğruldu geniş göğsünü çadırın kapısından çıkardı. Kalın sopayla yürümüş ve kurtları dağlara kovalamıştı. Onların arkasından çadırında düşünceye yakalanmış uyuyamamıştı. Elinde olsa kurtları çağıracak, onları yeniden çocuklara saldırtacak, kurt çocuk yerken olanın özünü anlayacaktı. 
Cahit Zarifoğlu, Hikayeler/İns




Bu aralar, yollarda para dilenen altı yaşlarında bir çingene kızla tanıştım; adı Döndü. Lokanta ve çay bahçelerinin önündeki açık masalardan kola ve pasta çalıp bana getiriyor. Niçin yapıyorsun? Çok ayıp! Diyorum, ‘Canım yarabbim beni çok seviyor bak kola!’ diyor. İşte böyle, bütün şark klasiklerini okudum ‘canım yarabbim’ demesini öğrenemedim.
Nihat Genç, One Man Show




Gökyüzüne bakmıştım. Yuvarlak ve parlak ve ışıklı bir dairden başka bir şeye benzemeyen aya bakmıştım ve ne kadar güzel, tıpkı öğretildiği gibi güzel, anlatıldığı gibi güzel demiştim; sonra, başımı aşağı doğru hareket ettirerek, denizde ayın ışıltılı çizgilerini aramıştım. Ne acıklı bir maceraydı bu. Belki de değildi; belki de, bunun acıklı bir macera olduğunu da bir yerlerden öğrenmiştim, bir yerde okumuşum. Hafızam zayıfladığı için, neyi nerede okuduğumu unuttuğum için, bana ait bir takım duygular olduğunu sanıyordum. Acaba, içine düştüğüm durum daha önce nerede acıklı olmuştu? Mısır’da mı? Eski Yunan’da mı? Kendimi romantik dönemin Fransızları, İngilizleri ya da Almanlarıyla mı karıştırıyordum? Ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. Belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. Yarabbim ne korkunçtu!
Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken




Dünyaya bir misyonla gönderildiğine inanan adam, aklına koyduğu ‘misyon’u boyuna hatırlamak için çaba gösterirken, tuhaf bir cilvedir, önemli bir hususu unutuyor: kul olduğunu.
Rasim Özdenören, Müslümanca Yaşamak




Gözyaşı insanın derinliklerinden gelen çaresizliğin ve insana has kozların sonuncusudur. Biri karşımda ağlamaya görsün, kendimi ona yardım etmekle yükümlü görür, sonunun çok kötüye varacağını tahmin ettiğim maceraların girdabına hesapsız dalardım. Cesaretim, ağlayan insana yardıma çalışırken, Tanrı'nın hep yanımda olduğunu düşünmemle iki kat artar
Bülent Akyürek, Zamanın Efendisi




Yaşadığımız zaman içinde hemen her şey bir sarsıntı geçirmektedir.Hep Hak’la olan, hep Hak’tan olan sarsılmaz. Hak gerilemez, durmaz, durdurmaz. Zaafa düşen kişinin kendisidir, hakikat zaafa düşmez. Hizmeti bir yarış bilen ve belleyenler arasında bir kırgınlık, bir dargınlık olmaz. Bütün bu olmazlara bel bağlayanlar için umutsuzluğa düşmek olmaz.
Atasoy Müftüoğlu, Vakti Kuşanmak




Hukuk terminolojisinde, biri-ler-ini öldürmek ya da yaralamak maksadıyla silah çekmeye ‘teşhir-i silah’ deniliyor. Silah çeken kişi ise (sıkı durun) ‘meşhur’ oluyor! Meşhur biriyle karşılaşınca eli ayağı birbirine dolaşanlar şöyle dursun, meşhurlarla olan ilişkimizin yaralayıcı ve/ya da teslim alıcı niteliğini kim inkar edebilir ki?
Murat Menteş, Kaosa Mütevazı Bir Katkı




Yaralı kalbim, beni dinle artık. Kalk ve koş engin cümlelerin içinde. Büyük şehirlerin önünde dur ve adalet iste ezilenler için. Yoksa senden akan kan, boğacak gözlerimi. Öleceğim, koşmayı bırakırsan. Öleceğim, hadi kalk ve beni dinle!
İdris Özyol, Lanetli Sınıf



Sonsuzluk iradesi, hiç şüphesiz, ahlak sistemlerinin koymuş oldukları nice sözde ahlak ilkesiyle engellendi. Fayda, mutluluk, içgüdü, toplum… bunların hepsi de insanın kurtulması gereken insani esaret şekilleridir. Hayatın bütün kuvvetleri hareket edenin içinde ve dışındaki bu çarpışmaya sarf edebildiği ölçüde ahlaklıdır. Çarpışmanın sonunda insan, kainatı dolduran hayalleri küçümseme noktasına ulaşır ve kendisini kainattan daha büyük hisseder. Kendisinin ve Sonsuz’a yani Allah’a uzanan hareketinin dışında var olan her şey artık hayalden ve vehimden ibarettir. Bu hal, kendi birliğine ulaşmak için bir çeşit din değiştirmedir. Böylece kemale eren benlik, birliğin yolu üzerine çıkan her engele karşı koyar.
Nurettin Topçu, İsyan Ahlakı




‘Öf!’ dedi fare. ‘Dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadaydım işte; orada, köşede kapana duruyor, gide gide kısılacağım kapana.’ Kedi: ‘ Sen de öyleyse yönünü değiştir’ dedi ve fareyi yedi
Franz Kafka, Bir Savaşın Tasviri



Asıl suçlular hürmetle anılıyor. Halbuki hiç kimse bütün felaketlerimizin ve memlekette görülen keşmekeşin asıl suçlularının onlar olduğunun fakına bile varmamıştır. Bu adamların isimlerinin hala hürmetle anılması, başımıza gelen felaketlerin asıl sebepleri ile suçlularını anlayıp tespit etmekteki aczimizi gösteriyor.
Sait Halim Paşa, Buhranlarımız ve Son Eserleri




Tek bir kelimeyle yola çıkıyor, ikincisiyle şaşırıyor, üçüncüsüne gelince ürküyorsunuz. Dördüncü kelimeden itibaren mutlak bir karışıklıktır başlıyor. Eskiden söz aksiyondu. Şimdilerde kötürümlük olup çıktı.
Eugene Ionesco, Cehennem Günlüğü




Geçen yıllar İsa adında biri peyamberliğini ilan etti. Dünya çalkalanıyor hala. Gazeteler hep ondan bahsediyor. Bütün televizyonların ön haberi o. ‘Arkamdan gelin!’ diyormuş, ‘arkamdan gelin!’ ‘Niçin gelelim ey Muallim?’ dediklerinde de ‘Beklememek için’ diyormuş. Şeraitçiler de tasavvufçular da onu inkar etti. Yakında onu aya sürmesi için başkana bir heyet gönderecekler. ‘Onu burada istemiyoruz, onu aya gönder, Merih’e, Mars’a… yakın yerlere değil…, şöyle çok uzak bir yerlere gönder…, bildiğin daha uzak bir yer varsa oraya gönder…’ diyecekler, ‘Bekleyen insanlığın katilini bu dünyadan çok uzaklara gönder: İnsanlığın beklememesini istiyor.’
Murat Kapkıner, İblisin Son Savunması




Dünya dönüyor, ben de dönüyorum, Allah ahengimizi bozmasın.
Neyzen Tevfik




Eğer Tanrı bana bir şarkı vermeseydi, söyleyecek bir şarkım olmazdı.
Bob Marley




Bugün, tabiatı ve insanları hükmü altına almada teknolojiyi basit bir arac düzeyine indirmiş bir medeniyet camiasıyla hesaplaşırken, tabiata ve insana ‘ilahi bir emanet’ muamelesi yapan geleneksel toplumların zihniyetleriyle irtibat içinde olmalıyız. Böyle bir tutum, hem eşyaya dair bilginin ilelebet bir medeniyetin tekelinde kalamayacağının bilinmesi, hem de yaşanmaya değer bir hayatın inşası için elzemdir.
Mustafa Özel, Niteliğin Egemenliği




Burada, yeryüzünde, olup biten her şeyi düşün. Düşün ki yaşamak için, hayattan tat almak için kaynayan güçlü kanı toprak emiyor. Elbette ayni zamanda keder ve acı da var, ama gene de, her şeye karşın, hayat yaşayana bir şeyler, pek çok şey veriyor, çünkü sonuçta acı çekmek olduğuna inandığın bir şeye katlanmak zorunda değilsin, her zaman bunu durdurmayı, buna bir son vermeyi seçebilirsin. ve acı çekmek, kederlenmek bile hiçlikten iyidir, yasamamaktan kötü bir tek şey vardır, o da utanç. Ama sonsuza dek yaşayamazsın, ve hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürdürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz.
William Faulkner, Kurtar Halkımı Musa




Orada öylece dur. Yüzüne esrik bir tebessüm çağır. Kollarından birini geçmişin karanlık dehlizlerine doğru uzat. Diğerini dizinin üstüne koy. Öylece dur. İşaret parmağının ucundaki o küçük seğirmeye engel olmaya çalışma. Bırak seğirsin. Kayan o kuyruklu yıldızı tutma. Bırak kaysın. O seğirme bedeninin ölümcül sessizliğini, o yıldız gözlerinin derin karanlığını yırtıyor. Bırak yırtılsın her ikisi de. İlişme. Sadece rüzgara tutulan saçların kıpırdasın bırak. Ve saçlarına tutulan rüzgar kıpırdasın. Sen kıpırdama. İçinde tutulan güneş kıpırdamasın. Öylece orada dur. Yüzüne esrik bir tebessüm çağır. Çekiyorum bütün varlığımla resmini serabının. 
Gökhan Özcan, Ters Köşe’den




Bir kalp ve vicdan fezail-i islamiye ile mütezeyyin olmazsa ondan hakiki hamiyet ve sadakat ve adalet beklenmez.
Said Nursi, Munazarat



Ben ne aşklar, Tanrım, ne aşklar yaşadım hayallerimde bu güzel ve yüksek şeylere sığınmakla. Yeryüzündeki hiçbir varlıkla ilişkisi olmayan, bu tümüyle hayal olan güçlü aşklarım ruhumu o denli cömertçe dolduruyordu ki sonradan gerçek bir aşka en ufak bir gereksinme duymuyordum. Doğrusu, gerçekte var olan birini sevmek benim için oldukça lüks olurdu. 
Dostoyevski, Yer Altından Notlar




Fakat ne yalan söyleyeyim, Paris’te odaların tahtakurusuz ve yatakların piresiz oluşu, beni ilk günlerde muazzep etmedi değil! Pisliği sevmemekle beraber, herkes gibi, ta çocukluğumdan beri tanıdığım bu aziz aşinaların etrafımda eksikliği adeta hayatımın intizamını bir müddet için bozmuştu. Artık geceleri, ikide bir, bir iğne ucuyla dürtülerek uyanamaz ve zamanın seyrinden haberdar olamaz olmuştum. Bu münkatı uykular sayesindedir ki, senelerden beri geceleri kalkar, lambamı yakar, masamın önüne geçer ve uykum tekrar gelinceye kadar okurum. Kitaplardan istifademin belki yüzde kırkını gecenin bu munis haşeratına medyunum.
Ahmet Haşim, İkdam




“Erkeksiz kadının efendice yaşaması gittikçe zorlaşıyor,” diye düşündü Günay. “Ne garip, sokağın, erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum, bilincine varan kadın, küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniğinin yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk esirgemeciye, ‘anne!’ diye sarılmaları gibi, biz de erkeklere sarılıyoruz!”
Alev Alatlı, Viva la Muerte!




Şüphesiz serap bile hakikatin şahididir. Su olmasaydı suyun serabı da olmayacaktı. Çölde susuzluktan dudakları çatlayan insanın duyuları bir aceleyle suya kavuşulmadan gölgelerden ve hayallerden akıttığı pınarı, aldanmaya hazır bir hale gelmiş gözlere su gibi gösterir. Bu suyun pırıltılı hayaliyle insan ufuklardan ufuklara koşar, fakat bir türlü o suya erişemez. Ama araya araya bir gün suya erişirse, daha önce gözüne görünenlerin hayallerden başka bir şey olmadığını anlar. 


Beş duygu çerçevesindeki bu olay ara sıra aklın veya daha geniş anlamda zihnin çöllerine düşen ruhun başına da gelir. Yolunu şaşırmış zeka, kendisine hakikat diye sunulmuş serap sistemlerine sarılır. Fakat bir sınırdan bir sınıra kadar onun uygulanışına geçince aldandığını anlar. Bu sefer de yeni seraplar onu beklemektedir. Seraplardan seraplara, hayal kırıklığından hayal kırıklığına koşar durur insanoğlu. Bu, gerçekte, hakikate susayışın ve onu arayışın, ararken de karşısına çıkarılan hakikat benzeri sistemlerin aldatıcılığını ilk bakışta kavrayamayışının bir sonucudur.
Sezai Karakoç




Derleyen : Mehmet Batar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına