Kayıtlar

Ocak, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlginç Otobüs Reklam Giydirmeleri...

Resim

'Seni Saklayacağım'... [Özdemir Asaf]

Seni saklayacağım inan 
Yazdıklarımda, çizdiklerimde 
Şarkılarımda, sözlerimde. 

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek 
Ve kimseler görmeyecek seni, 
Yaşayacaksın gözlerimde. 

Sen göreceksin duyacaksın 
Parıldayan bir sevi sıcaklığı, 
Uyuyacak, uyanacaksın. 

Bakacaksın, benzemiyor 
Gelen günler geçenlere, 
Dalacaksın. 

Bir seviyi anlamak 
Bir yaşam harcamaktır, 
Harcayacaksın. 

Seni yaşayacağım, anlatılmaz, 
Yaşayacağım gözlerimde; 
Gözlerimde saklayacağım. 

Bir gün, tam anlatmaya... 
Bakacaksın, 
Gözlerimi kapayacağım... 
Anlayacaksın. 

'Yalvarırım Affet'... [Kamuran Akkor]

"Aşk'tan başka herşey yalan"...



Seni sevmek, seni beklemek, 
nasıl güzel bilemezsin
Bitmez hasret, her yer gurbet, 
sensiz kalan gönlüm bekledikçe, 
senelerdir suçlu gibi.
Yalvarırım affet, yalvarırım affet
İçimdeki her niyet seni sevmek
Çiçek dalda, sen yanımda
Koklanınca güzel dünya
Aşk'tan başka herşey yalan
yaşadıkça...








Orijinal versiyonunu dinlemek isteyenlere:



Herve Vilard - Il Faut Croire en Demain

Ferdi Özbeğen Vefat Etti...

Allah rahmet eylesin; ruhu şad olsun...


Türk müziğinin güçlü seslerinden Ferdi Özbeğen, tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayata veda etti.
12 yıldır kanser tedavisi gören Özbeğen dün, solunum yetmezliği nedeniyle Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınmıştı.
Gün içinde, tedavisine uyutularak devam edildiği ve durumunun ciddiyetini koruduğu açıklaması yapılan sanatçı gece saatlerinde yaşama veda etti. Sanatçı Ferdi Özbeğen 72 yaşındaydı. 

Özbeğen özellikle 80’li yıllarda 'Eskimeyen Dost', 'Seni Terkedeceğim', ‘Bir Gülü Sevdim’ gibi şarkılarla müzikseverlerin beğenisini kazandı.

İzmir’de 1941 yılında doğan Ferdi Özbeğen, İzmir Özel Türk Koleji’nden mezun oldu. Lise eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde üniversite eğitimine başlayan Özbeğen, 1963 yılında babasının vefatı nedeniyle eğitimini yarıda bıraktı.
Hürriyet Gazetesi’nin 1965 yılında …

'Söyleyemem Derdimi'... [Zeki Müren]

'Söz'... [Özdemir Asaf]

Benim en sevdiğim söz , senden duyduğum ben’dir . 
Hep yinelediğim söz , sana koyduğum ben’dir . 
İyi olmak adına bilgiç olmak istemem , 
Seni sen’lediğim söz , bir-bir oyduğum ben’dir . 

'Teninle Konuşmak'... [Bülent Ortaçgil]

Yorgunsanız, başınız ağrıyorsa, umutlanmak istiyorsanız, Yüreğinizin kocaman olup, dünyanın en güçlü insanı olduğunuzu -geçici de olsa- hissetmek istiyorsanız, en önemlisi 'Aşk'sanız, 'Aşık'sanız dinleyin lütfen... Dinleyin, dinlenin... Saygıyla.

'Aşk'a...



Senin tenin sıcak, 
Benim içimde bir kedi 
Yumdu gözlerini -işte aşk- dedi. 

Parmak uçlarım tanımak istiyor seni, 
Dokunmak istiyor çocuklar gibi. 

Önümde uzayıp aksın bir su gibi, 
Merak ettiğim gövden. 
Ateşte çaydanlık, camda yağmur, 
Bahçemde ıhlamur,

Masamda incir rakısı, yatağımda ten kokusu. 

Teninle tanışmanın zamanı, 
Teninle konuşmanın zamanı. 

Senin tenin sıcak, 
Benim içimde bir kedi 
Yumdu gözlerini -işte aşk- dedi. 

Teninle tanışmanın zamanı, 
Teninle konuşmanın zamanı.




'İncelikli Hayta'... [Ağır Roman Film'inden]

Ağır Roman film'inden beğendiğim sahnelerden birini paylaşmak istedim. Bana göre içinde bol 'satır arası' barındıran güzel bir sahne...



Savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye
Zaman ki sana hasta oldu, incelikli haytasın!
Nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı,
Güzellik be oğlum; şimdilik ölümüne kadar hayattasın!..
Şimdilik... Ölümüne kadar hayattasın.


'Vazgeç Gönlüm'... [Orhan Gencebay]

'Öylesine'...  

"Ağzına sağlık Güzel İnsan"...


F.Kafka'dan Hayata Dair... [Aforizmalar'dan Alıntı]

"İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: Sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız oldukları için Cennet’ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar. Ama beki de belli başlı sadece bir günahları var: Sabırsızlık. Sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıklarından ötürü geri dönemiyorlar..."

'Doğruluk Kaygısı'... [Montaigne]

Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler, kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele 
eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa. 

Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde, yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim; dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı. 

Kulaklarımızı öyle sert öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki, salon konuşmalarının yumuşak seslerini duymaz olsunlar. 

Ben, biraraya gelen insanların, sertçe, erkekçe konuşmalarını isterim. Dostlar arasındaki bağlar sert, yırtıcı olmalı: Nasıl ki aşk da ısırmalar, kanatmalar ister! Dostluk kavgacı olmadı mı,…

Ahmet Mete Işıkara 'Deprem Dede' Vefat Etti...

Resim
Allah rahmet eylesin; ruhu şad olsun...






İstanbul Göztepe Medical Park Hastanesi'nde yoğun bakımda tedavi gören Işıkara'nın bugün iki kez kalbi durdu. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Işıkara kurtarılamadı.

Prof. Dr. Işıkara, 16 Kasım'da da Yüksek tansiyon, yüksek tansiyona bağlı kalp yetersizliği ve kalp krizi şüphesi ile aynı hastanede tedavi görmüştü.
Işıkara, 7 günlük yoğun bakım ünitesindeki tedavinin ardından odaya alınmış, solunum cihazından ayrılarak normal tedavisine devam edilmişti.

Işıkara ayrıca 3 Ocak 2012 tarihinde anjiyo olmuştu.

DEPREM DEĞİL BİNALAR ÖLDÜRÜR

Ahmet Mete Işıkara Türkiye'de vatandaşları depreme karşı bilinçlendiren çalışmalarda başı çeken isim olmuştu. Işıkara 1999 Marmara depreminden sonra yaşanan kayıpların ardından riskli konutlara dikkat çekerek 'Deprem öldürmez, bilgisizlik öldürür' demişti.

AHMET METE IŞIKARA KİMDİR?

1941'da Mersin'de doğan Ahmet Mete Işıkara, 1954'te Mersin Lisesi'ni bitirdi. 1965 yılında İstanbul Ünive…

'Söyle Naz mı Bu Kaç Çatış'... [Melihat Gülses/Zeki Müren]

Güzel sözlerle güzel ezgi, güzel seslerle birleşince bize de sadece dinlemek kalıyor sanırım... 


Söyle naz mı bu kaş çatış 
Benden uzaklara kaçış 
Sensiz hayatım olur kış 
Canımın ta içisin sen 
Nasıl severimbir bilsen 

Sana fedAdır canım bak 
Kaçma benden bucak bucak 
Pişman olursun çabucak 
Canımın ta içisin sen 
Nasıl severimbir bilsen 

Dargınlığı sen çıkardın 
Dilimden hiç düşmez adın 
Beni üzmek mi maksadın 
Canımın ta içisin sen 
Nasıl severimbir bilsen


Zeki Müren




Melihat Gülses

Yunus Emre'den Aşk'a... Aşığa...

Aşık olan gönül aşktan usanmaz 
Ahiret korkusun bir pula saymaz 
Aşk pazarıdır bu canlar satılır 
Satarsın bu canı hiç kimse almaz 
dönüp de bakmaz 

Dönüp sana öğüt verirler 
Dünya malı ile gözün boyarlar 
Aşk öldü deyi sala verirler 
Ölen hayvan olur 
Aşıklar ölmez... 


Saygıyla... Ruhun Daim Şad Olsun Efsane Lefter...

Resim
...


Yiğit Özgür'den Seçmeler... [Karikatür]

Resim
İçten güldüğüm, nadir karikatüristlerden...





















'Merhaba İstanbul'um... [Sadri Alışık]

Böyle güzel bir sesle dile gelen bu güzel Yürek 'patlamasını' nasıl daha önce koymamışım bloga, şaşırdım...




Bu benim dünyaya ilk gelişim,
Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
Kundakla kefen arasında bir gün,
İstanbul, İstanbul deyişim.

Merhaba Kızkulesi, 
merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba...

Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi?
Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.

Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,
Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
Cuma selamlıklarından beri saraylılar.

Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, 
Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...

Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayr…

'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Zeki Müren][Taner Ay]

Resim
"Emeğiyle, 'Yeşilçam'ın cefasını çeken tüm  'Sanatçı'lara içten saygılarımla..."


Zeki Müren
























1950’lerin hemen başlarında biraz titrek çıkan, ama yıllar 1960’lara devrilmeye nikâhlandığında benzersizleşen alto ile lejer tenor arasındaki sesini çok sevdiğimi, bu sesi "Hafız Burhan Sesi" ve "Münir Nurettin Selçuk Sesi" ile birlikte her fırsatta anason kokulu masalarıma getirdiğimi inkâr edemem. Ama, halikarnas mavisi gecelerde ıslak yapışkan bir edepsizliğe dönüştürdüğü cinsel tercihinin "canından çok sevdiği aziz dinleyicilerine" beyanında Bülent Ersoy gibi "erkek" olamadığı için, mürai Zeki Müren’i de bir türlü sevemedim. 

Sevemediğim bir Zeki Müren daha var, evet. O da, Ahmet Oktay’ın Milliyet, Orhan Alkaya’nın ise Yeni Yüzyıl gazetesindeki yazılarında çok önemsedikleri, fırfırlı, yanardönerli şuh kıyafetler giyen, payetli bluzlarıyla, apartman topuklu kadın pabuçlarıyla, lastikotin pantolonlarıyla yahut mini etekleriyle sa…

'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Yılmaz Zafer][Taner Ay]

Resim
Yılmaz Zafer

























Sevgili Orhan Alkaya haklıydı, "en çok da unutulurken çoğulduk" derken: "Tek Yol Devrim" duvarlarında kırmızılarla lekelenen par­kalarımızı, Yeşil Kundura postallarımızı ve böğürtlen çürüğü 7.65 mm’lik tabancalarımızı rehin verdiğimizde generallere, çoğulduk. Savrulduğumuz köhnelerde unutulmaya buluşurken, çoğulduk. Her birimiz bitmiş ve kutusuna yerleştirilmiş bir yenilmişler filmi gibi kendi hikâyelerimizin tashihi bol hikâyeleriyken, çoğulduk. Tavşan kanı çayların Yeni Rakı şişelerine, Ruhi Su’nun türkülerinin Jimmy Page’in çığlığına, bacılarımızın Yılmaz Güney’inin kadınlarımızın Yıl­maz Zafer’ine tahvilinde, çoğulduk. En çok da kadınlarımızın Yılmaz Zafer’inde çoğulduk, evet. 

Yaşı yaşımıza uygundu ama, Orhan Alkaya şiirindeki "cesur narin kaba haydut kahraman rezil bölücü hain" bizlerden farklıydı Yılmaz Zafer: Köh­nelerde unutulmaya buluşanlar gibi Jean-Pierre Meiville kahramanlarının gözlerinden bakmıyordu limon küfü zamana. 

O’nun deli …

'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Yılmaz Güney][Taner Ay]

Resim
Yılmaz Güney

























Bir defa daha frigofirik bir çağa uyanıyorum, kırlangıç kanatlı yolların mavi tabelâsında. Hayatımın hep satır aralarında esen bozkır sabahlarının ayazı, zümrüt yeşili bir yıldızı "mevsim güze döndü yaprağı" gibi uçururken "birinin öbüründe kaybolduğu yanlışlık türküsü" uykumdan, evet, bir defa daha frigofirik bir çağa uyanıyorum. Koyu renkli trokit yapılı bir dağdır aslında, giderek körleşen güneşin ve kuduz bir köpek gibi soluyan rüzgârın cehenneminde "çayları şirketten" son mola Afyon. Kollarındaki çavuş rütbesinin "günde dört mevsim" İsparta’da dağıldığı "sakıncalı piyade" giysilerimin komitacı hâkîsinde terli bir uykunun tuzu haritalar çizerken, inzibatların burunlarına dayayacağım izin kağıdımı bulmak için hafifçe doğruldum 0302’nin koltuğunda : 10 Eylül 1984, işte o an silindir gibi geçti üzerimden. Birkaç sıra önümdeki koltukta İsparta’ya giden yolcunun günlük müstakil "Türkiye Türklerindir" siyasi gazetes…

'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Yadigar Ejder][Taner Ay]

Resim
Yadigar Ejder























Yağmurlar göğsümde doldurulmaz bir boşluk açtığında 1979 baharında, fırarî yaşamımın kâbuslarına merhem olmuştu Beyoğlu’nun arka sokaklarında körleşen güneşin sefaheti. 

Her gece başımı yastığa gömüp, parmaklarımla kulaklarımı boşuna tıkardım. Kısa bir bomboşluğun ardından, kulak zarlarıma dayanan tetiği çeken nefessiz bir karanlık, yorgun bedenimin ıssızlığında milyonlarca mermi sesine dönüştürürdü tarafsız ölümü. Güneş ıslak Bizans kırmızısı çatıların arkasından yükseldiğinde, bir güne daha uykusuz başlardım. Cihangir’in arnavut kaldırımlarında yankılanarak inen gözkapaklarım, yalnız, şüpheci ve her an öldürmeye ve de ölmeye hazır bir 1957’linin "kapana kısılmış fare" cinnetinde kıpırtısız açılmalara yapışırlardı. 

Arslan Yatağı Sokak’tan Sıraselviler Caddesi’ne çıkıp, oradan da rüzgâr kanatlı ayaklarımla çabucak Reşit’in Kahvehanesi’nin sokağına girerdim. Sabahın ilk saatlerinde en güvenlikli yerdi Reşit’in Kahvehanesi benim için, ucuz matinelerin karanlığında …

'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Yıldırım Önal][Taner Ay]

Resim
Yıldırım Önal























Nezahat Soysev’in nihavend semai şarkısı "gönlümün neş’esini duyduğum" Suadiye, kızıl sarı, düştü düşecek bir çınar yaprağı sonbaharın "çocukları kayıp" sokaklarında. 
Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından 1958’de yayımlanan 1883 tarihli mufassal İstanbul haritasının indeksindeki Bostancı bostanları ile Suadiye’nin şebnem tarlaları çoktan Lâz müteahhidlerin banka cüzdanlarında kaybolmuş. Sermet Muhtar Alus üstadın 1939 yılında "bomboş" diye yazdığı Suadiye’de, Sermet Muhtar Alus’tan 33 yıl sonra, biz kasıkları deliren gençlere Lâz işgalinden kala kala "üçü yazlık beş sinema" kalmış, I973’te;Yaz mevsiminde hep boş koltuklara film gösterenlerden biri Bağdat Caddesi’ne bakan cephesindeki uçuk mavi yazısıyla Atlantik Sineması, diğeri ise dört cephesindeki bayrak kırmızısı fiberglas dekoruyla Suadiye Sineması Yıldırım Önal’la "işgal yılı" I973’te Suadiye Sineması’nda tanıştım, Perihan Savaş ile Salih Güney’i güldürmek isterken beni ağl…