'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [İzzet Günay][Taner Ay]



İzzet Günay






























Ama yalnız ellerimi kirli görünce hatırlıyorum : Ormanların üzerinden kurt çeneli bir ayazın refakatında gelerek Bayrak Apartmanı’nın yeşil duvarlarında danslarını sürdüren kar tanelerinin lekesiz beyaza boya­dığı Kızılcahamam’ı. Baharının çam yeşili delicesine yayılsın diye uçu­rum beyazına siyah ile beyaz arasındaki kirli renkleri dokundurtmayan 1964 kışını. Ben ve kardeşim, Kızılcahamam’da en çok kış mevsimlerini severdik. Kış, beyaz bir cennette kısalttığı için gecelerin karanlık laciverti ile gündüzlerin pembe mavisi arasındaki o habersiz ölümü, suare şenlikle­rinde. Bir de, kuduz bahanesiyle kaldırım palyaçoları sokak köpekleri hain pusularda vurulmadıkları için —Kızılahamam kışlarını bir sinema manyağı kedimiz Toto sevmezdi. Kış sokaklarında üşüyüp beyazı kirli ıslak kirlenmesin diye bizimle siyah & beyaz filmlerin yollarına düşmesine izin vermediğimiz To­to. Anneannemin sağır disiplinine teslim ettiğimizde, suratından Ahmet Tarık Tekçe tedrisatından miras küfür edebiyatı yayılan Toto. 

Ama yalnız ellerimi kirli görünce hatırlıyorum : Babamın heyecanında, anne­min itirazlarında seyrettiğimiz Ağaçlar Ayakta ölür’ü. Bir de nedense makyajla ihtiyar Yıldız Kenter’in yanıbaşında beli kuşaklı pardesüsüyle rol çalan İzzet Günay’ı. Ağaçlar Ayakta Olür’ün İzzet Günay’ı, 1963 yazında seyrettiğimiz Hop Dedik’in sert tipli ve seri yumruklu sevdiğimiz İzzet Günay’ından çok farklıydı ama, olsun. Sağ gözünü hafif kısıp karşısındakine yukarıdan bakan sol gözüne bütün gizli hınzırlıkları asmasıyla ve yarım açık ağzını küfretmeye hazırlanıyormuşçasına sol çenesine yüklemesiyle yine de içimizden biriydi, çünkü. Evet, sol çenesine yüklenmiş o yarım açık ağzında sokakların çocuğunun kelama bek­lediğini, sol gözünde ise Ayazma İlkokulu, Paşakapısı Ortaokulu ve Haydarpaşa Lisesi günlerine yeniden dönme muzipliğinin parladığını biliyorduk —Ancak, İz­zet Günay dendi mi sevinçten çocuk çığlıkları atacağımız günlere daha birkaç yıl vardı. 

Karanlığı delen hırçın bir düdük sesiyle sarsılıp hareket edince ekspres Anka­ra’dan Kurtalan’a, Kızılcahamam’ı gözyaşlarımıza patisiyle vedasını çeken Toto’ya emanet bıraktığımızı anlayabilmiştik ancak. Toto’nun çok sevdiği Yeşilçam filmlerine de vedasıydı bu, aslında. Çünkü, bizden sonra onu sinemaya götüre­cek kimse çıkmayacaktı karşısına. Belki de patisini şöyle bir sallarken boşluğa, yannlardaki karanlık salonlara hasret sevgisizlikten ölümünü görmüştü Toto boşalan evde —Dünyanın en güzel kedisi Toto’nun sadece bizleri değil, bizlerle birlikte bazı Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları’nı da uğurladığını Hilmi Yavuz şiiri Siirt’e, ancak şiirin trahom şehrine vardıktan sonra kavrayabilecektik. 

Siirt’in sidik kokulu sinemasını bulduğumuzda, afişlerde bizi ilk karşılayan İzzet Günay olmuştu. Safi traşlı çocukların kara çarşaflı analarını iki göz iki çeşme ağ­latan Ekmekçi Kadın’ın İzzet Günay’ı. Xavier de Montepin’in acılı cılız kahrama­nını yuvarlak kalçaları insana "maşallah" dedirten Türkan Şoray olarak düşün­mek bir Yeşilçam Sokağı çaresizliği olabilirdi ama, Xavier de Montepin’in evcil kahramanını İzzet Günay’ın yaban kedisi suratından perdeye yaymak ise karde­şim ve beni İzzet Günay’a küstürmeye çalışmak saçmalığı olabilirdi, ancak. Ne var ki, bizimle Siirt sürgününe gelen ilk Yeşilçam Sokağı Fotoğrafı İzzet Günay olduğu için de, sanki ona gönül borcumuzu ödüyormuşçasına, Sarıyer doğumlu bitirimin peşini hiç bırakmadık (bu kıyağı da İzzet Günay’dan başkasına çekme­dik) —Sabrımızın ilk ödülü Cici Kızlar ile gelir. Ajda Pekkan’lı bu reçeli az ponçik tadındaki komedi, İzzet Günay’ın asıl kimliğinin parçalarını yakalamaya başladığı Kolla Kendini Bebek, Eller Yukarı, Sevdalı Kabadayı ve Şeker Hafiye gibi Yeşilçam işi hafif sulu polisiyelerin yollarına asfalt döşer. 

Çocukluğumu samanyollarının ılık sedirine uzattıktan sonra düşünüyorum da, Yılmaz Güney kadar olmasa bile, yazması en zor fotoğraflardan birisidir İzzet Gü­nay : Paçalarından komiklik aktığı inkâr edilemez. Suratının yaban kedisi çizgile­rinden ve yumruklarının sertliğinden de Refi’ Cevad Ulunay işi bir kabadayılığın. Hülya Koçyiğit Nazar Değmez Inşallah’ta İzzet Günay’ın paçalarını genişletir­ken, Selma Güneri Beyoğlu Esrarı1 nda ve Namus Kanla Yazılır’da, Gülsüm Ka­mu Çeşmemeydanlı Ali’de, Birsen Menekşeli de Yumrukların Kanunu’nda onun seri yumruklarını büyütmüştür beyaz perdede. Ama, Siirt’in eşkiya ateşi kış sa­bahlarında ve yangınlı yaz gecelerinde en fazla sevdiğimiz İzzet Günay "biraz komik biraz seri yumruklu" İzzet Günay olmuştur. Ajda Pekkan’la ve Fatma Girik’le mayası tutan Nasreddin Hoca artı Mayk Hammer eşittir İzzet Günay for­mülü. 

Sevemediğim Erzincan’ı atlayıp, Kadıköy’ün Feza ve Bostancı’nın ahır bozması Yıldız sinemlarında bir başka "Yeşilçam filmine" büyüyorum : Fedailere, geceyi gündüz yapan mermilere ve bir nehrin yapış yapış kahverengiliğine. Kirli yeşil savaş kreasyonlarına —Hey, kim var orada? 
Adın her neyse, kalbimin istimlak edilmemiş çocukluğundan çık git be karde­şim. Ben, annemi, kedileri, Cennet sinemalarımı ve mahallede bıraktığım me­meleri sandıkta beklemiş mandalina iriliğindeki sevgilimi özlerken en fazla, çık git. 

Biliyorum, çık git desem de, haylazlığından büyüdüğün o kirpi saçlı çocuğun elini bırakmaya hiç niyetin yok senin bir çağ yangınındaki delikanlım. Biliyorum, gölgede 40 derece Siirt’te gölgeye kaçan akreplerle aynı koltukta Nazar Değ­mez Inşallah’a kahkahalar atan kara önlüklü çocukla birlikte kaçacaksınız "çok yaşasın ölüler" makamına. Anason kokulu masaların kalabalık uçlarında yaşar­ken kaybolan adamı, artık İzzet Günay filmlerinin seyredilmediği ısssızlığın orta­sındaki bir çölde terkederek, biliyorum. 

Bazı geceler siyah & beyaz bir kâbus görürüm : Resneli Niyazi Bey bıyıklı bir İzzet Günay’ın, sırtındaki "ağır" paltosuyla, çizgili bitirim takımlarıyla, gravatsız beyaz gömleğiyle ve şimendifer marka bir köstekli saati zaman sallandıracak yeleğiyle, kara gözlerindeki kuyruklu sürmelerde bekleyen Türkan Şoray’a yürüyüşünü. İzzet Günay’ın her adımında, Türkan Şoray’ın dolgun, ıslak ve aralık dudaklarının, siyah dantelâlı dekolte giysisinin altından saçılan işveli beyaz ve mevzun tombulluğunun imkansızlığa yavaş yavaş buharlaşışını. Kıstırdı işte dediğim anda, Vesikalı Yarim’in hepten görüntüden silinişini —Hayır, öylesine şaşkın donmaz İzzet Günay kâbuslarımda, komiklik akan paçalarına bu defa Cici Kızlar’ın, Kolla Kendini Bebek’in, Şeker Hafıye’nin, Nazar Değmez Inşallah’ın, Namus Kanla Yazılır’ın, Beyoğlu Esrarı’nın gizli hüzünlerini de takarak, arnavut kaldırımlarında yankılanan ökçe seslerinde, sırtı bana dönük, amerikan çekiminden uzaklaşıp kara bir noktada bembeyaz kaybolur : Yapış yapış bir sabaha uyandığımda ise, asıl kâbus başlar. Cici Kızlar’ın, Kolla Kendini Bebek’in, Şeker Hafiye’nin, Nazar Değmez Inşallah’ın, Namus Kanla Yazılır’ın, Beyoğlu Es­ran’nın ve Vesikalı Yarim’in artık çevrilemeyeceği gerçeği. Siirt’in Atatürk İl-kokulu’ndaki "herkese öfkeli" çocuğun İzzet Günay’la birlikte kara bir noktada bembeyaz kaybolduğu gerçeği. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına