Kayıtlar

Ağustos, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Süresiz Ara...

Blog yayınına süresiz ara verdim; bilginize.


'Ramazan Bayramı'nız Mübarek Olsun...

Resim
Birilerinin inatla 'şeker bayramı' diye telaffuz ettiği Ramazan Bayramınız mübarek olsun. Herkese iyi bayramlar...


Felsefi Kısa Bir Not... Hayata Dair...

Resim
Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken 
sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir 
bakış atıp kürsüye geçiyor. 

Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. 
“Bakın” diyor. “Bu, kişiliktir. Hayatta sahip 
olabileceğiniz en değerli şey...” 

Sonra (1)’in yanına bir (0) koyuyor: “Bu, başarıdır. 
Başarılı bir kişilik (1)’i (10) yapar”. 

Bir (0) daha... “Bu, tecrübedir. (10) iken (100) 
olursunuz”. 

Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... disiplin... 
sevgi... Eklenen her yeni (0)’ın kişiliği 10 kat 
zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... 

Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)’i siliyor. 
Geriye bir sürü sıfır kalıyor. 

Ve olayın yorum: “Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir”.

"Dinleyin 'Ney'i Bak Ne Diyor..." [İskender Pala]

Dinle neyden
Dinle! Ayrılıklardan nasıl şikayet etmede şu ney ve nasıl anlatmada ayrılıkları dinle: 
"Erkek - kadın herkes ağlayıp inliyor feryadımdan; ağlayıp inliyor herkes beni kamışlıktan kestikleri gün başladığım feryadımdan...

Özlemimi açmaya bir kalp istemedeyim oysa ben ayrılıktan parça parça olmuş beni anlayacak bir kalp istemedeyim. Hani vuslat zamanını arar ya aslından uzak düşmüş kişi durmadan aslını arar ya hani!..
Her toplulukta ağladığım bu yüzden benim her yerde inlediğim bu yüzden. İyilerle dost olmam da kötülerle oturup kalkmam da bu yüzden. Herkes dostum oluyordu zannımca benim kendine yakın buluyordu çokları. Ne çare araştırmadı kimsecikler içimdeki sırları ve kimse anlamadı ayrılıktan şikayetimi...

Oysa Sırlarım Çığlıklarımdan Hiç de Uzak Değildir Benim!
Keskin bakan görür ve dikkatle dinleyen duyar onları. Yazık yazık ki her gözde yok o nur her kulakta yok o dikkat!.. Gizli değildir elbette ten candan; ve can tenden gizli değildir. Lakin canı görmek için izin çıkm…

Güzel İnsanı Kaybettik... Müşfik Kenter Vefat Etti...

Resim
Yüreğine, sesine, karakterine, insanlığına sağlık 'Üstad'... Ruhun şad, mekanın Cennet olsun...


'Gecenin Öteki Yüzü' filminden güzel bir sahne ve yazdığı bir şiiriyle...







"Hep bir yerlere bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi? 

Hiç vaktiniz yok “fast life” “fast food” “fast music” “fast love”… 

Dikte ettirilen “yükselen değerler” “in” ler “out” lar… 

Buna benzer bir odada şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi. 

Dostluğu klavyelerinde yaşamı monitörlerinde arayanlar size sesleniyorum! 

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? 

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını? 

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? 

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? 

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? 

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? 

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın to…

'Kadir Gece'niz Mübarek Olsun...

Resim
Hayatın tüm idollerinden, siyasetinden, haksızlıklarından, yanlışlarından, kötülüklerinden, sahteliğinden uzak tüm benliğiniz ve içtenliğinizle bu özel geceyi yaşamanızı dilerim. 'Kadir Gece'niz mübarek, dualarınız kabul olsun...



"Hz Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü, dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu anni (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet)" 





'Yalnızlığım'... [W.Shakespeare]

yalnızlığımla çoğalıp, kalabalıkta eksiliyorum...
ve öylesine kalabalık ki yalnızlığım;
ne yana dönsem, sana çarpıyorum...

C.Bukowski'den Acı, Gerçek ve Sert Bir Yazı...

Resim
Charles Bukowski Genç Serseriye Öğütler


bütün ırmaklar yükselecek ama korkmayın her şey yerli yerinde 
okullarda ellerinize cetveller vurulacak ve kurtlar mısırları kemirecek 
mitralyözler üç ayaklara monte ediliyor 
ve karınlar beyaz ve karınlar siyah ve karınlar karın
insanlar sırf dövülmek adına dövülüyorlar
mahkeme salonlarında karar baştan bellidir
gerisi tiyatrodur
sorgulama sonrası ya yarım-insansın ya da artık değilsin
devrim yanlısı olanlarınız var biliyorum 
ama isyan edip yeni hükümetinizi kurunca 
bir de bakarsınız sizin hükümetiniz yine eski babanızdır 
yüzüne bir maske geçirmiştir sadece 
hiçbir yerde değişen fazla birşey yok
prag olayları macaristanı unutan çocukları biraz kıpırdattı 
kafalarında che imajı, 
boyunlarında castro resimli muskaları, 
william burroughs, jean genet ve allen ginsberg'in önderliğinde 
parklarda dolaşıp 00000MMMMM çekiyorlar

bu yazarlar yumuşamış, fıttırmış, kocamış, kadınlaşmıştır -homolaşmış değil, kadınlaşmış- 
ve ben polis olsam beyinlerini kendi ellerimle…

'Helal Olsun'... [Duman]

Geceler zehir, geceler kara 
Uçasım gelir, kanadım yara 
Yaralar derin seneler kadar 
Açılın geri 

Sabah olmuş gün doğmuş 
Her yerimde karlar

Doymadım, dönülmüş deliye 
Helal olsun aşk olsun 
Gözlerimde yaşlar 
Durmadım, dönülmez geriye 

Geceler benim, geceler bana 
Unutun beni 



'Mucizenin Alâsı'... [Zeynep Öztoprak]

Resim
Bir yer düşünün, göz gözü görmüyor.
Karanlık bir mahzen misali; ne hava sızıyor içeriye, ne gün ışığı. Geniş ve ferah bir mekan zannetmeyin, alabildiğince dar ve içi sularla kaplı. 

Biz üç oda bir salon koskoca evlere sığamıyoruz,böylesine olmazların iç içe kenetlendiği bir mekan ne işe yarar,dediğinizi duyar gibiyim.Hem havasız,hem ışıksız,hem dar, sıralamaya kalksak olumsuzluklar zinciri oluşturabiliriz bu şartlarla. Ama bir sanatkar var ki; en mükemmel şaheserlerinin tohumunu bu mekanda atıyor.

Zifiri karanlıkta günden güne neşv-ü nema bulan eser, etten duvarlarla korunuyor itinayla. Tüm eserlerde kullanılan malzeme aynı olduğu halde,fabrika misali seri üretim yapmıyor bu sanatkar.En ince teferruatına kadar kendine has özelliklerle donatıyor şaheserlerini. Bu mükemmel sanatkarın, ezel ve ebed sultanı ,Yüce Yaradanımız olduğunu idrak edemeyenimiz yoktur herhalde.

Bir su damlasını ete kemiğe bürüyerek eşsiz güzellikler yaratan ancak sonsuz cemal ve celal sahibi bir Zât olabilir.Zifiri ka…

Güzel Bir Yazıdan Özlü Bir Cümle, Güzel Bir Müzik Eşliğinde...

Yüreğine Sağlık; Aşk...


"...ne kadar acımasız davransa da insan, ne kadar hırslı ve aç gözlü, sinsi ve hilekar olsa da, ezip  geçse de tüm kainatı, kaçınılmaz bir Son onu beklemekte. Vicdanının şahit olduğu bir yargılama;  tırnaklarında ve  her bir saç telinde duyacağı korkunç bir acı ile kıvranacağı,  temyizi olmayan son mahkeme..."


Necip Fazıl'dan Aşk'a Dair...

...

’Ne hasta bekler sabahı,
Ve ne genç ölüyü mezar.
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.' 


...

beklemek Aşk'a dair ise, ne acı, ne zor, ne güzel ve ne özel bir beklemektir... Kimseye anlatamadığın tarifsiz bir beklemedir...

Sosyal İletişim Kuralları...

İster manavda bir yabancı ile konuşurken ister bir arkadaşınız ile kahve içerken bütün insanlar saygı gösterilmesini hak eder. 

 İletişim hem beden hareketlerini hemde sözlü ifadeyi kapsar. Konuşurken karşınızdaki insana bakın ve kollarınızı kavuşturmayın (kızgınlık ifadesi). 
 Eğer utangaç biriyseniz bunu kabul etmekten ve söylemekten çekinmeyin. Dürüstlük insanların rahatlamalarını sağlar. 
 Normal hızda konuşun ne çok hızlı ne çok yavaş. 
 Karşınızdaki kişi üzerinde bıraktığınız izlenimi fazla düşünmeyin. 
 Konuşmayı bitirirken geçerli bir neden öne sürün ve kişi ile konuşmaktan keyif aldığınızı belirtin. 
 Karşınızdakine iltifate ederken içten ve samimi olun. Karşılaştırma yada değerlendirme yapmamaya özen gösterin; örneğin, "Kazağının ne kadar eski olduğu düşünülürse gayet iyi duruyor ." 
 İltifat aldığınızda fazla alçak gönüllü olmayın ve iltifatın gerekmediğini açıklamaya çalışmayın. Basit bir "teşekkürler" hem yeterli hemde kibarcadır. 
 Birisini eleştireceğiniz za…

Kızılderililerle Türkler Arasındaki Benzerlikler...

1- Kızılderililer’de “loğusa kadınlar” a önem verilmesi, onlarda bir kutsîyet bulunduğuna inanılması ve kırklarının yapılması, onların silahlara dokunmalarının yasak olması kültürel bir benzerliktir.

2- Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde Türkler’e özgü olduğu bilinen, parmakların arasına sicim (kalın ip) geçirilerek oynanan “sicim oyunu” nun oynanması da yine benzerlik teşkil etmektedir.

3- Cenazelerde “yasçı” ların bulundurulması da Türkler’le Kızılderililer arasındaki belirgin benzerliklerden biridir. Orhun Yazıtları‘nda da geçtiği üzere, en eski soydaşlarımız da ölüm törenlerine “yasçı, sıgıtçı…” denilen “ağıt yakan” ölü ağlayıcıları getirtirlermiş. Kızılderililer de tıpkı Türkler gibi bu biçimde törenler yapıyorlarmış.

4- Bizdeki “Kırkpınar Efsanesi”nde anlatılan ve pehlivanların can vermesine kadar devam eden güreşlerle, Brezilya Ormanları’ndaki Zakuma Kızılderilileri’nin tuttukları “güreş“, benzerlik göstermektedir.

5- Mohavk Kızılderilileri’nin Anadolu’da oynanan ve arasında “uzun e…

Eleştiri Üzerine Bir Alıntı Yazı...

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. 

Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına “ Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın” demiş. 
“ Resmin yanına kırmızı bir kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını 
rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. 
Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. 

Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.
Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. 

Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş. 
Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. 

Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. 
Usta ressam şöyle demiş: 

"İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acıması…

'Bir Bilebilsek'... [Can Dündar]

Size de olur mu bilmem; her ölümün ardından yaşamın peşine düşerim ben... 

Yakın bir dostu toprağa verir vermez, kabrinin çiçekleri kurumadan daha, ihmal edilmiş kapıları çalar, özlenip gidilmemiş adresleri ararım; eski dostlukların tozunu alır, cam gibi parlatırım. İşi gücü boşlar, gecikmiş hal hatır sormaların, dar günde omuz omuza durmaların kapısını aralarım.

Hele erken ölüm... Tuhaftır, yitirilmiş ortak dostların ardından “sesini duymak istedim” telefonları gelir eş dosttan da... “Hadi kaçıp bir şeyler içelim” davetleri, “sana geçen gün haksızlık ettim” itiraflarına dönüşür; gecikmiş günah çıkarmalar, samimi özeleştiriler, sıcak dokunuşlar getirir ardı sıra... 

Anlarım ki herkes benim gibi paniktedir. Bir musalla tasinin soğukluguyla ürperir yalnız kalpler ve ısınmak için hayırsız sevdalara koşulur, gündelik telaşta kırıp döktüklerini tamire çıkarır insanoğlu... 

Ölüm, yaşamı öğretir bize; döverek sevmeyi belleten hoyrat bir anne gibi... Sevgi doğurur ecelinden... 

Kalbinize yakın bul…

'Gözlerin Hayran Bakarmış'... [Zeki Müren]

Gözlerin hayran bakarmış görmeyip ısrarımı
Bilmiyor avare gönlün öldüren kalp ağrımı
İstemem bir aşk yeter ben şimdi buldum yarimi
Her sevişmek bir sefer yakmak demektir bağrımı


'Yedi Benlik'... [Halil Cibran]

gecenin en sessiz saatinde yarı dalmışken yedi benliğim birlikte oturup fısıltıyla tartışmaya başladılar: 

ilk benlik: 
bütün bu yıllar boyunca burada bu delinin içinde günlerle onun acısını yenileyip gecelerle kederini tekrar oluşturmak dışında hiçbir şey yapmadan oturdum;artık bu yükü daha fazla taşıyamayacağım ve baş kaldırıyorum.. 

ikinci benlik: 
sen benden daha şanslısın kardeşim;çünkü bana bu delinin neşeli benliği olmak düştü.onun kahkahalarıyla güler,mutlu saatlerinde şarkı söylerim ve üç kanatlı ayaklarla dans eder gibi onun parlak düşünceleriyle dans ederim.güçsüz varlığım karşısında baş kaldırabilmeyi isterdim.. 

üçüncü benlik: 
ya bana;vahşi tutkuların ve hayali arzuların alevleriyle yanan sevgiyle-kurtulan benliğe ne demeli?bu deliye baş kaldırması gereken sevgi hastası benim.. 

dördüncü benlik: 
hepinizin içinde en mutsuzu benim çünkü bana iğrenç bir kin ve yıkıcı bir nefret dışında hiçbir şey verilmedi.bu deliye hizmet etmeye baş kaldırması gereken benim,cehennemin karanlık ma…

'İzmir Marşı'...

İzmir'in dağlarında çiçekler açar. 
Altın güneş orda sırmalar saçar. 
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar. 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa; 
Adın yazılacak mücevher taşa. 


İzmir dağlarına bomba koydular 
Türk'ün sancağını öne koydular. 
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular. 
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana. 


İzmir'in dağlarında oturdum kaldım 
Şehit olanları deftere yazdım. 
Öksüz yavruları bağrıma bastım. 
Kader böyle imiş ey garip ana 
Kanım feda olsun güzel vatana 


Türk oğluyum ben ölmek isterim. 
Toprak diken olsa yatağım yerim. 
Allahından utansın dönenler geri 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa 
Adın yazılacak mücevher taşa


Sabır!..

... İyisiyle, kötüsüyle, aydını, cahiliyle, uyuyanı uyumayanıyla, eğrisi doğrusuyla hepimiz kukla olmuşuz!.. ÖZGÜR İRADE'mizle(!) hepimiz birimizin ipini tutmuş bu yaşanılası hayatı yaşanmaz hale getiriyoruz EL BİRLİĞİYLE!.. Sabır ya sabır Ya Resulallah!... Sabır!.. Sessiz kalamıyorum, susamıyorum, tepkisiz kalamıyorum; her şehit haberinde bir şeyler karalıyorum. Lanet olası maskemi çıkartıp suratımdan alıp kendi ipimi ellerime kendi kendimin kuklası oluyorum. Ne desek boş, ne yapsak boş, ne yazarsak, ne konuşursak boş, kimse sitem etmesin Allah'a... Bu bela BİZİM belamız, kendi kendimize sardığımız... UTANIYORUM BÖYLE BİR HAYATTA NEFES ALDIĞIM İÇİN!..


Hayyam'dan Hayata Dair...

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden; 
Her şafak bir hırsız gibidir 
Elinde bir fenerle gelen
...

Metin Erksan Yaşamını Yitirdi...

Resim
Türk sinemasının önemli yapıtlarına imza atan ünlü yönetmen Metin Erksan, 83 yaşında vefat etti. Erksan, rahatsızlığı dolayısıyla tedavi gördüğü Bahçelievler MedicalPark Hastanesi'nde bu akşam hayatını kaybetti.


Metin Erksan, 1929 yılında Çanakkale'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamlayan, Pertevniyal Lisesi mezunu Erksan'ın, 1947'den başlayarak çeşitli gazete ve dergilerde sinema yazıları yayınlanmaya başladı.


Reklam


Üniversite yıllarında sinemayla ilgilenen Erksan, 1950'de Atlas Film için Yusuf Ziya Ortaç'ın ''Binnaz'' adlı filmini senaryolaştırarak sinemaya adımını attı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nden 1952'de mezun olan Erksan, aynı yıl Dünya gazetesinde film eleştirileri yazdı.


Yine 1952'de Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun senaryosundan çektiği ''Aşık Veysel'in Hayatı-Karanlık Dünya'', ilk filmi oldu.


Erksan, 1957'de ''Dünya Havacıları Türkiye'de'…

'Seni Her Gördüğümde'... [Erkin Koray]

İnan ki 
Senden başka 
Hiç kimse yok içimde 
Kimse yok içimde 
Yüzüne bakmasam da 
Başımı çevirsem de 
Seni her gördüğümde 
Seni her gördüğümde


İnan ki 
Senden başka 
Hiç kimse yok içimde 
Kimse yok içimde 
Ne kadar kırgın olsam 
Dargın olsam da bile 
İnan ki 
Senden başka 
Senden başka 
Hiç kimse yok içimde 
Kimse yok içimde


Suyun Altında Uyunur mu?..

Resim
Dubai'nin çılgın projeleri bitmiyor. Dünyanın en yüksek binası olan Burj Halifa'dan sonra Dubai bu kez de denizin altına otel inşa ediyor. Otelin 21 odası denizin tam 10 metre derininde.