Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

'Sonsuza Kadar İstanbul'... [Tuluyhan Uğurlu]

Resim

Adnan Şenses Hayatını Kaybetti...

Resim
(Fikret Hakan ve Tanju Okan ile birlikte)


(Anne ve Babasıyla)


Allah rahmet eylesin...

21 Ağustos 1935'te Bursa'da dünyaya gelen Adnan Şenses, ilkokula Ankara İsmet İnönü ilkokulu'nda başladı. Adnan Şenses, tahsilinin devamını İstanbul'a taşındıkları Karagümrük İlk ve Ortaokulu'nda tamamladı. Ailesinin isteği üzerine marangozlukla ilgilenen Şenses, 1956 yılında çevresinin sesine verdiği ilgi doğrultusunda müzik hayatına atıldı. İlk musiki derslerini Suzan Yakar Rutkay'dan aldı.

İlk önce Ankara Radyosu'nda çalışan Şenses, 16 yıl burada hizmet etti. Ardından, ünlü gazinolarda çalıştı, 47 film çevirdi ve birçok albüm yayımladı. 2013 yılında Sezen Aksu'nun hediye ettiği "Bekleyemedin Mi" ve "Kaybolan Yıllar" isimli şarkılarının da bulunduğu "Adnan Şenses Bir Efsanedir" albümünü yayınladı. Albümde Sezen Aksu dışında Selami Şahin ve Selçuk Tekay gibi isimlerin de şarkıları bulunuyor.






Sözcü gazetesinde yapılmış bir söyleşiden...

Hayata m…

'Geçer Zaman'... [Ogün Şanlısoy]

Ay buluştu şarkılarla 
Hatta dans edip duruldu dalgalar 
Rüzgar yarıştı martılarla 
Aşklar bir darılıp bir barıştılar 

Sen ne söylersen söyle sevgilim
Durduramazsın yaşlı gözlerinle 
Yel gibi eser geçer zaman 
Gülmeden geçirdiğimiz günler hep ziyan 
Sel gibi ezer geçer hayat 
Başlar yeni güne elinde bir demet umut kalan 

Ayrılığı tadanlar anlar 
Yapraklar sarardı, soldu sayfalar 
İlk aşk, bu kış ve sonbaharlar 
Asla dönmeyecek harcanan yıllar


'Değer Yaşamak'... [Ahmet İnam]

Yaşayıp giden bir insanın sorusu değil, “Nasıl yaşamalıyım?” Yaşayıp giden, hayatındaki soruları silmiş, arada bir aklına takılan her sorunun yanıtını buluveren, yaşamının içine gömülüp, onda kaybolmuş bir insanın, çağımızın yorgun, yılgın, bıkkın, kolaycı, kurnaz, tembel insanının yaşadığı değerlerle ilgili bir sıkıntısı pek olmuyor.”Nasıl yaşamalıyım?”sorusu bizi” hangi değerlerle yaşamalıyım?” sorusuna götürüyor. Değer duyarlığı gelişmiş, değerlerinin farkında, değerlerini gözden geçirebilen, canlı, araştırıcı bir insan bekliyor çağım.

Değer yaşayamayan bir insan nasıl bir insandır? Sorunun yanıtı, değer yaşayamama biçimlerini irdelemeyi gerektiriyor.

Bir anlamıyla her insan değerlerle yaşıyor. Dürüstlük, erdemlilik, adalet insana olan saygı, dostluk, sevgi…değerlerimizden bazıları. Paraya, toplumsal konuma, şana, şöhrete, mala, mülke, en yüksek değerleri uygun gören insanlar, tarihin başlangıcından beri karşımıza çıkar.Toplumda bir arada yaşayan insanların, bu yaşamın sürmesi için y…

'Dinlenmeyen Aşk... [Johann Wolfgang von Goethe]

Kara, yağmura doğru,
Rüzgara karşı, buğulu
Uçurumlar arasından,
Sislerin ortasından,
Yılmadan! Durmadan!
Sıkılmadan! Yorulmadan!

Daha çok gam üstlenip
Yaşamak isterim ben,
Hayatın gani tadını alıp
Taşımaktansa mütemadiyen.
Onca meyiller muzdarip
Kalpten kalbe akar,
Aman, nasıl da garip
Neşreder tüm ağrılar!

Nereye kaçayım?
Ormana mı dalayım?
Herşey nafile!
Ömrün tahtı çile,
Huzuru ve tacı,
Aşk, sensin Acı!

'Ankara'nın Bağları'... [Coşkun Direk]

"Ankara'nın bağları, büklüm büklüm yol-suzluk-ları!.. İnsan, sinirden gülebiliyor ya; şu an bu olaylardan dolayı o haldeyim...





ya da





ya da


'Despicable's'... [Çılgın Hırsız'lar]!..

Resim
Yazmıştım; görünen köy misali... İnançlı, onurluysan bırak yargı kararları mırıldanmalarını. Hala, birilerini suçlayıp, savunma içindeler. Yapmayın, değer verdiğiniz inancınız için yapmayın. Gerçekleri, sadece gerçekleri siz zaten biliyorsunuz. Kıvırmadan, onurlu bir şekilde çekilin... Çekilin, çekilin de; siz gidersiniz sizin yerinize yeni sizler gelir. Sonu yok bunun; var aslında ya gördüğüm kadarıyla, bu olaya tepki gösterenlerin çoğu da dahil kimsenin işine gelmez. Yok birbirinizden farkınız; olan Memleketime oluyor... Kendi doğruları için daha ne kadar zarar vermeye devam edecekler birbirlerinden ziyade Memleketime...






'Dostluk'... [Marcus Tullius Cicero]

… Dostluk konusunda düşündüğüm zaman, hep şu noktayı gözönünde tutmalı diye düşünürüm: Acaba dostluğu arattıran sebep güçsüzlük veya ihtiyaç mıdır? Acaba karşılıklı yardımlaşmaya girişirken insanların amacı tek başlarına pek başaramayacakları şeyi bir başkasının yardımıyla elde etmek, sırası gelince karşılığını yapmak mıdır? Yoksa bu yardımlaşma dostluğun özelliğidir de, dostluğun daha derin, daha asil, sırf doğanın (tabiatın) yarattığı başka bir neden mi vardır? Dostluğa adını veren sevgi, insanların yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmasında başlıca nedendir. Çünkü çıkarlar çok kez kendine dost süsü veren ve durum gerektirdiği için saygı, ilgi gösteren insanlardan bile elde edilebilir, oysaki dostlukta hiçbir şey yalan ve yapmacık değildir, her şey gerçektir ve içten gelir. Bu yüzden, sanırım, dostluğu gereksinme (ihtiyaç) değil, doğa yaratır. Dostluğun doğuşunda, ondan ne çıkarlar elde edileceği düşüncesinden çok, ruhların sevgi ve bağlanması var…

Birçokları kendilerinin yapamaya…

'Bu Dünyanın En Hoş Şeyleri'... [Friedrich HÖLDERLİN]

En güzel şeylerini tanıdım bu dünyanın,
Gençlik saatleri çoktan akıp geçmiştir.
Nisan, Mayıs, Haziran ıraklara uçmuştur,
Tükendim yeter gayri zevki yok yaşamanın.

Hayatın çizgileri ne kadar değişiktir,
Tıpkı yollar gibidir, dağların hudutlanan
Bizim varlığımızı Allah’dır tamamlayan,
Sonsuz lütûflariyle, huzuru, ahengiyle.

'Thank You'... [Dido]

My tea's gone cold, i'm wondering why 
I got out of bed at all 
The morning rain clouds up my window 
And I can't see at all 
And even if I could it'd all be grey 
But your picture on my wall 
It reminds me that it's not so bad 
It's not so bad 


I drank too much last night, got bills to pay 
My head just feels in pain 
I missed the bus and there'll be hell today 
I'm late for work again 
And even if I'm there,
They'll all imply that I might not last the day 
And then you call me and it's not so bad 
It's not so bad and 


I want to thank you for giving me the best day of my life 
Oh just to be with you is having the best day of my life 


Push the door, 
I'm home at last and I'm soaking through and through 
Then you handed me a towel and all I see is you 
And even if my house falls down now 
I wouldn't have a clue 
Because you're near me 

I want to thank you for giving me the best day of my life 
Oh just to be with you is having the best day of my li…

'İnsan Aklı'... [Montaigne]

Belki öteki varlıklarda görüldüğü gibi, insanlar için de doğal yasalar vardır; ama bizde kaybolup gitmiştir; çünkü şu mübarek insan aklı her yere karışıp düzen vermeye, komuta etmeye kalkmış, dünyanın yüzünü kendi büyük iddiaları, kararsız görüşleriyle bulandırmış,karmakarışık etmiş.

Nihil itaque amplius nostrum est quod nostrum dico artis est. (Cicero)
Gerçekten bizim olan hiçbir şey kalmamıştır; bizim dediğimiz, yapma bir şeydir.

İnsanlar her şeyi başka başka gözler, başka başka düşüncelerle görürler: Düşünce ayrılıklarının asıl nedeni budur. Aynı şeyin bir ulus bir yüzüne, bir ulus başka bir yüzüne bakar ve o yüzünde durur. Bir insanın babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünülemez; ama eskiden bazı kavimlerde bu adet varmış, hem de bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış; isterlermiş ki ölü böylelikle en uygun, en onurlu bir mezara gömülsün; vücutları ve anıları içlerine, ta iliklerine yerleşsin; babaları sindirme ve özümleme yoluyla kendi diri bedenlerine karışıp yeniden yaşas…

Kurban Olduğum Allah'ım; Var mı Senin Adaletinin Üstüne!..

Resim
Kin duymadan, yapılan haksızlıklara veremiyorsam cevap, kalıyorsam çaresiz, yapabildiğim, içimi rahatlatan böyle kişileri Allah'a havale etmem. Şimdiye kadar, kimsenin yanına kar kalmadığını gördüm; şükür... Bu haberleri görünce, herkesin aklına mutlaka yaşadığı sıkıntıları gelmiştir. 'Türk'lük, Şehitlerimiz, Gezi Parkı, Fenerbahçe... v.b. Benim aklıma, tereddütsüz o kadar çektirilen acıdan *'mütevekkil' -tabii ki diğerlerini de es geçmeden- Fenerbahçe camiası, taraftarı geldi. Tarih tekerrür etmekte inat ediyor; mazlumun alınan ahı, çıkıyor; çıkacak... Düşene bir tekme de vurmak, ne yakışır, ne de hak sayılır. Kalmaz o zaman düşenden farkı ayaktakinin... Onlar zaten alacaklarını alacaklar; en alt seviyesiyle... 

       Beceremiyor, insanoğlu şu kocaman dünyada nasıl yaşayacağını... Müdahale hep yukarıdan(Allah'tan)  gelmeye devam ediyor; asırlardır. Vermiş akıl, vermiş yürek, vermiş özgür irade... Hepsini 'insan' olmak için kullanmak yerine, şeyt…

Gece Gece... Kadifeden Kesesi... Hudna'dan...

Resim
Ödüllü Türk müzik grubu 'Hudna'nın güzel yorumuyla... 

(şu an kulağımda kulaklık, son sese yakın 4. ya da 5.tekrarını dinliyorum. Günün stresinden sanırım... )






















(Kopenhag'daki Cazz Hause'de düzenlenen Danish World Music Awards ödül töreninde Hudna adlı Türk müzik grubuna en büyük ödül olan Dünya Müziği ödülü verildi. Orhan Özgür Turan ve grubu Kadifeden Kesesi albümü ile en büyük ödülü aldı.)

Zafer Önen Yaşamını Yitirdi...

Çocukluğumuzun güzel insanları birer birer yol almaya devam ediyor sonsuzluğa doğru... Allah rahmet eylesin; mekanın cennet olsun. 

"...Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
  Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden..." (Yahya Kemal Beyatlı-Sessiz Gemi)


'Gündüzüm Seninle'... [Müzeyyen Senar]

Ağzına sağlık...


Neymiş; Dünyanın Çivisi Çıkmış!..

Öncelikle çok özür diliyorum; ölenin arkasından yazmış olacağım. Ama zoruma gitti, sessiz kalamadım. Şu aralar saygı duruşlarıyla anılan bir insandan bahsetmek istedim. İnsanlık namına güzel işler yapmış birisi, hakkını yememek lazım. Ama... Ah bu ama'lar... İnsanoğlu, -tümünü tenzih ederek, ama çoğunluğu oluşturan geneli-canlılar içinde -aklı olmasına rağmen- en büyük aptal yaratıktır. Yaşadığı her toplumda, hangi idolün içinde nefes alıyor olursa olsun, karşısındakini aptal yerine koyan, kendisi de aptal durumuna düşen bir yaratık. Bunca yıl, hatta asırlarca güzel insanlar doğru olanı anlatmaya çalışmışlar ama hala çözemediğim bir şekilde, farklı bir büyünün içindeymişcesine insanoğlu, inatla yanlış olanın peşinden gitmeye devam ediyor. Ya bulunduğumuz yerin bir sınav yeri olmasından, ya da insanların kendisini -kolay olduğu için- şeytana teslim etmiş olmaları... Ve en kötüsü de, içlerindeki şeytanları gizlemeyi çok iyi beceriyorlar. Yedi günah, on emir, beş şart, hepsi n…

'Alışkanlıklar'... [Montaigne]

Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş. Her gün danayı, kucağına alır taşırmış; nihayet buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim uydurdu ise, alışkanlığın ne büyük bir kuvvet olduğunu çok iyi anlamış olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar, başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azgın, öyle amansız bir çehre takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez…

Bence en büyük kötülüklerimiz, küçük yaşımızda belirmeye başlar ve asıl terbiyemiz bizi emzirip büyütenlerin emrindedir. Çocuk bir tavuğun boyununu sıkar, kediyi, köpeği oyuncak edip yara içinde bırakır, anası da ona bakıp eğlenir. Kimi baba da, oğlunun müdaafasız bir köylüyü, bir uşağı öldüresiye dövdüğünü, bir arkadaşını kurnazca ve kahbece aldattığını gördüğü z…

'Davet'... [Fikret Hakan]

.........

Yüreğine sağlık, güzel insan.



Hazır değilsin, tutkuya
Onu basite indirgeyen
Bir ortamın şaşkınısın.
Arzu ile Kamber
Tahir ile Zühre…Bile…
Bunlar olağan kalır

Korkarsın.

Bu, evrendeki en büyük patlamanın
Gücüne eşit değilse/ Ne?

(belki ben de korkarım)

Böyle bir olguyu, duyu- düşüncende
Tartmayı dene.


Hiç yaşamamış olmayı, korkudan,
Yeğ tutarsın.

Ama evrenler boyu
Ve zamanlar boyu
Uçabiliriz seninle.

Korkudan usanmanın başlangıcıdır, bu.

Gerçek bir aşk olur, çünkü
Yakaladığımız an, bu oluşum dehşetini.

Bu oluşum dehşeti
Yüreğin aklıyla çıldırmak, değil de ne?

Hadi atla artık,
Delimsirek bengisular azmanı
Atımın terkisine.

'Tevinkurus'... [Fikret Hakan]

Artık batıyor Dünya
kutsal sanatlar da kurtaramaz
bu mezbeleyi.
Silah tüccarları
atmosferde köşe kapmaca
egemenlik hezeyanı
yazgısına insanlığın
ölüm ilmeği.

Uslar yetinmeyi biliyorsa da
uygulatmıyor/ ihtiras azraili.


“Birbirinizi seviniz”, diyorsa da dinler
inandırıcı değil ki
herkes seviyor/ kendini.
“Tutku, en özel yanlışınız olsun”,
diye yırtınıyor/ sanatçılar korosu
Ama kaçı taşıyabiliyor
gerçek seviyi.

Çağdaş bir peygamberden
bir şaircikten yani
kutsal tantanası budanmış
- yalın mı yalın-
kıyamet suresi.
“Amin”, demek / şimdi
baş eğmektir
- nedense özlenemeyen -
bilinçli yazgı diyalektiği

'Hayat ve Felsefe'... [Montaigne]

Çok gariptir; çağımızda işler o hale geldi ki felsefe, anlayışlı insanlar arasında bile, ne teorik ne pratik hiçbir yararı ve değeri olmayan boş ve kuru bir laf olup kaldı. Bence bunun nedeni, felsefenin ana yollarını sarmış olan safsatalardır. Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz, asık suratlı, çatık kaşlı ve belalı göstermek büyük bir hatadır.

Onun yüzüne bu sahte, bu kaskatı bu çirkin maskeyi kim takmış? O ki hep bayram ve hoş zaman içinde yaşamayı emreder bize. Gamlı ve buz gibi soğuk bir yüz içimizde felsefenin barınamadığını gösterir. Felsefeyi barındıran ruh, kendi sağlığıyla bedeni de sağlam etmeli. Huzur ve rahatın ışığı ta dışardan görünmelidir. Dış varlığı kendi kalıbına uydurmalı ve böylece ona sevimli bir gurur, hareketli ve neşeli bir tavır, memnun ve güleryüzlü bir hal vermelidir. Bilgeliğin en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir. Onun durumu, aydan daha yukarda olan şeylerin durumu gibidir. Hem de rahat. Müritlerini çamur ve kir içinde yaşatan felsefe değil, Barocco ve …

Nelson Mandela Yaşamını Yitirdi...

Resim
Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela 95 yaşında hayata veda etti. 

Akciğer enfeksiyonu nedeniyle 8 Haziran’da hastaneye kaldırılan Mandela, 1 Eylül’de taburcu edilerek evine gönderilmişti.

Güney Afrika’daki ırkçı beyaz rejime karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle ömrünün 27 yılını demir parmaklıklar ardında geçiren Mandela, ülkesine 5 yıl devlet başkanı olarak hizmet etmişti. 

Güney Afrika’da Tembu kabilesinin şefinin oğlu olarak 18 Temmuz 1918’de dünyaya gelen Mandela, Fort Hare University College’daki hukuk eğitimine, ırkçı yönetime karşı organize ettiği öğrenci eylemleri nedeniyle bir süre ara vermek zorunda kaldı. Mandela, 1942’de Witwaterstrand Üniversitesi’nden mezun olmasının ardından Güney Afrika tarihindeki ilk siyahi avukat oldu. 

Siyahların ırk ayrımcılığıyla mücadele etmek amacıyla kurduğu Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) 1948’de katılan Mandela, 1950’de başkanlığa seçildi. Güney Afrika’da beyazların ırkçılığa dayalı rejimine karşı sürdürdüğü mücadele nedeniyle ilk …

'Güzel Bir Gün ve Ben Bunu Göremiyorum'...

Hayata dair, insanlığa dair, engellere dair...

"kelimelerini değiştir, dünyanı değiştir..."


'Engeller'... [Ceza]

...

Hep önümüze engeller koyun , sonrada bize engelliler diyin..
Gözüm görmesede Kalbimiz bilir , Doğmasa Güneş Hanginiz görür ..
Duyamasakta yaLan vaadleri Lehimize kurulan bütün saatleri .. 
Sesimiz olmasada Konuşuruz bazen , Ağzı olan bol Konuşuyor zaten .. 
Hayat bir yarıştır derler , Biz yarışta engel aşmaktayız.. 
Yürüyemesekte Bu yarışta biz sizlerden daha hızlı koşmaktayız..
Eyy engelsiz sanma Kendini Kusursuz Dengen varmı dersin..
istedigimiz iyilik bile değil sizden sadece hakkımızı verin..
Gamsız san yaşantın anlamsız , Tüm yasalar sözüm ona engelsiz olanlar için yazılmışsa
tüm yollar siz Kusursuzlara yapılmış .. 
Ve böylelikle siz rahat yürüyebilir Kaldırımdan atlayıp Değnekler üretip
Değnek satabilir Bitek ozaman bizi Göre bilirsiniz.. 
Hareket kısıtlı değil Bu dünya bizim değiL sizin Silahlar için 
Savaşlar biçim verir bu dünyaya Kin nefret Körertir sizi .. !

işaret dilim , Bize bi yol verin , Bizede iş verin , yolumu aç benim .. 
Hayat hem senin , Hayat hem Benim , Üretecek olanın bağl…

'Hayaller Engel Tanımaz'...

Resim
3 Aralık Dünya Engelliler Günü...






Ezelden Ebediyete Sentez Değil, Irktır Türk!..

Asla faşistçe bir tepki değil; bazı 'Türk' ile, 'Türklük' ile sorunlu olanlara etkiye tepki... 



yasin aktay Dediğin Bir sentezdir Zaten. yasin aktay Diye Biri Yok!..

Resim
Bir saattir; sakinleşip, edepli(!) bir şekilde bir şeyler yazmak için bekliyorum. Hak etmeyen kişi ya da kişiler için değil; blogu takip eden az sayıdaki sizlere karşı saygısızlık yapmamak için. Sindire sindire, sinsice, haince, edepsizce, karaktersizce 'TÜRK'lük kavramını aşağılamaya, yok saymaya, birilerinin(Bizlerin) damarına inatla basmaya devam ediyorlar; dört koldan!.. Böylelerine verilecek en güzel cevap, sizlerin vereceği 'oy'dur. Böylelerini uyuya uyuya destekleyerek, özümüzü kaybettiğimizi ne zaman anlayacak bu -sözde- çoğunluk, merak ediyorum. Bahaneleri hazır, biz faşistliğin her türlüsünün karşısındayız; e tamam da, durup durup Türk'lüğe hakeret etmek nasıl bir faşist karşıtlığıdır?!. Siz Hitler'den, Mussolini'den sonra ki en büyük faşistsiniz!.. İlk iki döneminizdeki sahte yüzünüzü çok güzel atıp, gerçek yüzünüzü ortaya yine aynı güzellikte çıkardınız. Seçim zamanı, böylelerine kızıp ta, 'oy'unuzu hak etmeyenlere verip aynı k…

'İnsanın Güçsüzlüğü'... [Montaigne]

Bir filozofu, ince çelik tellerden örülmüş sağlam bir kafes içine koysalar ve kafesi Paris’in Notre-Dame katedralinin kulelerinden birinin tepesine assalar filozof akıl yoluyla oradan düşmesi tehlikesi olmadığını açıkça bilecek, ama yine de (dam aktarma işlerinde çalışmamışsa) bu kadar yükseklerden aşağı bakar bakmaz korkuyla ürpermekten kendini alamayacaktır.
          Çan kulelerinin yüksek yerlerinde, korkuluklar kafesli oldu mu bu kafesler taştan da olsa, korka korka dolaşırız. Böyle yerlerde dolaşmanın düşüncesine bile dayanamayan insanlar vardır. İki kule arasına, üstünde rahatça gezilebilecek kalınlıkta bir direk uzatsalar, hiçbir felsefi olgunluk, ne kadar sarsılmaz olursa olsun bize orada yerde yürür gibi yürümek cesaretini veremez. Ben bunu bizim tarafın dağlarında çok denedim. Yükseklerden öyle pek fazla korkanlardan da olmadığın halde, o sonsuz derinlikler karşısında bacaklarım titremeye başlardı. Hem öyle yerlerde ki uçurumun kenarında boyumdan fazla yer vardı, …

'Anladın mı?'... [Neyzen Tevfik]

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnundan duyupta rivayet etme,
Aşkın leylâsını gördünse söyle,
Söz temsili bulup hikâyet etme,

Yüz bin leylâ doğar âlemde her gün,
Senin aradığın zevk, safa, düğün.
Tutacağın işi önden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın önünde pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına olmasın delik,
Boşuna taşırsın gider gündelik.
Ânında ölmedi, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye inat etme.

Kâbe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kuru duvara,
Hızırı istersen kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme!

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez,
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hiyanet etme.

Sen, şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülseni gamla solmasın,
“Neyzen” gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme!


Tıp Fakültesi Hastanesi 1337

'Dizi Dizi Limonate'... [Murat Kekilli]

Çiviside yok ki tutsun
Dört yanısı vanadan çıkmış
Almış memleketi üç beş pembe dizi
Ana baba çoluk çocuk oynatıyor
Talan edilen beynindir
Her gece dizi filmlerce
Üzeride kürklü
Yüreğide bitli
İnsanlar sokuluyor gözüme
Yeter anne yeter kandırıyorlar
Bunların hepsi limonate

Her gece başka bir alem
Her gece birinin koynunda
Top model olacak, pop model olacak
Buda kapak olacak uçacakmış
Kız okulu çoktan bırakmış
Bir dizide patlayacakmış
Çok star olacak, pop star olacak
Muhteşem olacak uçacakmış
Talan edilen beynindir
Her gece dizi filmlerce
Üzeride kürklü
Yüreğide bitli
İnsanlar sokuluyor gözüme
Yeter anne yeter kandırıyorlar
Şu diziyi artık seyretme.


Ah Metin(Akpınar) Ağabey Ah... 'İnsan'ın Yüreğine Dokunuyorsun...

Böyle videolar büyük ekranlarda, her an her yerde yayınlanmalı... Anlık iç acısı yerine, gerçekten 'İnsan' gibi yaşamak için... Adalet için, emeğin gerçek değerini vermek için. Bir yanda alın teri, el emeğiyle parasını böyle kazananlar, diğer yanda tüm edepsizlikleriyle hak etmeden kazananlar!.. İnsan olanın zoruna gidiyor, haykırıyor ama tek haykırışın yok faydası... Onun için yineliyorum, yinelemeye devam edeceğim. Böyle videoların her platformda yayınlanması gerekiyor; her yerde. Sokakta, afişlerde, reklamlarda, gazetelerde, kafelerde, lokantalarda, kahvehanelerde... Bizler inanmadığımız sürece, gerçekten iyi olana, doğru dürüst olana yok faydası hiç bir şeyin... İster kıvılcım, ister su damlası olun; ama olun... Tarafsızca; iyinin, doğrunun, haklının... Emeğin...




'Uğurlar Olsun'... [Selda]

'Doğru Dürüst' tüm insanlara ithafen...


'Koklasam Saçlarını Bu Gece'... [Zeki Müren]

Koklasam saçlarını bu gece tâ fecre kadar
Acı duysam gözünün rengine dalsam da senin
Kanatır rûhumu mâzîde kalan hâtırâlar
Doyamam ömrüme ben kalbini çalsam da senin...




'Baş Öğretmen' Anısına ve Hatırına...

Hayatın içinde, her zaman akıldan geçen güzel düşünceler gerçekleşmeyebiliyor. O hengame zamanında Paşa'nın aklında dile gelmeyen kim bilir kaç tane güzel düşünce vardı; O'nunla birlikte diğer tarafa göç etti. Ne güzel bir ruh halidir; ne güzel bir insanlık örneğidir, ne güzel bir sahiplenme duygusudur. Öyle bir zaman da sadece savaşmayıp, savaşın içindeki halkına güzel şeyleri de -satır aralarında- anlatmaya çalışmak tarafsızca herkesin saygı duyması gereken bir ruh halidir. Emeğiyle çalışan çiftçiye, evinde kendi el emeğiyle savaşa katkı yapmaya çalışan annelerimize, inancımızı -tarafsızca, sadece Kitabımıza bağlı kalarak- anlatan Din görevlilerine, çocuklara, Vatan toprağına ve 'Öğretmen'liğin kutsallığına sahip çıkan ve çıkılması gerektiğini her fırsatta davranışlarıyla ve kelimeleriyle anlatan Atatürk'ü, şöyle bir etrafıma baktığımda kimsenin 'gerçekten' ve 'içten' anlamadığını, O'nun varlığını sadece kullandıklarını görüyorum!.. Ve ac…

'Kilitli Kapının Ardındaki Yer'... [Cezmi Ersöz]

Cezmi Ersöz'ün, farkında olarak ya da olmayarak 'Cennet'e duyduğu özlemi anlattığı denemesi...


Varlığımı korumak için bütün gün kendimle uğraşıyorum. Çünkü varlığımı korumazsam dağılıp paramparça olacağımı sanıyorum. Korkuyla ve sımsıkı kapanıyorum kendime. Kendime sımsıkı kapansam da yine her gün bitiminde hep aynı eksikliği, hep aynı yetinmezliği yaşıyorum. Hayatın bütün bu şekillenişi… Vitrinler, konuşma biçimleri, eşyalar, yollar, fikirler, alışkanlıklar, beklentiler, bütün bu sistem, her şey ama her şey beni kendime kapatıyor.

Yoksa dağılıp parçalanmaktan korkup kapandığım kendi benliğimde değil de kilitli bir kapının önünde mi bekliyorum, hep, ben?
Yoksa bu kilitli kapıyı da yitiririm diye mi korkuyorum dağılıp parçalanmaktan?

Bu kilitli kapının varlığına en çok sevgilerin başladıktan bir süre sonra bittiği, dostlukların hiç beklenmedik bir anda tükendiği zamanlarda inandırdım, kendimi ben. Bu kapıyı bir açabilsem, açıp içine bir girebilsem, orada sevgilerin sonsuza dek …