'Öfke'... [Can Dündar]




“Eşek arısı açtığı yarada can verir” diye yazar, Romalı şair Virgilius...


Öyledir.
Kızdığında, adına yaraşır bir pervasızlık ve kamikaze pilotlarına taş çıkartan bir acımasızlıkla saldırır eşek arısı…
Bu cinnet esnasında, düşmanın canını yakma sevdası, canından olma kaygısını unutturur.
Ne pahasına olursa olsun karşısındakini yaralama saplantısına tutulur.
Ve hasmını zehirleyen o yara, kendi kabri olur.
Vızıldayarak iğneler ve akıttığı zehirde ölür.


Öfke, nefretten kör olmuş sahibini uçuruma doğru sürükleyen bir köpek gibi, koşar dörtnala, başıboş bırakıldığında…
Asabiyetten titrerken, üzerine devrildiği her yeri yıkan bir metruk binadır.
Aşırı özgüvenle, o özgüvenin karşılamaya yetmeyeceği ihtirasların çatışmasından doğan ve muhatabından önce sahibini yakan tehlikeli bir kıvılcım…
Hasım bulamadığında kendini doğramaya başlayan bir bıçak…
Hırsla ezikliğin öldürücü kokteyli…
Ödlekliği gizleyen gürültülü bir battaniye…
Düello süsü verilmiş bir intihar teşebbüsü… 
Hiddetin hızla şiddete dönüştüğü bir bilinç sakatlanması…


Genelde tedavi olarak yutkunma tavsiye edilir, sabır ilaçları, sinir yatıştırıcı kitaplar, müsekkinler verilir, ama öfke, fazlaca bastırmaya da gelmez aslında…
Montaigne, Diogenes’ten aktarır ya:
“Meyhanede kimseye görünmemek için ne kadar arkalara gidersen, meyhaneye o kadar girmiş olursun.”
Öfke de öyledir.
Derine itildikçe hepten içine işler insanın, gömüldüğü yeri, yani kalbi, zihni oyar bitirir…
En iyisi, akılla kurulmuş bir dizginleme sistemidir.
O yoksa, duvara doğru hızla giderken kapıdan ayağını çıkarıp fren görevi yapacak dostlar salık verilir.
Onlar bazen hiddeti gönüllü üzerine çeken paratonerlerdir, bazen daha üst perdeden köpüren ruhani önderler…
Onlar da bir öfke nöbetinde harcandılarsa… işte o zaman gidişat hepten kötü demektir. 
Basiret, boş yere bekler hatırlanmayı… 
Hatırlandığında ise, felaket çoktan kapıya dayanmıştır.


Umutsuz vakalar için en iyi tedavi, tarih kitaplarından istikbalini okumaktır.
Orada, tutamadığı dilinin kurbanı olmuş, öfkeyle kalkıp hasarla oturmuş, hiddetle kabarıp şiddetle karaya vurmuş nice sinir sahibinin ibretlik öyküleri vardır.
Haklı olup da öfkelerini gemlemeyi becerenler, zamana sığınırlarsa, o Kızılderili atasözünde olduğu gibi “bir nehir kenarına oturup düşmanlarının cesetlerinin önlerinden geçişini izlerler.”
Haksız öfkeliler içinse tek sığınak, pişmanlık kapısıdır.
Özür, eşek arılarından beklenmeyecek bir liderlik cesareti ve erdemlerin en büyüğüdür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına