Edebiyat Tarihinin En Etkileyici Yaratıkları...




Yazılı tarihin en eski dönemlerinden beri yıkımımızı amaçlayan pek çok kötü yaratık ve karakterler olmuştur. Ancak onların sunduğu fiziksel tehditten ziyade hepimizin içinde var olabilecek kötülükten dolayı onlardan korkarız. Aslında İngilizce’de canavar anlamına gelen ‘monster’ kelimesi dahi Latince ‘uyarmak’ anlamına gelen bir fiilden gelmektedir, yani bu canavarlar belki de bizleri kendi korku ve endişelerimiz konusunda uyarmak için tasarlanmışlardır.


1. Frankenstein’ın Canavarı: 










































Frankenstein – Modern Prometheus18 yaşındaki Marry Shelley tarafından 1816 senesinde, kocası Percy Bysshe Shelley ile Lord Byron’ın villasında kalırken yaratıldı. Kaldıkları süre içerisinde konuşma galvanizme ve hayalet öykülerin geldi. Bir gece Shelley romanın konseptini rüyasında gördü. Romanda büyük bir zamanını araştırmaya ayıran ve sonunda bir canavarı canlandırmayı başaran Victor Frankenstein’ın öyküsü anlatılıyor. Canavarın kaçtığını anlayınca Victor yaptığı şeyi bir sır olarak saklamaya çalışıyor. Bu sırada canavar, bir kulübenin bitişiğindeki viranede kalmaya başlıyor ve kulübede yaşayan De Lacey ailesini incelemeye başlıyor. Kulübeden de kaçarak Victor’ın kardeşi William’ı öldürüyor. Victor ve canavarı buzla kaplı bir alanda buluşuyor ve yaratık arkadaşlık için ona bir dişi yaratmasını istiyor. Eğer bunu yapmazsa ailesine bir şeyler yapacağıyla tehdit ediyor. Canavarı yakalamak için yemin ediyor fakat bunu başaramadan ölüyor. Roman iyiyle kötü arasında bir mücadele gibi ve hırsla sosyal sorumluluk arasındaki bağlantıyı tartışıyor. Klonlama ve genetik mühendislik alanlarındaki gelişmelerle ortaya çıkan etik sorunlarla roman bugünle de büyük bir bağlantı oluşturuyor.


2. Kont Dracula: 










































Eflak prensi Vlad Dracula (Kazıklı Voyvoda) hikâyelerine dayanarak pek çok vampir cinsi kont öyküsü yazılmıştır ancak bunların arasında en meşhur olanı Bram Stoker’ın 1897’de yazdığı Dracula’dır. Doğu Avrupa kültüründeki vampirlerin aksine Stoker’ın Dracula’sı aristokrat bir beyefendiden bahseder. İngiliz bir hukuk görevlisi olan Jonathan Harker’ı cezbederek bir gayri menkul takasında yasal destek sağlayabilmek için cazibesini kullanır. İngiltere’ye geldiğinde Harker’ın nişanlısı Wilhelmina Murrary’i ve arkadaşı Lucy Westenra’yı korkutur, kısa süre sonra da her gece kanını içmek ve onu bir vampire çevirmek için Lucy’nin yatağını ziyaret etmeye başlar. Lucy’nin talipleri Hollandalı doktor Abraham Van Helsing’i arar ve doktor, bu yaşananların vampirizmle ilgili olduğu sonucuna varır. Onu uzak tutabilmek için sarımsak kullanırlar fakat Dracula Lucy’i dışarı çekerek onu öldürür. Van Helsing ve bir grup adam, Lucy’nin yeniden canlanan cesedini öldürür, dinlenmek için ihtiyaç duyduğu pislik kutularını yok eder ve onu Transilvanya’ya geri sürerek gerekli ritüeller olmadan öldürürler. Kont Dracula, bu zamana kadar televizyon ve sinema filmlerinde, dizilerde en çok kullanılmış korku edebiyatı figürlerinden biridir. Dracula’nın hâlâ etkisini sürdürebiliyor olmasının sebebi etrafımızdakileri sorgulamamıza sebep olmasıdır. Transilvanya asilzadelerinden biri vampir olabiliyorsa herkes olamaz mı?


3. Kurtadam: 









































İnsanların kurtlara dönüşmesiyle ilgili ilk hikâyeler, Lycaon’un Zeus’u kızdırması ve kurta dönüştürülmesiyle eski Yunan mitolojisine kadar dayanır. Kimileri de, yarı medeni insan gruplarının hâlâ insan eti yiyenleri vahşi yaratıklara benzeterek dışlamaya başladıkları yamyamlık dönemlerinin sonlarına dayandığına inanır. Orta Çağ dönemlerinde Avrupa’da kurtadam fenomeni oldukça yaygındı ve konuyla ilgili davalarda tanık olarak ortaya çıkanlar dahi vardı. Aslında Tetonik ve Slav milliyetlerinde kurtadamlar sıradan suçlulardan daha zararlı olarak görülüyorlardı ve hayvan transformasyonu sanatıyla ilgili bir okulun da var olduğu söyleniyordu. Bu süre içerisinde kurtadamlar edebiyatta popüler karakterler oldu. Özellikle Marie de France ve William’ın yazdığı Lais du Bisclavret ve Guillaume de Palerne’nin Werewolf romansı gibi pek çok Fransız eserde bu öğe kullanılmıştır. Modern kurtadam kurgusu, Sutherland Mnzies’den Hughes the Wer-wolf ve George W.M. Reynold tarafından yazılan Wagner the Wehrwolf isimli üç önemli romanla 19.yüzyılda başladı. En tanınmış kurtadam romanı 1933 senesinde Amerikalı yazar Guy Endorse’un yayınladığı ve daha sonra iki filmi çekilen (1962’de Kurtadamın Laneti ve 1975’de Kurtadam Efsanesi) Paris’in Kurtadamı isimli romandır. O zamandan beri kurtadamlar sayısız film, roman ve diğer tarzlarda kendini göstermiş, bize içimizdeki yaratığı anımsatmıştır.


4. Mr Hyde: 






























İlk olarak Robert Louis Stevenson’ın 1886’da yazdığı kısa romanı Dr.Jekyll ve Mr.Hyde’ın Tuhaf Olayı’nda adı geçen Hyde, insan ruhunun karanlık tarafının bir göstergesidir. Kısa romanda kötü işlerle doldurduğu gizli yaşamının sıkıntısını yaşayan Dr.Henry Jekyll’ın tuhaf öyküsü anlatılır. Kendi yarattığı bir iksiri içerek doktor, Edward Hyde’a dönüşür ve sakladığı tarafı ön plana çıkar. Hyde zamanla daha güçlü bir hâl alır ve nihayetinde kontrolü ele geçirir. Gece geçirdiği bu dönüşüm nöbetlerinden birinde Sir Danvers Carew’ü canice öldürür. Scotland Yard’dan Müfettiş Newcomen ve Dr.Lanyon, Bay Utterson, Richard Enfield ve Jekyll’ın uşağı Poole da dâhil olmak üzere Jekyll’ın arkadaşları onu aramaya başlar. Hyde formülü yaratmaya çalışır fakat bunu başaramayınca sonsuza dek Hyde olarak kalacağını anlar. Sonunda zehir içmeden önce bir ifade yazar ve iki kişiliğini de öldürmüş olur. Stevenson insan doğasının ikiliği üzerine odaklanır fakat kısa roman, Victoria dönemi sosyal standartlarına karşılık cinsellik ya da ikinci bir yaşam yaratabilmek için ihtiyaç duyulan homoseksüelliği temsil ediyor olarak da yorumlanır. 


5. Grendel: 


































700’lerin başında yazılmış olan epik şiir Beowulf, İngilizce dilinde hazırlanmış en eski epik anlatıdır. Dev savaşçı Beowulf’un antagonisti olan Grendel, Danimarka kralı Hrothgar’ın yeni içki holünü adamları uyurken öldürüp yutarak yerle bir etmiştir. Güney İsveç’ten Geat’ler olanları duyunca Hrothgar’a yardım için en önemli savaşçılarını gönderirler. Savaşçı Beowulf, içki salonunda elinde hiçbir silah olmadan uyuyor numarası yapar ve Grendel geldiğinde onu kolundan tutar. Kendini kurtarmak isteyen Grendel kolunu yerinden çıkarır ve ölmek için inine kaçar. Bunun öcünü annesi alır ve Hrothgar’ın en önemli savaşçısını bulunmadan önce öldürür. Bulunduktan sonra Beowulf anne canavarı da öldürür. Daha sonra Beowulf Geats’e dönerek iyi ve bilge bir kral olur. Şiir pek çok kitaba ilham olmuş, özellikle son otuz yılda filmlere de konu olmuştur.


6. Baskerviller’in Köpeği: 






























Richard Cabell’ın hikâyesinden esinlenen Sir Arthur Conan Doyle Baskerviller’in Köpeği’ni 1901’de yayınlamıştır. Sir Charles Baskerville malikanesinin parkında ölü bulunduktan sonra ünlü dedektif Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Watson tarafından bir soruşturma başlatılır. Devon’a tek başına giden Watson, kurbana yakın olanları soruşturur ve konuştuğu kişilerin çoğu ona Baskerville lanetinden, fundalıkta gezinen dev köpekten bahseder. Yerel efsaneye göre lanet, genç bir kadını kaçıran ve kadın elinden kurtulunca peşinden fundalığa giderek dev bir köpek tarafından kadınla beraber yenilen Sir Hugo Baskerville’le başlar. Bir dizi gizemli olay soruşturma devam ettikçe ortaya çıkar. Örneğin gece malikaneye yürüyen Bay Barrymore, fundalıkta dolaşan yalnız bir figür, uluyan köpekler ve Sir Charles ile Laura Lyons arasında öldüğü gece yapılan gizli buluşma, bu tuhaf olaylardan bazıları. Watson, fundalıkta yürüyen kişinin Holmes olduğunu keşfeder ve Baskerville mirasının varisinin köpeğin sahibi olduğunu çözer. Stapleton’ı suç üstü yakalarlar ve Stapleton fundalığa kaçarken yaratığı öldürürler. Bu sırada Stapleton da bataklıkta boğulur. Cehennemden gelen köpeğin hikâyesi, geceleri ortaya çıkan şeyler için olan sonsuz merakımızı körüklüyor ve hırsın sonumuzu getirebileceği konusunda bizleri uyarıyor.


7. Dev Mürekkep Balığı: 










































Bu karaketin çıkış noktası mitolojiden çok gerçeklik, çünkü dev mürekkep balıkları sahiden var. Dördüncü yüzyılda Aristoteles’in zamanından efsanelerde de bu yaratık görülür. Farklı ülkelerin dev mürekkep balığıyla ilgili farklı efsaneleri vardır. Örneğin Norveç’te kraken, Karayipler’de Lusca, eski Yunan’da da Scylla hikâyeleri vardır. Bu efsanaler 19.yüzyılda iki önemli romana esin kaynağı olmuştur: Herman Melville’in Moby Dick’i (1851) ve Jules Verne’in 1870’de yazdığı Denizler Altında 20,000 Fersah. Dev mürekkep balıkları, Ian Fleming’in Dr.No’sunda, Peter Benchley’nin de Beast’inde yer almıştır. Yaratık, ilk olarak H.P. Lovecraft’ın 1928’de yazdığı kısa öyküsü Cthulu’nun Çağrısı’nda görünen Cthulu’nun da temelini oluşturur fakat ölümünden önce ve sonra Lovecraft’ın diğer pek çok eserinde de (diğer yazarlarla beraber) bu motif görülür.


8. Zombiler: 
































Zombi kelimesinin Afrika dilinde bir kökeni olsa da zombi fenomeninin hem Afrika’da hem de bokor adı verilen Voodoo büyücülerinin kara büyü yaptıkları Haiti’de başladığına inanılır. Bokorlar ya yaşayan birinin ruhunu alır ya da büyü kullanarak yeni ölmüş birini yeniden canlandırarak köle olarak kullanırlardı. Orta Çağ İran eserlerinden meşhur Binbir Gece Masalları’ndaki Gherib ve kardeşi Agib’in hikâyesi de zombi kurgusunun ilk oluşumlarındandır ve zombilere orada gulyabani adı verilir. Zombi edebiyatı adına atılmış bir diğer önemli adımsa Mary Shelley’nin Frankenstein’ıdır. Tam olarak bir zombi romanı olmasa da bu kitap cesetlerin yeniden canlandırılması fikrinin mistik bir ritüelden çok bilimsel bir süreç olduğunu anlatır. Bu ve 19.yüzyılda yazılmış diğer kitaplar, W.B. Seabrook’un yazdığı Sihirli Ada ve H.P. Lovecraft’in yazdığı Soğuk Hava, Mezarda, Eşikteki Şey, Yabancı, Pickman’in Modeli ve Herbert West-Canlandırıcı gibi daha sonraki eserlere esin kaynağı olmuştur. Zombiler, 1932’de çekilen ve Bela Lugosi’nin başrolünde oynadığı Beyaz Zombi başta olmak üzere sayısız filme de konu olmuştur.


9. Jabberwocky: 










































Jabberwocky, Lewis Caroll’ın ailesiyle Whitburn’de kalırken yazdığı bir şiirdir. Tuhaf bir yaratığın yenilgisinden söz eden şiir, ilk olarak ailesi için yazdığı Mischmasch isminde aylık bir yayında Anglo-Sakson Şiiri Kıtası adı altında çıktı. Resmi olarak Alice Harikalar Diyarı’nda ve Alice’nin Buldukları (1871) romanının bir parçası olarak yayınlandı ve bir şiirin nasıl yazılmaması gerektiği üzerine bir ders olarak düşünülmesine rağmen İngilizce dilinin en muhteşem saçma şiirlerinden biri oldu. Büyük zorluklarla pek çok farklı dile çevrildi ve Henry Kuttner’in yazdığı Mimsy Were; Frederic Brown’ın yazdığı Lewis Padgett, Jabberwock Gecesi; James Thurber’in yazdığı ‘Brillig’di De Ne Demek?’adlı çalışmaları da etkiledi.


10. Hayaletler: 
































Dünyadaki her kültürün hayalet hikâyeleri vardır ve bu formların sahiden var olup olmadığına dair pek çok tartışmalar çıkmıştır. Hayalet hikâyeleri eski Yunan mitolojisine, özellikle de Odysseus’un tavsiye almak için Tiresias’ı ararken Hades’e gittiği Homer’ın Odysseus epiğine kadar dayanır. Bilinen en önemli edebi eserlerde hayaletler kullanılır ve bunların arasında Shakespeare’in Hamlet’i, Macbeth’i, Julius Caesar’ı ve III.Richard’ı, Washington Irving’in Sleepy Hollow Efsanesi, Mark Twain’in Tom Sawyer’ın Maceraları, Oscar Wilde’ın Canterville Hayaleti ve Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri de vardır. Aynı zamanda büyük usta Edgar Allan Poe’nun eserlerinde de hayalet motifleri bulmak mümkündür. Dünyadan olmayan ruhlara karşı merakımızın bu denli popüler olmasının sebebi, bu formların da önceden insan olması. Her bir hayalet kenidi eşsiz hikâyesiyle bir zamanlar insandı. Bizlerin de günün birinde hayalet olabileceğimiz düşüncesi, tüm bu hikâyeleri daha da ilginç yapıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına