Olmazsa Olmaz: Çocuklarda Özgüven...






Çocuk, yaşamındaki önemli yetişkinlerle kurduğu ilişkilerin etkilerini taşıyarak sınıfa girer. En önemli ilişki anne babasıyla kurduğu ilişkisidir ki bu ilişki yaşamsal önem taşır. Çocuk büyükannesi, büyükbabası, akrabaları ve bakıcılarıyla yaşadığı deneyimlerden de etkilenecek, özgüvenini bu ilişkilerin aynasında geliştirecektir. Okula gelene kadar kendine bir benlik saptamış olacak ve bu benlik öğretmenleri ve akranları ile yaşayacağı deneyimlerden de etkilenecektir.


Okulda öğrenme zorluğu yaşayan çocuklardan birçoğunun özgüven sorunu olduğu artık bilinmekte. Bu nedenle çocuğun eğitimsel gelişimini sağlayabilmek için, öncelikle özgüvenin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Öğretmen çocuğun özgüvenini artırmak için pek çok şey yapabilir. Ancak çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey anne babası tarafından sevilmek, benimsenmek ve onları etkilemek olduğu için, anne babanın ilgisi şarttır. Çocuğun yaşamında önemli yeri olan yetişkinlerin her hareketi, yüz ifadesi, jestleri, mimikleri ve konuşma biçimi çocuğa, önemi, değeri ve yetenekleri hakkında bir mesaj iletir.





Özgüven Nedir?


Özgüvenin iki temel boyutu vardır; 'sevilebilir olma duygusu' ve 'yeterli olma duygusu'. Okula giden çocuğunuz, utangaç, çekingen, aşırı sessiz, dikkat çekmemeye çalışan biri mi yoksa insana yapışan, saldırgan ve zorba bir çocuk mu? Bu özelliklerin tümü, çocuğun sevilebilir olduğundan şüphe ettiğini göstermektedir.


Çocuğunuz yeni bir mücadeleye girmekten ürküyor ve buna karşı mı koyuyor? Hata yaptığı zaman hemen keyfi mi kaçıyor? Sınavlar onu sinirlendiriyor mu? Mükemmeliyetçi mi; okulda derslerine ve ödevlerine aşırı bir özen mi gösteriyor? Bu göstergeler çocuğun yeterliliğinden kuşku duyduğunun ifadesidir.


Bütün çocuklar anne babalarını memnun etmek isterler. Eleştirilerek veya anne babasının sevgisini kaybederek küçük düşme olasılığı çocuklarda iki tip reaksiyonun ortaya çıkmasına yol açabilir; Bunlardan birincisi "duygusal yalıtım" ve "kaçınma" dır. Bu, çocuğun eğitim alanında ve her alanda çaba göstermekten vazgeçmesi demektir, çünkü ona göre çabalamak, küçük düşürülmek ve reddedilmek anlamına gelir. Çocuk, bilinçaltında "çaba olmazsa başarısızlık olmaz, başarısızlık olmazsa rezil olmazsın" mantığıyla hareket eder. Ne kadar zekice bir strateji değil mi!


Ancak çoğu zaman işin içyüzü gözden kaçırılır ve bu çocuklara 'tembel', 'kafası işlemez', 'aptal' veya 'hiçbir işe yaramaz' gibi etiketler yapıştırılır.


Sorun özgüven çerçevesinde dikkate alınmazsa, bu çocuklar eğitim konusunda hiçbir gelişme şansı elde edemezler.


Özgüveni tehdit altında olan çocukların ikinci tepkisi, "telafi"dir. Bu durum gergin, mükemmeliyetçi, okul ödevlerine saatlerce zaman ayıran ya da herhangi bir başarısızlık olasılığından son derece rahatsız olan çocuklarda açıkça görülür. Bu stratejinin arkasındaki bilinçaltı neden de çok dikkat çekicidir; Başarısızlık ve hata yapmak anne babayla öğretmenin hoşnutsuzluğu anlamına geldiği için, çocuk aşırı derecede çalışarak herhangi bir başarısızlık olasılığını ortadan kaldırmaya uğraşır.


Bir diğer telafi şekli, palavracı, saldırgan, zorba ve herkesten üstünmüş gibi davranan çocuklarda görülür. Çocuk pek az çaba gösterir ve eğitim konusunda başkalarından gelen baskıya, "istersem yapabilirdim ama niye sizi memnun edeyim?" gibi bir tepki verir. Kaçınmayı yeğleyen veya aşırı çalışarak telafiye sığınan çocukta olduğu gibi, küstahça davranan çocuk da aslında kendisini bir başarısızlık olasılığından korumaktadır. Çünkü onun için başarısızlık küçük düşürülmek ve reddedilmektir.


Anne babaların çoğu çocuklarına, eğitimde başarı sağlamaları için, konuşarak baskı yapmadıklarını söyler. Bu doğru olabilir, ama hareketler her zaman kelimelerden baskındır. Ve anne babanın yaşam biçimi çocukları sözlerinden daha fazla etkiler. Çocuklar anne babalarının her zaman doğruyu yaptığına inanırlar. Bu yüzden de ayrım yapmaksızın onların hareketlerini taklit eder ve onlar gibi olurlar. Çocuğuna okul performansı konusunda baskı yapan anne babaların farkında olmadan çocuğun özgüvenini zedeledikleri ve çocuğun daha fazla incinmemek için kaçınma veya telafiye sığınmasına yol açtıkları belirlenmiştir.


Pekiyi çocuğunu aşırı derecede koruyan, eğitimi konusunda çaba göstermesi için nerdeyse hiç baskı yapmayan anne babanın tutumu neye yol açar? Aşırı ebeveyn tutumu çocuğu güvensizliğe ve tedirginliğe ittiği gibi aşırı korumacı ebeveyn tutumu da çocukta benzer zayıflıkların ortaya çıkmasına neden olur.


Çocuğu için her şeyi yapan ama ondan hiçbir talepte bulunmayan anne baba, çocuğun öğrenme ve bağımsız olma konusundaki mevcut kapasitesine inandığını gösteren hiçbir mesaj iletmemiş olur. Koruma çocukları bağımlı ve çaresiz kılar. Bu çocuklar sevildiklerini hissediyor olabilirler ama kendilerini hiçbir konuda yeterli hissedemeyeceklerdir.


Çoğu anne baba, çocuğunun gözle görünür bir beceriye sahip olduğu halde, öğrenmek için neden bir çaba harcamadığını bir türlü anlayamaz. Aslında özgüveni yüksek olan çocuğun öğrenmeye karşı doğala bir merakı vardır ve kendisine yeni bir mücadele alanı sunulduğu zaman ilgi gösterir.


Bu tip çocuk hem sosyal ortamlarda hem de eğitime yönelik çalışmalarda kendine güvenir. Oysa özgüveni orta düzeyde veya zayıf olan çocuk öğrenme hevesini kaybetmiştir.


Öğrenmek için çaba harcamak, geçmişte küçük düşmesine ve reddedilmesine yol açmış olan, başarısızlık ve yanlış yapma riskini göze almak demektir. Anne babanın veya öğretmenin hoşnutsuzluğuna razı olmak, başarısızlığın getireceği utanç ve cezadan daha güvenlidir.


Başarını ve başarısızlığın kendisi, çocuğun motivasyonunu engellemez ama anne babanın, öğretmenlerin ve diğer önemli yetişkinlerin başarıya ve başarısızlığa verdiği tepkilerin yıkıcı etkileri olabilir. Yetişkinler, başarılı performansı alkışlayıp başarısızlığı cezalandırdığında (bağırmak, suçlamak, azarlamak, kıyaslamak) çocuk yeteneklerinin beklentilere uygun olmadı kuşkusuna kapılır. Çocuğun bir faaliyette ustalaşması için, anne babası tarafından yüreklendirilmeye ihtiyacı vardır. Ancak önemli olan performans değil çabadır. Performansın vurgulanması, sonunda çabanın azalmasına veya aşırı çaba gösterilmesine yol açabilir. Çocuğun gösterdiği her çaba bir kazançtır.


Örneğin; İlk kez kendi başına ayakkabılarını giymeyi başaran bir çocuğu düşünün. Babasına seslenerek gururla ayakkabılarını gösterir; "Hey, baba! ... bak! " Baba bakar, ters, umursamaz bir sesle; "Ayakkabılarını ters giymişsin" der. Bu sözler çocuğu incitir, aşağılanmış ve reddedilmiş hissetmesine yol açabilir. Burada baba çocuğun gösterdiği çabanın ne kadar önemli bir kazanç olduğunu tümüyle gözden kaçırmıştır. Bu anın çocuk için önemini düşünebiliyor musunuz? İlk kez ayakkabılarını giymeyi becerebilmişti...


Anne babalar unutmamalıdır ki hiçbir beklenti ortaya koymamak da gerçekçi olmayan beklentiler kadar, çocuğun özgüvenin zayıflatır. Her iki tutum da çocuğu eğitimde başarısız ya da aşırı başarılı olmaya mahkum eder. Akıllı anne babalar çocuğa yapılacak optimum baskı dozunu bilirler. Çocuğun kendisini iyi hissederek mücadeleye girmeyi istemesine yetecek ama sıkılmasına yol açmayacak kadar baskı yapılmalı.


Anne babaya yardımcı olacak bir diğer kural da çocuğun sorumluluktan sıyrılmasına izin vermemektir. Çocukları sevmek; onları yüreklendirip desteklemenin yanında, bağımsız ve mutlu olmalarına, yaşam meyden okuyabilmelerini sağlayacak beceri ve yetenekleri kazanmaları gereken sorumluluk duygusunu edinmeleri konusunda, olumlu ama kesin tavırlı olmak demektir.


Çocuklarını sorumluluktan sıyrılmasına izin veren anne babalar, onları sevmiyor demektir. Ancak çocuğa gösterilen hedef daima onu gücüne uygun olmalıdır. Eğer çocuğun bilgi ve beceri düzeyi ile anne babanın beklentileri arasında büyük bir fark varsa, endişeye kapılıp gözü korkan çocuk, "kaçınma" veya "telafi"ye sığınacaktır.


Araştırmalar, insanın başarı düzeyinde çoğu zaman, kendi gözündeki imajının önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Daha açık söylemek gerekirse, özgüvenle eğitimdeki başarı arasında güçlü bir bağ vardır.


Çocuğun kendisini nasıl hissedeceği konusunda en etkin noktada bulunan kişiler öncelikle anne babalardır. Ve bu etkin oluşlarını gerçekleştirdikleri temel yol, çocukları ile aralarındaki ilişkidir. İlişkinin doğasında ilgi göstermek ve değer vermek varsa, çocukların özgüveni gelişecektir.





Önemli Noktalar...


- Çocuklar sınıftan içeri anne babaları ve yaşamlarındaki başka önemli yetişkinlerle olan ilişkilerinin etkisini taşıyarak girerler.


- Anne babaların çocuklarıyla ilişkileri, çocukların kendilerini anlamalarını sağlayacak bir aynadır. Özgüven gelişimi bu ilişkiden oldukça etkilenir. s Okulda öğrenme güçlüğü çeken çocukların çoğunda özgüven sorunları olabilir. S Özgüven sorunları olan çocuklar bunu kontrolsüz veya aşırı kontrollü davranışlarıyla dışa vururlar. s "Kaçınma" veya "telafi" davranışları çocukların, küçük düşürülme ve reddedilme deneyimlerine bağladıkları başarısızlık ve hata yapmaktan kaçınma çabasını gösterir.


- Çocuğunu aşırı derecede koruyup kollayan anne baba, onun kendine olan inancını yitirmesine neden olur. -Anne baba ve öğretmenlerin başarı ve başarısızlığa verdiği tepkiler çocukların öğreneme motivasyonu üzerinde son derece etkilidir. s Çocukların gelişimleri süresince önemli olan performans değil çaba göstermek olmalıdır.


- Performansın vurgulanması çabayı yok edebilir ya da aşırı çaba göstermeye yol açabilir.


- Pek çok anne baba çocuklarının hayatını yaşar; bu yüzden de hem kendi özgüvenlerinin hem de çocuklarının özgüveninin gelişmesi engellenmiş olur.





Koşullu Sevgi Ve Kıyaslamanın Özgüven Gelişine Etkisi


Çağımızda sıklıkla karşılaştığımız en önemli problemlerden biri bağımlılıktır. Bağımlılığın çeşitli görünümleri olabilir; performans (sosyal, akademik ve işle ilgili), başkalarının bizimle ilgili ne düşündüğü veya ne söylediği, fiziksel görünüş, statü, maddi olanaklar, başkaları tarafından değerli bulunmak, sevilmek, kabul görmek, övülmek, onaylanmak ve başarı konusunda bağımlılık gibi.


Diğer yanda ise korku vardır; başarısız olma korkusu, kendini aptal durumuna düşürme korkusu, yeni mücadele ve deneyimlere girme korkusu, başkaları tarafından beğenilmeme, takdir edilmeme, onaylanmama ve değere verilmeme korkusu, statü kaybetme, itibar kaybetme korkusu vb.


Tüm bu korku ve bağımlılıklar nereden gelmektedir? Bu sorunun cevabı öncelikle, çocuğa başlangıçta ailesinde, daha sonra sınıfında ve okulunda gösterilen ilgi ve sevgi tipinde yatar.


Sevgi ya koşulsuzdur ya da koşulludur. Pek çok ailede, okulda ve sosyal sistemdeki duygusal beslenmenin özünü oluşturan koşullu sevgi, korkular ve bağımlılıklar özgüven sorunları yaratmaktadır. Özgüveni orta düzeyde veya zayıf olanlar farkında olmadan, yaşadıkları ve çalıştıkları sistemler içinde koşullandırılmaktadır.


Bir sosyal sistem içinde sevgi silah gibi kullanılıyorsa, koşulludur. Örneğin, ailede sevgi koşullu ise, aile bireylerinin bazı davranışlarına göre verilip alınır. Ailelerde ve okulda sevilmek için akademik başarıdan başka bir yığın koşul vardır; iyi olmak, terbiyeli olmak, uslu olmak, zeki olmak, komik olmak, güzel olmak vb. gibi. Koşullu sevgi, davranışın kişiden, aile ve okul bireyleri arasındaki ilişkilerden daha önemli olduğu anlamına gelir. Her çocuğun ve her yetişkinin yüksek sesle, "Davranışım ben demek değildir" demeye ihtiyacı vardır.


Yetişkinlerin pek çoğu, kişi ile davranışının birbirinden ayrı şeyler olduğunu fark etmekte ve kabul etmekte zorlanır. İnsanlar, kişinin değerini ve önemini her zaman davranışları ile ölçme eğilimindedirler. Oysa bir bebeği sevdiğiniz zaman, onu okşayıp koklayarak sevmeye başlarsınız; o sizin kendine özgü bebeğinizdir. Henüz ortada her hangi bir davranış yoktur. Onu şöyle ya da böyle davrandığı için seviyorum diyemezsiniz.


Kişi ile davranışı arasındaki karışıklığı çözmek çok önemlidir. Bu noktada çocukta sağlıklı bir özgüven gelişimi istiyorsak, onu gösterdiği olumsuz tutum ve davranışları ile değil, olduğu gibi, sahip olduğu kendine özgü değeri ile ele almalıyız.


Çocuk elbette gelişim süreci boyunca birçok olumsuz ve yanlış davranışta bulunacaktır. Çok kez bizi kızdıracak, çileden çıkartacaktır. Biz de daima bu olumsuz tutum ve davranışları ile ilgili, onunla konuşarak, farkındalık kazanmasını sağlamaya çalışmalı ve sonucuna katlanmayı öğretmeliyiz. Ancak tüm bunları yaparken, çocuk ona duyduğumuz sevgiden, ona verdiğimiz değerden ve ona olan güvenimizden asla şüphe etmemelidir. Bundan her zaman, her koşulda emin olmalıdır. Aksi takdirde eleştirilerimiz, yaptırımlarımız hedefe ulaşmayacak, benliği zedelenen çocuk özgüven problemi ile karşı karşıya kalacaktır.


Çocuğun içinde bulunduğu sosyal sistemlerde, koşullu sevginin bir başka göstergesi de bireyleri birbirleri ile kıyaslamaktır. Kıyaslamak aslında reddetmektir. Çünkü kıyaslamak, kişinin olduğu şekliyle kabul edilmeyeceğini, ancak öteki kişi gibi olursa kabul göreceğini söyler. Bu noktada becerilerle nitelikleri birbirinden ayırmak gerekir.




OKULA GİDEN ÇOCUKLARDA ÖZGÜVENİN ZAYIF OLDUĞUNU GÖSTEREN İŞARETLER:









Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına