'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Cahide Sonku][Taner Ay]



Cahide Sonku




















Zaman  nasıl da esmer geçiyor, kanatlarındaki rüzgârın esintisiyle mevsimleri sombahara 
döndürerek: Bugünden yarına birazcık umut saklayamıyorum, acıların bile eskitildiği kırık akşamlar kopuk bir teşbihin dağılmış taneleri gibi saçılırken yatağıma. Ah, o çocuk olduğum günler. Çam yeşili uykusuz çocuk fotoğrafları Kızılcahamam, silâhlı ve eşkiya çöl sarısı Siirt, kış karası kızakların karı Erzincan, ve gül yaprağının solmuş pembesi Suadiye : Acının, değişmez dipnotları, tehna eylül bahçeleri. 
Durmadan garlara garajlara düşerim ama, ne kadar yaklaştımsa kilometre levhalarında çocukluğuma, Siirt de Erzincan da o kadar uzaklaşıverdi pır pır kalbime ihtiyaç molalarındaki ucuz limon kolonyasının uçuculuğundan. Kızılcahamam’ı ise hep otobüs pencerelerinden saatte 170 km hızla geçtim. Pas renkli bulutların altında derin bir yara izi gibi büyürken Kızılcahamam, 32 yıl öncesinde beyaz patileriyle yumuşacık dolaşan sinema manyağı kedimiz Toto’yu yeniden görecekmişimcesine camlara yapıştım, önce. Ne var ki, sonra, kül gibi savrulduğunda ardıma bir hüznün yangını Kızılcahamam, başımı usulca önüme eğdim hep — Ve, "hep geri döndüğüm istasyon" Suadiye : Nezahat Soysev’in nihavend semai şarkısı. 

Nüfus hüviyet cüzdanım Cahide Sonku’nun Cahide Sonku olduğu yıllardan değil ama, "gönlümün neş’esini duyduğum" Suadiye’nin mührünü taşıyor. Bir öncekinin "zayiinden" yahut "tebdilen" verilmiş olmalı — Güneş yağı lekeli sayfalarını kokluyorum, çimenlerinin üstünde titreşen şebnemlerinin kokusunu duyuyorum Nezahat Soysev’in Suadiye’sinin. 

Ah, tek kanal siyah&beyaz televizyonlarımızdan titrek çıkan Cahide Sonku da, Nezahat Soysev’in "geçmiş zaman masalı" Suadiye’sinde kalabilseydi, ah — Ama, kalamadı; perdede değil, İsmail Cem’in televizyonunda tanıyabildiğim Cahide Sonku, tıpkı benim gibi, tıpkı Nezahat Soysev’in Suadiye’si gibi "değişti" gelecek zamana. 

Cahide Sonku, bugünümdeki : Bana sorarsanız, "sinema tarihimizin yegâne sahte efsanesidir" derim, artık — Her şeyden önce, Çetin A. Özkırım’ın avcı palavrasında abarttığı gibi "ilahe bir vücudu" hiç sergilemedi. Aksine, Anadolu’ nun etnik mozayiğini bozkurt armalı lise şapkalarına küfredercesine teyit ederek, "şekilsiz" bir kadın olarak yayıldı beyaz perdeye, siyah&beyaz : Menapoz çirkini bir Ermeni kadına ait at suratlı kocaman kafasıyla, Yahudi ırkının daracık omuzlarıyla, Rum kızlarının göbeksiz rakkase göbeğiyle, Çerkes kadınlarının çocuk kalçalarıyla ve Türk güzellerinin "erkek yiyen" tavırlarıyla. Ayrıca, "sarışın bir baş" ise hiç ama hiç değildi. Aslı Yemenliydi, hafızam beni yanıltmıyorsa, teni bayağı esmerdi. Esmer tene "sarışın baş" kurgulamak, olsa olsa, Hollywood Masalı’ndan Kerime Nadir kahramanları duyarlılığında "öykünmek" olabilirdi. 

Cahide Sonku’nun, para babası kocasından büyüyen efsanesinde, gecelere masallardan yıldız yıldız kırpılma masalar kurduğu bir gerçek. Ama, aynı Cahide Sonku’nun, gecelerinin masalarından birazcık eksiltse, her sabah açlığa uyanan baba evini açlık korkusundan kurtarabileceği de bir başka gerçekti — Siz siz olun, onun tiyatronun korporatif devirdeki tedrisâtından geçtiğine dair "resmi yorumlara, pek aldırmayın. Gevrekyan’ın altına yatıp, Muhsin Ertuğrul’un evine odun taşıyarak rol kapan O’ydu; bir rol uğruna eski kocası Talat Artemel’i önüne çıkan her işbitirici erkekle boynuzlayan da yine O’ydu, evet: Öylesine "orospuydu" ki, erkeklerin Cahide Sonku için verem oldukları koskocaman bir yalandır; çünkü, dönemin bütün namlı erkeklerinin O’ndan şeytan görmüşlercesine kaçtıklarını biliyorum, artık. Şahitlerimden biri, çapkınların çapkını Esat Mahmut Karakurt’tur. Güzel çirkin ayırdetmeden her kadında bir başka çiçek koklayan Esat Mahmut Karakurt’un Cahide Sonku’yla yatmaktansa, O’nun çirkin ve tombul hizmetkârı Muazzez’le ışıksız bir gece geçirmeyi tercih ettiği, artık vesika değeri kazanmış bir rivayettir. 

Bu kadarla kalsa iyi, Cahide Sonku, şekilsizliği ve "orospuluğu" kadar da kara cahil bir kadındı. Atıf Yılmaz’a bakılırsa, "Vapurla Kayseri’ye gittim, oradan bir kayık kiralayıp, kürek çeke çeke Konya’ya geçtim" diyen herkese inanacak kadar cahil bir kadındı Canide Sonku: O nun, karşısına çıkan herkesi delirten bu cahilliğine rağmen kültür tarihimizde niçin efsaneleştiğinin cevabı, gerçekten bir muammadır. Belki, paranın buyurgan neticesiydi Canide Sonku efsanesi. Zaten parayla evliliği biter bitmez de, doğal düşüşü başlamıştır, anında — İhsan Doruk’un pezevenk yatağından Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki Tosun Bar’da vakit geçiren Cahit. Irgat’in parasız ve evsiz kucağına düşer, önce. Sonra, Cahit Irgat’in demkeş şiirlerinden, itin kopuğun kirli gecelerine yuvarlanır : Canide Sonku, eğer bir efsaneyse, Cahide Sonku efsanesi, asıl, bu kirli gecelerinin kirli sabahlarına sarktığı amele yataklarında aranmalıdır. Eşeklerden "erkeklik diploması" almış kadınsız erkeklerin, artık anaları yaşındaki bir geçmiş zaman rüyasıyla kendilerine ilk dersi veren "ilk sevgililerini" aldattıkları Orhan Kemal işi odalarda. 
Cahide Sonku denilen "vesikalı yârim", her Allanın gecesi Orhan Kemal protitipi kadınsız erkekler tarafından parçalandığının farkında olmayacak halde sarhoşken, "sevgili" aktörler "sevgili" garsonlara, "sevgili" garsonlar "sevgili" komilere, "sevgili" komiler "sevgili" amelelere kadar düşer, ayılana kadar. Şampanya da viskiye, viski rakıya, rakı ise mavi ispirto şişelerine. Ve, gün gelir, kendisini eşek niyetine beceren isimsiz bir amelenin kirli yatağında, utancından, mavi ispirto şişesinin unutmak sarhoşluğunu biraz daha fazla arzularken, ölür — Cahide Sonku ’yu tarihe yerleştiren erkeklerden mahrum, yıllardır hamama girmemiş pis "ilahe" vücuduyla, oksijen sarısı saçlarının siyah&beyaz dalgalanmalarda kaybolduğu ihtiyarlığıyla, tiyatroculuğunda saklanan cehaletiyle ve paralı günlerindeki cimriliğinin intikamı parasızlığıyla. 

Ah, "hep geri döndüğüm istasyon" Suadiye, keşke Nezahat Soysev’in nihavend semaî şarkısında kalabilseydi; çiçeklerle bezenmiş o güzel bahçeleriyle, çimenlerin üstünde titreşen şebnemleriyle ve baharın neş’esiyle şakıyan bülbülleriyle "bir cennet diyar" olarak, ah. Cahide Sonku "da, keşke "gönlümün neş’esini duyduğum" Suadiye’nin nihavend semaî geçmiş zamanındaki siyah&beyaz "ilahe vücuduyla" kalabilseydi, ah. Ama, hızla geçtiğimde günahı zimmetli çocukluğumun sokaklarından, o güzel ve büyük yalanı kazıdı bedenime, soluk fotoğraflarım —Cahide Sonku : Kafeşantanlarda birinci kemancılık yapan Edith Almeria, deniz kıyısındaki ıssız yollarda kucaklanan Emilia, nilüferler gibi solgun Ophelia, göğsüne kapanılacak Maria Misakian, fildişi baldırlarına çilek atılan Dora, gülleri kana batıran Mona Rosa. 

Cahide Sonku sahiden yaşadı mı? Orhan Veli’nin Edith Almeria’sı, Melih Cevdet’in Emilia’sı, Cahit Külebi’nin Ophelia’sı, Attilâ İlhan’ın Maria Misakian’ı, Yılmaz Gruda’nın Dora’sı, Sezai Karakoç’un Mona Rosa’sı sahiden yaşadılar mı? — Onlar sahiden yaşadılarsa, Selim lleri’nin Cahide Sonku’su da sahiden yaşadı "gönlümün neş’esini duyduğum" Suadiye’de, yazdıklarımı "yalancı" çıkartarak bir gelecek zamana. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına