'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Özcan Özgür][Taner Ay]



Özcan Özgür























Çocuklar, gösterdiğim yere bakın, Feriköy Mezarlığının mermer ayazındaki ışıksız gecelerine. Orada, oradaki işte o kara mermerin altında, şayet bir teneffüs daha yaşasaydı açlıktan ve yalnızlıktan "solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine" kalkacak Özcan Özgür’ün acıları gömülüdür artık, devlet dersinde akciğer kanserinden ve sirozdan değil, ana hasretinde öldürülen. 

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu, "Ana hasreti nereye dökülür?" olmuştur hep. Yarım asır önce, en arka sıradan kalkan "yetim" bir parmağın çocukluğunda ise, zarfsız kuşlar alacak karşılığını bulmuştur bu soru, "Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!" diye — Ece Ayhan şiirindeki bu meçhul öğrenci, ayaklarının fasulye parmaklarına bakıp bakıp, hâlâ 2,5 yaşın Refik Zafer bebek çığlıklarını atan Özcan Özgür’dü, muhakkak. Yani, annesinin terkettiği 2.5 yaşındaki Refik Zafer "bebek". Anne diye yavrusunu "emziren" gizli bir geyik babasını bilen Refik Zafer "çocuk". Ve T.C. damgalı nüfus hüviyet cüzdanına inat, annesinin terkettiği yaşta hayatı kanayan Özcan Özgür "adam", muhakkak. 

Tam 18 yıl, ana hasretiyle oyuncaksız, yarınlanndaki intiharının parasız yatılı küçük zabit okullarında zakkumlarla örer Özcan Özgür şiirini. Tam 18 yıl sonra, Refik Zafer’i bebek bırakıp kaçan annesini bulur. Tokat tren istasyonunda "annesine"sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlar sevincinden. Ne var ki, "annesinin akşamlan dağlarının mor göründüğü uzaklarda yaşadığını bilen" Özcan Özgür’ün bu delikanlı sevinci pek fazla sürmez. Bir film çekimine giderken, telgrafın tellerine ibibikler değil ölüm kuşları konarlar kara kanatlarıyla. Doğruca babasına koşar, acı bir acıyla şaşkın, gözyaşlarının yağmurundan ıslak kaldırımları arşınlayarak. "Baba" der, "Annem ölmüş". Babasının uzak dünyalardan, kadınlara kırgın bir gezegenden kendisine hissiz bakan gözlerindeki erguvanî bulutları görünce hatırlar, babasının da bir zamanlar devlet dersinde ana hasretinde öldürüldüğünü. Ve, ölülerin üzülmeyeceğini. Çaresiz, şişe şişe Yeni Rakı’da Refik Zafer’i bir defa daha’ öldürür, oyuncaksız—Rakı şişelerinin anason beyazında Refik Zafer’i Teşvikiye Camii’nden uğurlarlar, bir öğle namazından. Refik Zafer’in tabutunu, Arif Keskiner ve Azmi Yılmaz’la birlikte omuzlayarak. 

Refik Zafer’in Ölümünden emin olduktan sonra, bu ölümü bastırmak için boynuna mekik oyalı mor bir yazma bağlayan Özcan Özgür’ü çıkarır artık birkaç adıma daralmış Yeşilçam Sokağı’na. Yani, Savaş Ay kardeşimizin yazdığı gibi, "milyon tane şişeyi hurda cam haline getiren çilekeş bir karaciğeri ve sevgileri depolamaktan yorulmuş bir yüreği" çırpı iki bacak üzerinde taşımaya çalışan Özcan Özgür’ü. Yani, Bereketli Topraklar Üzerinde’nin, Gül Hasan’m, Kardeşim Beniın’in, Yedi Uyuyanlar’ın ve Piano piano Bacaksız’ın Özcan Özgür’lerini devlet dersinde öldürülen çocukluğunun kurşun askerleriymişcesine seven Özcan Özgür’ü. Yani, Refik Zafer’in tiyatroya deliliğinden küçük zabitlikten malulen emekli "ikizi" Can Öz’ü Ama, gün gelir, Can Öz de "ikizi" Refik Zafer gibi "solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine" dökülmek için devlet dersinde öldürülür. Gökyüzüne ve güneşe hasret yıkık dökük penceresiz bodrum katı evlerde. Ev değil, "mezar" sahiplerinin tahliye tehditlerinde. Yollara hasret tutmayan bacaklarında. Sevgi sözcüklerini beklemedeki yalnızlığında. Arif Keskiner ve Azmi Yılmaz imzası kazınmış; "emekçiden yana" sendikaların, kendilerine "çağdaş" diyen cümle sinema oyuncularının bizans entrikaları için kurdukları derneklerin, Özcan Özgür’ün abi karası acılarından şöhret yapan rejisörlerin ve Yeşilçam Sokağı’nın ölü yeşili suratlı patronlarının imzalamaktan kaçtıkları.
Biliyorum, o kara mermerin altında yine de rahat değilsin, "Kardeşim Benim". Biliyorum, Feriköy Mezarlığı’nın mermer ayazındaki ışıksız gecelerinde birileri sana yattığın o toprağı bile tahliye etmen tehditlerini savuruyor, sendikaların, derneklerin ve film şirketlerinin insafsızlıklarından cesaret alarak. Biliyorum. 

Aldırma "Kardeşim Benim". Dünyamızın ustura sırtı bu çirkinliklerine hiç aldırma. Çünkü sen, solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine döküldün çoktan. Orada, Refik Zafer’in sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar göndermesini bekle, Kardeşim Benim. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına