'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Danyal Topatan][Taner Ay]



Danyal Topatan






















Berduştu, yersiz yurdsuzdu, esrarkeşti. Kalaycı çingenelerin çocukluğundan kayboluşuna üzülen yüz çizgileriyle, Yeşilçam Masalı’na dışarıdan bakan acemi bir barbardı. Ölümü bekleyen bir ruh gibi titrerdi ışıksız gecelerinde oyunculuktaki dehası. Ve, gülümsemesinin çenesine doğru inen acı derin çizgilerinin sağ tarafından engin bir yalnızlık, sol tarafından ise engin bir korku çizilirdi taşra ıssızlığındaki perdelere. Sinema fenerlerinde solan gelincik zamanıydın, güllerin savaşına çizik atan, evet : "Sizi ardınıza takılan çocukların saçlarından sevdim", ey büyük usta. En çok hangi çiçeği sevdiğinizi bilmeden. Esmerliğinizdeki hayâllerden hangi kaçamak hüzünlere uyuduğunuzu bilmeden. Haritalardan aforoz sokaklarda üşürken ezilmiş bir kedi gibi, hangi ölü nehirlerde yıkandığınızı bilmeden. 

Biz "kısaltılmış" Karl Marx tercümelerinin tedrisâtından geçenler, genellikle acayip vefasız oluyoruz : Hollywood filmleriyle büyümemize rağmen, gözlüklü Bertolt Brecht’in bize bir çocukluk veren Hollywood’u "ihtiyar fahişe" olarak tanımlamasına birer Bertolt Brecht karikatürleri misali takılarak. Oysa, "ihtiyar fahişe", meselâ, çirkin çizgilerin melez güzelliğinden Charles Bronson’u yaratacak kadar da kadirşinas bir fahişeydi, tıpkı diğer vesikalılar gibi. 

Charles Bronson, mermerden yontulmuşcasına anlamsız suratıyla, senin yanında dolaşırken "paramiliter", sen, kadına konuşmama kefaretine ve oyunculuktaki dehanı inkâr eden bir ölüme sürgündün. Eğer, Hollywood’da doğmuş olsaydın, belki fahişelerin kadirşinaslığıyla tanışabilir, Charles Bronson’dan da büyük bir "Charles Bronson" olurdun : Ama, daima berduş, daima yersiz yurdsuz, daima esrarkeş, daima Hollywood’a dışarıdan bakan acemi barbar bir "Charles Bronson". 

Ne yazıktır ki, sen, Yeşilçam Sokağı’na doğmuştun ; Eninde sonunda bütün yıldızlarını yutan "bataklık" bir kara deliğe. Ölüm, kaderinde zaten vardı; ama, ölüm yatağındaki sefalet, asla kaderin olmamalıydı : Dünyanın en güzel kadını Türkan Şoray, Danyal Topatan isimli dünyanın en güzel sinema emekçisini kendi imkânlarıyla tedavi ettirmek istediğinde, seni bir dilim ekmeğe muhtaç bırakan o koca kafalı puştlar, "Danyal Topatan ’ı tedavi ettirmek hakkı bizdedir" diye, başka dünyaların yaratığı Türkan Şoray’a saldıracaklardı. Aslında, birazcık da "haklıydılar"; çünkü, Türkan Şoray, dünyanın en güzel kadınıydı, Danyal Topatan’ı "çirkin adamda" efsaneleştirenler ise, dünyanın en çirkin insanlarıydılar. Danyal Topatan’dan "çirkin adam" efsanesini madem ki çirkinler yaratmıştı, Yeşilçam Sokağı’nın en "çirkin" adamını tedavi ettirmek hakkı da elbette onlardaydı. Biliyorum, sen, bu garip kavgaya, dudak kıvrımların açlıktan bitkin olsa dahi, güldün; kocaman bir kahkahayla gülerek, bütün gerçek çirkinlere kendin kadar güzel bir s***** çektin, ölerek. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına