'Yeşilçam Sokağı Fotoğrafları'ndan... [Süheyl Eğriboz][Taner Ay]



Süheyl Eğriboz



























Zayıf, sivri çeneli bir suratı vardı. Belli belirsiz birer gölge kaş niyetine yapıştırılmıştı sanki. Ama, gölgelerin altındaki samani gözleri camdan boncuk taneleri gibi canlı parlıyordu. Elmacık kemikleri çekiçle kırılmışçasına çökük, burnu ise sağa doğru birazcık eğikti. Sarı, kılları tek tek sayılabilir sarkık bıyığı solda yukarıya çekildiğinden, ağzı da aynı tarafta çarpılıp kalmış görünüyordu, ipince dudaklarının sağ kıvrımlarında yaşa­yan ebedî kötülüğe rağmen. Bıyığından az koyu ince telli saçına gelince, dudağının üstündeki cakaya paralel, bir torbacı çingeneninki gibi ıslak yapışkan taranmış olurdu nedense hep: Eski birer çocukken, kardeşim­le ben, ismini bilmediğimiz bu hergele herif "en sevmediğimiz" kötü adamıydı avantür filmlerin. Ne var ki, bu herifin pislikleri perdeye boydan boya yayılma­dan da, seyrettiğimizi asla film saymıyorduk. O avantürlerde yoksa, filmin jönü­nü arkadan "estetize" vuracak, güzel ve namuslu karısına yahut beyaz tenli ve yuvarlak hatlı sevgilisine "estetize" tecavüz edecek adam yok demekti, Gerçi, Kudret Karadağ, İhsan Gedik ve Hakkı Kıvanç da aynı pusulara yatan kötülerdi ama, hiçbiri sarı çıyan gibi esas kızı makiyajını dahi bozmadan kirletemiyordu ıs­sızlarda. 

Uzun yıllar sonra, çok garip bir tesadüf sonucu, "en sevmediğimiz" kötü ada­mın adının Süheyl Eğriboz olduğunu öğrenebildim ancak: Sanırım 1974 yılıydı, okuldan arkadaşlarla götü göbeği kat kat mor dalgalarla yağ bağlamış bir fahişe­nin her kapısı açık muamelesinden çıkıp, Beyoğlu’nun en izbe sinemalarından bi­rine daldığımızda. Filmin başrollerinde nihayet adıyla tanışabildiğim tecavüzcü Süheyl Eğriboz, Gülgün Erdem ve Yeşim Yükselen oynuyorlardı. Aslında hepi­miz Sütçünün Rüyası’nı bir seks avantür filmi sanarak bilet kestirtmiştik. 

Ama,bizi asıl yanıltan da Süheyl Eğriboz’un afişlerdeki varlığıydı.....Sütçünün Rüyası taşra işi bir komedi filmi çıkınca, en büyük hayal kırıklığını ben yaşadım. Sütçü­nün Rüyası’nın bir seks avantür filmi olmamasından değil, en kötü adamımın bir komedi filminde en iyi adamı oynamasından dolayı. Oysa, tam 22 yıl sonra, yazdıklarıyla unuttuklarımızı bize hatırlatan Mesut Kara kardeşime, "Mecbur muyum ben hayat boyu kötü adamı oynama­ya?" diye yakınırken, 1960’larda takılıp kal­mış eski çocukluğun şımarıklığına da en güzel şamarı indire­cekti Süheyl Eğriboz. 

Ne var ki, Sütçü­nün Rüyası’nın ben­deki hayâl kırıklığı, serinin diğer filmleri­ni, Haydi Bastır Sütçü’yü, Sütçü Kıbrısta’yı, Sütçü ve Eşeği’ni seyretmekten uzaklaştırdı, bir yıl sonra gecenin sokak­larında kaybolacak delikanlıyı. Ama, ma­hallemde bir "Sütçü" modası da başlamıştı. Kahvehanelerde kim okeyden sıkılırsa, masalardan adam toplayıp, onları "Sütçü" filmlerine götürür­dü. 

Çeyrek asırdır hep kötü adamı oynamış Süheyl Eğriboz’un "Sütçü" serisiyle isimli bir şöhreti yakalamasında, kuşkusuz, kendisinden hep kötülük beklenen birinin iyi adamı oynayarak sinema koltuklarına şaşkınlıkları oturtma­sının payı çok büyüktür. 

Her şeye rağmen ben, gecenin sokaklarından bir emekli tabancanın anason kokulu masalarına ve fahişelerin her kapısı açık muamelelerinden dağınık yatak­lara terfi etsem de, muhafazakârlığımdan bir türlü kurtulamadım. Müptelâsı ol­duğum Süheyl Eğriboz’u, ne vakit Medrano Sirki’nden "çizgi roman dünyasını kurtarmak için" Yeşilçam Sokağı’na gelen Cüneyt Arkın’ın perendelerinde, ka­rate darbelerinde yahut bir vuruşla ikiye ayırdığı bedenlerde Sütçünün Rüyası’ndan kaçmış görsem, eskiden olduğu gibi sevincimden kuduz atlar kişnettim hep duvarları yol yol rutubet izli karanlık salonlarda...... 

Galiba Cüneyt Arkın filmlerinin Süheyl Eğriboz’undan daha kötü bir adamım. 
Oysa, her filmde kıytırık bir jönden dayak yemenin nasıl bir duygu olduğunu da O’na sormalıydım. Mesut Kara’ya, aklımda kaldığı kadarıyla, "Cüneyt Arkın ne yapar? Sadece, yumruk atmak için kolunu suratımıza doğru uzatır. Pencere­den dışarıya uçan biziz, attan düşen biziz. Kendisi acaba bir kere olsun pence­reden uçmuş mu? Ondan sonra helâl olsun diyorlar. Bir yumruk vurdu, adamı pencereden çıkarttı dışarıya. Gel bir de sen pencereden çıkana sor bakalım" di­ye öfkesini dıle getiren Süheyl Eğriboz’a. 

Sormadım, sormak da istemiyorum. Çünkü, bu duyguyu O’na sormadıkça hep çocuk kalacağımı biliyorum — Galiba değil, kesinlikle Cüneyt Arkın filmle­rinin Süheyl Eğriboz’undan daha kötü bir adamım ben. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına