Nazım Hikmet ve 'Git-Gel' 3 Şiiri...



Nazım Hikmet'e ait 'heves' ve 'pişmanlığını' yaşadığı ve yazdığı -kronolojik sırayla- 3 şiiri...




'Herkes Herşeyi Hatırlamak İstediği gibi Hatırlamak, Görmek istediği gibi Görmek, Bilmek istediği gibi Bilmek de Özgürdür!..     (btr)




Kur'an-ı Kerim'e ithafen; (1)





Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı,
Ay altında dün gece
Deli bir derviş gibi,
Mumu sönmüş, rahlesi
Yere devrilmiş gibi,
Okudum saatlerce.




Yaldızlı meşin kabın
Parçalanmış koynunda,
Çevirdikçe küf kokan
Her sarı yaprağını,
Sandım eşeliyorum
Bir mezar toprağını.


İnce el yazıları
Canlandı birer birer,
Masallarda çizilen
Yüzleri gösterdiler.


İblis bir yılan oldu.
Adem Havva ’ya kandı
Kardeşini öldüren
Lanetli ruhu gördüm.


Koca tahta bir gemi,
Ummanlarda çalkandı.
Ufuklarda güvercin
Bekleyen Nuh ’u gördüm.


İsmail ’in topuğu
Kumdan çıkardı zemzem.
Tur-u Sina ’da Musa,
Kaldırdı kollarını,
Asasını vurunca
Yarıldı bahri kulzem,
Buldu Beni İsrail
Kudüs ’ün yollarını.


Zekeriya zikrini
Bir sonsuz ah ’a verdi.
Doğdu İsa, bikrini
Meryem Allah ’a verdi.


Kureyşli Muhammed ’e
Kucak açtı Medine.
Bir ateş mezar oldu
Kerbela Hüseyin ’e.


Sahifeler döndükçe
Bunlar hep birer birer,
Doğrulup devrildiler.


Ay battı, Güneş doğdu.
Kalbimizde ateş doğdu.


Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı,
Varsın gömülsün diye
Ebediyyen uykuya,
Attım bir kör kuyuya.




Yazık, yazık bize ki,
Asırlarca aldandık.
Karanlıkta çizilen
İzleri görmek için
Görüp yüz sürmek için.


Ne gökten necat geldi,
Ne bir parça merhamet,
Çalışan esirlere.
İsa, Musa, Muhammed
Sade bir satır dua,
Bir tütsü buhur verdi.
Masal Cennetlerinin
Yollarını gösterdi.


Ne beş vakit namazı,
Ne Anjelüs ’ün çanları,
Zincirden kurtaramadı
Yoksul çalışanları.


Yine biz köleleriz
Efendilerimiz var.
Yine her mel ’un taşı
Yosunlanmış bir duvar.


Esir, efendi diye
Koymuş da adlarını,
İkı bahta ayırmış
Arzın evlatlarını.
Efendi işletiyor.
Esir işliyor yine 


Yine efendilerin
Gümüşlü sofrasından,
Kar gibi ekmeğinden,
Gümüş dolu tasından
Kırıntı, artık bile
Düşmüyor işleyene.


Yine biz esir geçen
Her günün akşamında
Eve, sade bir lokma
Ekmek getiriyoruz.


Gece yağmur inlerken
Evimizin damında,
Isınabilmek için
Güneş bekler gibi,
Birbirine sokulan
Hasta köpekler gibi,
Yırtık yorganımızın
Altında titriyoruz.


Çiftimiz balyozumuz
Sonsuz çalışmamızla
Asırlardır bağrında,
İnleyen kazmamızla
Heyecana geldi de,
Kara toprağın kalbi,
Kendini teslim eden
Taze bir gelin gibi.


Çiçeklerle dolandı
Dünya isimli ağaç,
Biz bu ağacımızın
Dibinde ölürken aç,
Efendiler gösterip
Sırıtan dişlerini,
Birer birer topluyor
Bütün yemişlerini.


Efendiler, ağalar, 
Evliyalar, keşişler
Ebedi karanlığın
Boğulsun kollarında
Artık temiz ruhların
Aydınlık yollarında
Sade bir din, bir kanun
Bir hak: İşleyen dişler! 




Moskova Yolculuğu Öncesi



Marks, Engels ve Lenin
İşte yoldaş Stalin,
İşcinin Cennetini
Hazırlayan ellerin
Kafalarını bunlar
Aydınlatmıştır, bilin!


Toprak, işleyenin
Su, kullananındır;


Esir-efendi kalkmış
Hayat, çalışanındır.
Kar gibi ekmek ona,
Peynir, yağ ve bal
Et, balık ve havyar
Votka, şarap bolca var.


Saray, villa,lüks hayat
Her gün böyle yaşıyor
İnanın, yoldaş İgor
O, bana da ”gel”, diyor.


Canım Moskav lüks hayat
Halk sarayı Leningrat
Kaç Nazım Moskova ’ya
O hayatı, sen de tad!..


Esir olmuş efendi
Koltuklara yaslanmış.
Çalışanların yüzü
Aydınlanmış, mutlanmış.


Bir koca kitle mutlu
Gülüyor her birisi,
İşleyen de kendisi
Dişleyen de kendisi.


Moskova'ya gittikten sonra;

Bu da masalmış ama
Ben kapıldım bir kere
Mutlaka gitmeliydim
Anlatılan ülkeye.

Gitti, gördü aslanım
Yüz bin kere pişmanım:

Saray, villa lüks hayat
Başkaları yaşıyor.
Yoldaş İgor kuyrukta
Ekmek bayat, aşı yok.

Vitrinlerde sıralı
Kar gibi ekmek peynir
Et, balık ve havyar
Şarap hepsi var.


Ne alınır, ne yenir
İgor ’un yaptığı bu,
Sadece seyredilir.

Ekmek için vesika,
Yemek için vesika,
Suyunu çıkarırlar
Adamı sıka sıka.
Akşam olur doluşur,
Leş gibi odalara,
Üstüste bu insanlar,
Tamamen hayvanlaşır
Kuduz köpekler gibi,
Birbiriyle dalaşır.

Burada da değişen
Sade isimler olmuş.
Aç, sefil ve perişan
Milletin benzi solmuş.

Bir müddet sonra ben de
Onlardan biri oldum.
Niçin terketmiştim ben?
Ah, benim güzel yurdum.

Sade kalem verdiler,
Yazdırdılar durmadan.
Millet-memleketime
Küfrettim radyolardan.

Değışmedi kaderim
Hayat daha rezalet.
Hürriyet diye geldim,
Gece gündüz esaret.

Bir inanç, bir teselli
Hiç kalmamış besbelli.
Ne Musa ne İsa var,
Ne Muhammed ’in adı.
Gönüller tesellisi
Elde başka ne kaldı?

Bir ömür böyle geçti.
Nerdeyse ölüyorum
Neymiş,”işleyen dişler ”
Buna ben gülüyorum.

Bekliyorsam bir necat
O, gökten gelecektir.
Edecekse bir rahmet,
Rabbimiuz edecektir.

Marks bir rüya gördü
Engels essah zannetti.
Lenin bu hayal üzre
Düzenledi herşeyi.
Stalin mezar kıldı
Hürriyete ülkeyi.

Bir teselli aradım,
Nerde bulabilirim?
Das Kapital mı dedin?
İstemem onu. Hayır!
Sakın bana vermeyin,
Yakarım cayır cayır!

Evet, hatırlıyorum.
Hayır, çok arıyorum
Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı.

şu kanayan ruhuma
Bir merhem arıyorum.
Kararan vicdanıma
Bir ilham bekliyorum.

Yaldızlı meşin kabın
Parçalanmış koynunda
Çevirdikçe küf kokan
Her sarı yaprağını,
Vatan hasretiyle ben,
Koklamak istiyorum.

Ruhumun tufanında
Çalkalanırken benliğim,
Güvercin bekler gibi,
Kur ’anı gözlüyorum.

Nerde bulabilirim?
Kimden alabilirim?
Son nefeste kim okur
Yasin ve ’l Kur ’anil hakim?


Son olarak küçük bir not eklemek istiyorum:

Nazım Hikmet 15 Ağustos 1960’ta, Sovyet Barış Komitesi’nin bir toplantısında Kars, Ardahan ve Boğazlar’ın birlikte kontrolü üzerine şiddetli bir tartışma sırasında, ev sahiplerinin gözlerine baka baka şöyle demiştir. “Burada Türkiye’min toprakları konuşuluyor. Her Türk gibi ben de, her gram Türk toprağının Türklere ait olduğuna kaniim. Vücudumdaki yirmi kilo kanı bu bir gram Türk toprağı için dökmeye hazırım.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına