'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Ahmet Tarık Tekçe][Taner Ay]


"Öncelikle hem içten yad etmek hem de unutulmaması için böyle bir -seri- konu paylaşmak istedim. Taner AY'ın 'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları' kitabında bahsettiği sanatçılarımızdan 20 tanesinin (kitapta 30 kişidir) konusunu -haksızlık olmaması adına- ALFABETİK sıra ile paylaşacağım. Konu alıntıdır; alıntıladığım kişinin kullanıcı adı 'bolobolo'; anatolianrock sitesinden. Gıyabında kendisine teşekkür ederim; internet ortamında paylaştığı için... "

(not: Konunun derli toplu kalması için 'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları' adında kategori oluşturdum; bilginize.)






Ahmet Tarık TEKÇE





























Çok garip. Gerçekten çok garip. Kızılcahamam’daki çocukluğumun, du­varları yol yol rutubet izli oksit sarısı, şöyle bir yaradana kuvvet yüklensen duvarları yıkılacak Orhan Gazi İlkokulu günlerinden, bugünüme nedense hep ölümler ve hicran yarası ayrılıklar miras kalmış. Sinema manyağı kedimiz Toto’dan ayrılıp ailecek Hilmi Yavuz şiiri Siirt’e sür­günümüz, "dünyanın en büyük şairi" Nâzım Hikmet’in ve "dünyanın en büyük aktörü" Ahmet Tarık Tekçe’nin ölümleri. Toto ayrı bir fasıl, Mıgırdıç Margosyan’ın "iki kuyruklu" Mestan’ından da güzel bu "dünyanın en güzel kedisini" yazmayı ihtiyarlığıma erteliyorum, ama Nâzım Hik­met ve Ahmet Tarık Tekçe "güncel" vak’alar : Orhan Gazi Ilkokulu’nun yaşı ve boyu en ufak öğrencisiyken ve ikinci sınıf için annem imzalı öğretmenimden icazet karnesi alacağım çam yeşili Haziran’ın üçüncü gününde babamın Nâzım Hikmet’in ölümüyle yıkılışını dün gibi CinemaScope ve Technicolor hatırlıyo­rum. 

Bir de henüz 6,5 yaşımdayken Ahmet Tarık Tekçe’nin ölümüyle yıkılışımı. Hafızam beni yanıltmıyorsa, 1963 ve 1964 yıllarında, Kızılcahamam’ın tek kış­lık sineması Yıldız Sineması’ydı. Ben, kardeşim ve beyaz üzerine siyah noktalı kedimiz Toto, kulakları işitmeyen rahmetli anneannemin "sağır" disiplininden firar ederek, "parasız", hep Yıldız Sineması’nın karanlıktaki aydınlık Yeşilçam filmlerine sığınırdık. Sinemanın sahibi, biletçi, teşrifatçılar, gazoz satıcıları, hepsi, Bayrak Apartmanı’nın firarilerini gülerek tanırlardı ve balkonun en önündeki sıradan üç koltuğa firarîleri gülerek oturturlardı. Az sonra annemizin geleceğini, beni, kardeşimi ve kedimizi birer koltuğa gömülmüş siyah & beyaz çam yeşili maceralardan kopartacaklarını bilmelerine rağmen. Benim ve kardeşim için, bir de kedimiz Toto için, Ahmet Tarık Tekçe’siz bir film asla olamazdı, böyle bir film asla seyredilemezdi. Çünkü en sevdiğimiz oydu; Efkan Efekan da paçalarına tutunmuş peşinden geliyordu. Bu nedenle Ahmet Tarık Tekçe’nin ölümünü hiç unutamadım, tıpkı, evimizde her gün çınar serinliği şiirlerinden pasajlar okunan Nâzım Hikmet"in ölümünü unutamadığım gibi. 

Siirt : Çocuk olduğum, oradan ailecek Erzincan’a yeniden sürgün taşınmakla çocukluğumu kaybettiğim çöl akrebi sıcağındaki şehir. Hilmi Yavuz’un şiirlerin-deki kadar güzel, hâtıraları kilden dökülen şehir. Toto’nun yerini Necla öğret­menin "torunlarından" pamuk yumağı gibi bembeyaz Pamuk’un, Yıldız Sineması nın yerini ise Kent çikletlerinden çıkan numaralı "artiz" fotoğraflarının aldığı bir Turhan Bey macerası kadar "egzotik" kurgu. Hâtırası hiç silin­mesin, bir ameliyat masasından meza­rına taşınan sınıf arkadaşım Nafiz’in, Necip’in ve şafi traşıyla kocaman kafa­lı Suat’ın Kent çik­leti hediyesi Ayhan Işık fotoğrafı için kavga ettikleri, be­nimse bir renkli Ahmet Tarık Tek­çe fotoğrafı için sokağımızın alt sağ köşesindeki bakkal dükkânına iskele attığım büyük boy Red Kit ve Karaoğlan günleri. Ah­met Tarık Tekçe’nin, kitleleri, "Kitapsız ilim Ah­met Tarık Tekçe’siz bir film ol­maz" çığlığında çıl­dırtan o garip büyüsünün sosyolojik kaynağını, inanın, tam manasıyla bilemiyo­rum. Hani asırlardır hep "barbar" damgasını yemiş milletimizin, doğal bir tepkisi olarak, her türlü "kötü" damgalıya karşı bir hissî yakınlığı vardır desek bile kes­tirmeden, Ahmet Tarık Tekçe’den başka bir Yeşilçam kötü’sünün niçin Ahmet Tarık Tekçe gibi "star" olamadığı sorusunu, asla cevaplandıramayız. Ama, O, Metin Üstündağ kardeşimin yazdığı gibi, efendi zamanların Beyoğlu’suna gravatla çıkılan İstanbul zamanlarının kötü’süydü; o zamana mahsus bir efendiliğin kötü’sü, diğer bir parantezin arasında : Köylerden şehirlere göçen vandal köylüle­rin vandallığı karşısında kötülüklerinde bile bir şehirli zarafet ve dipten dalga dalga gelen bir iyilik keşfettiğimiz kötülüğün kötü’sü. 

Ahmet Tarık Tekçe, tombul yanakları, köylü bıyığı ile şehirli bıyığı arasındaki manav bıyığıyla, hantal ve iri cüssesiyle, kullandığı edebî dille, ama birkaç kadeh rakıdan sonra ondan başka birisinden işitemeyeceğimiz pantolon fermuarı açık argosuyla, herkesi çatık kaşlarının altından ve pabucunun delik tabanı yükseldiği kürsüden görünmeyen namuslu bir ağır ceza hakimi gibi süzen bakışlarıyla ve paradan gizli gizli nefret eden para istemeyi bilmezliğiyle, aktörden ziyade İnö­nü devri kemalizm’inin siyah koltuklu devlet memuruna benziyordu. Yıllar son­ra, Yeşilçam macerasından önce Nüfus Müdürlüğü’nde çalıştığını öğrendiğimde, inanın hiç şaşırmadım. Yeşilçam’daki fiyat politikasını bilmediğini, çekimler bit­tikten sonra sıkılarak para istediğini öğrendiğimde. Kimseden çekinmediğini, hep düşündüğünü söylediğini, haksızlığa uğrayanların her vakit parasız "avukatlı­ğını" yaptığını öğrendiğimde. Dadaş Kemal’in Ata Kıraathanesine her gün taşra­daki kemalist bir bürokrat gibi tek renk gravatıyla takıldığını öğrendiğimde. Demokrat Parti ve Adalet Partisi çirkefliklerinden sonra, kemalizm’in sınıfsız kötü’sü devlet memurlarını bile özlemeye başlamıştık ki herhalde, Ahmet Tarık Tekçe’nin kötü’lüğünü kemalizm’in Mustafa Kemal Atatürk sirozu kadar çok sevmiştik : Ne dersiniz? 

Yeşilçam Sokağı’na kırlangıç misali düştüğünde, Faruk Kenç’in Oya Sensev’li, Melahat İçli’li, Halide Pişkin’li, Aziz Basmacı’lı filmi olmalı, hafızam beni Toros keçisi inadında yanılmalara sürüklemiyorsa şayet, çok ama çok kötü bir karakterdi, bir türlü sevemediğimiz Hikmet Taşdemir, Bilal İnci, İhsan Gedik, Süheyl Eğriboz, Önder Somer ve Coşkun Göğen gibi, 1948. Ama, 1950’ler Yeşilçam’a dallarında kış konaklayan çam ağaçları yeşil  gibi devrildiğinde, sözlük düşmanı salon komedilerinin esprili, hazırcevap ve şakacı portreleriyle, hayâllerdeki en iyi’lerin biraz kötü’sü adamı oynadı. Hayâllerimizi, ütopyalarımızı bozmayan, ha­yâllerimize ve ütopyalarımıza oranj bir renk vuran kötü ama iyi’yi. 
Karabük’e giderken geçirdiği trafik kazasında, sadece beyni şişerek süngerleş-memişti, Yeşilçam filmlerine sevgim de süngerleşmişti, Ve, Genel Kurmay Başkanlığı’nın emriyle ve Öztürk Serengil’in parasıyla kaldırılan helikoptere rağ­men Ahmet Tarık Tekçe’nin Hacettepe’deki ölümü, sadece Ahmet Tarık Tek­çe’nin ölümü değildi, benim de Yeşilçam filmlerine biraz ölümümdü. Ama en önemlisi, Ahmet Tarık Tekçe’nin ölümünün, hem ailesine, hem de Yeşilçam Masalı’na "son" etiketini çekmesiydi : Önce ailesi dağıldı, yokluğuna dayanama­yan annesi öldü. Bütün sinemacılara bir kuş sütü eksik rakı sofraları kuran karı­sı Hatice Hanım, her sabah parasızlığa uyandı. Teşvikiye’de birkaç lüks daire pa­rası eden alacağının üzerine bütün yapımcılar kıs kıs gülerek yattılar. Ve, Öz­türk Serengil’in dediği gibi, Yeşilçam’da ne kadar gariban varsa hepsi aç kaldı, babasız kaldı, korumasız kaldı. 

Erzincan : Ahmet Tarık Tekçe’siz, zelzele günleri. Yeşilçam filmlerinin ve Kent çikletinin hediyesi numaralı "artiz" fotoğraflarının yerini mühürlü 46 nu­marayı bulmakla futbol topu kazanacağın Şaka çikletinin aldığı soğuk günler. 

İstanbul : Yeşilçam filmlerini seyretmenin bir başka olduğu Kerime Nadir çağındaki Suadiye’de yeniden Yeşilçam filmlerine ısınmam. Ama, hep Karabük yo­lunda bize vedasını çeken Ahmet Tarık Tekçe’yi özlediğim Suadiye büyümesinin Zeki Müren şarkıları. 

Bir defa daha İstanbul : Artık, bazılarının peygamber yaşı dediği yaşa dayan­dım. Peygamberlik yaşı, biraz da kötü anları unutabilmek demektir ama, ben, Ahmet Tarık Tekçe’nin yokluğuna hâlâ alışamayan bu dünyadan bir çocuğum. 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına