fransa'nın Cezayir Soykırımı!..


Geçmişe dair kötü ne varsa Türkler yapmış!.. Bizim özümüzden gelen insana saygıdan sessizliğimiz, ama yeter!!! Sessizlik, Sonumuz!!!


Geçmişe dair kötü ne varsa Türkler yapmış!.. Bizim özümüzden gelen insana saygıdan sessizliğimiz, ama yeter!!! Sessizlik, Sonumuz!!!

Batı sadece hatırlamak istediği tarihi hatırlar!

Cezayir soykırımı ise hatırlamak istemedikleri arasındadır.

Bazen soykırıma karışan birileri, gururla medeniyet götürdükleri mağribi anlatırlar. İstemeden bir soykırımı hatırlatırlar.

Fransız general Paul Aussareses dte onlardan biri! 1955 yılında Cezayir’de görevliydi.

General, yedi buçuk yıl süren kurtuluş savaşı süresince Cezayir’de yüzbinlerce kişinin işkenceyle öldürüldüğünü itiraf ediyor, pişman olmadığını da ekliyordu.

Şimdi ülkesinde şeref madalyasına sahip saygın bir adam…

50 Yıl önce Fransa Cezayir halkının yüzde onbeşini yok etmiş.Çok eski bir tarih değil.Üstelik bu soykırımı Fransa’nın kendi generalleri ve polis şefleri itiraf ediyordu. Sadece 50 sene önce birbuçuk milyon Cezayirli Fransızlar tarafından katledildi.O zamanlar Cezayir nüfusu 10 milyondu.Cezayir halkının yüzde onbeşi yok oldu.

Özür filan dilenmedi!

1945 Yılında 2.dünya savaşının bittiği duyulduğunda.Bir asırdan fazla Fransa sömürüsü altında yaşayan Cezayir halkı, Cezayir bayraklarını sandıklarından çıkardılar. Kalabalıkların içinden Cezayir bayrakları yükseklmeye başladı ve istiklal istemenin bedeli tam kırkbeşbin Cezayir’linin hayatıyla ödendi. Fransız askerleri kalabalığın içine rastgele ateş açtı.Bu katliam adını Setif katliamı olarak tarihe yazdıracaktı. Ama bu sadece Cezayir’deki birçok katliamdan birisiydi.

Yacef Sadi,

O bir senatör.1945 yılında Fransız ordusunda bir erdi ve 18 yaşına yeni girmişti, katiamların şahidiydi.

1945 Yılında, herkes dikkatlerini Almanya’ya ve Hitler’in yaptıklarına çevirmişken, Fransızlar Cezayir’de kırkbeşbin kişiyi katlediyorlardı. “Ben ozaman ordudaydım. Memleketlerine gitmek için izin isteyen Fransız askerlerinin tutanaklarını tutuyordum. O sırada bütün ordu bu katiama katıldı, ben ordudan ayrıldım. Askerler Cezayirlilere saldırmaya gidiyordu.Direnişe katıldım.”

Direnişe katılacak, Cezayir Kurtuluş Örgütünün liderlerinden biri olacaktı. Arkasındaki duvarlarda tutuklandığı gün gazetelerde çıkan fotoğrafının kopyası vardı. Gazete kupüründe “FLN lideri tutuklandı!” yazıyordu.

Ulusal Kurtuluş Cephesi lideri olarak tutuklanmış, idama mahkum olmuştu.

Şans eseri hayatta kaldı.1958’te af ilan edilecekti. 20’li, 30’lu, 40’lı yaşlarda yüzler hatırlıyordu Yacef Sadi. “Hepsi giyotinle idam edildi!” demişti.Cezayir halkı uzun yıllar ölümlerden ölüm beğendi, işkence gördü, katledildi…Dili yasaklandı, dini bastırıldı, öldü öldü dirildi, sonunda bağımsızlığına kavuştu…

Banu Avar’ın Cezayir’de yaptığı röportajlarından birinde bir pazarda yaşlı bir adama katliamları ve o eski günleri soruyor:

“Ben Fransız döneminde yaşadım!yiyecek ekmeğimiz yoktu. Açtım, okula yalın ayak giderdim.Köle olarak yaşardık, hiçbir hakkımız yoktu. Uzun yıllar ölümlerden ölüm beğendik!”

Günümüzde, Cezayir halkının büyük bir çoğunluğu yoksulluk içinde yaşıyor. Gençler Avrupa’ya yerleşip orada yaşamak istiyorlar.

Şimdi bağımsız olduklarını ama ekonomik işgal altında kaldıklarını düşünüyorlar.

Banu Avar’ın şehri gezerken edindikleri izlenimlerdeyse, şehri kaplayan çanak antenlerin tümü Fransa’ya dönmüştü…

Gençler için Fransa tüm güzel şeyleri barındıran bir düştü… Gençler, 40 yıl önce olanları bilmiyordu… Özgürlük için verilen bedeller unutulmuştu…

Yacef Sadi’nin kurtuluştan sonra yazdığı, yönettiği ve oynadığı Cezayir savaşı adlı filmde Kadınlar ellerinde Cezayir bayrakları sallayarak Fransız askerlerinin üzerine yürüyorlardı! ”Ateş!” emriyle ön sıra yerde kalıyor, bir sonrakiler ellerinde bayraklarla ilerliyorlardı.

Bugün Cezayir sokaklarında yürüyen herkes hayatlarını onlara borçlular…

Ama işte bugün, Didouche Murad’daki dükkanların çoğunun adı Fransızca’ydı…

Kazba Cezayir’de Osmanlı’nın ilk yerleştiği mahalleydi. Ve Fransız uyguladığı soykırıma karşı ilk direnişin başladığı yerdi.Direnişin merkeziydi..

Şimdiyse o sokaklarda çocuklar ateri oynuyorlardı.

Duvarlarda çocuk eliyle çizilmiş gemi resimleri üzerine “Viva Londra!” (Yaşasın Londra) yazılıydı.

Çocuların düşlerini, Londra ya da Paris süslüyordu!Duvarlara gemi resimleri çiziyorlar, çanaklardan yansıyan düş dünyası , onları çağırıyor, karşı koyamıyorlardı!

Küresel dünyanın çürük dişlerine esir oluyorlardı.!

Oysa herkes hayatını bir zamanlar Kazba’da direnenlere borçluydu!

Zöhre Bitat adlı Cezayir’li bir kadının Banu Avarla röportajı sırasında, 130 yıl boyunca Fransızlar bizi hiç tanımadılar. Tanımaya çalışmadılar. Oysa Cezayir onların ciğerini öğrendi…”

Zöhre Bitat:

“Beş yıl içerde yattım. Ağır işkence gördüm, Terörizmle emperyalizme karşı direnmek ayrı şeylerdir. Biz bağımsızlığımız için direndik. Bu bir kurtuluş savaşıydı, terör bize karşı yapılanlardı!”

Üzerinden sadece Elli yıl geçmiş bir katliam, Zöhre Bitat’a bunun karşılığında Fransa sizden (Cezayir halkından) hiç özür diledi mi? Diye sorulduğunda,

Zöhre Bitat gülümseyerek hayır dedi…

“Şimdiyse başka bir işgalle karşı karşıyayız. Şimdi büyük güçlerin başka hesapları, yeni yolları var. Ülkeleri küreselleşmeyle işgal ediyorlar!”

Cezayir’deki üniversitelerde öğrenciler, tıbbı Fransızca okuyor; teknik branşlarda, Fransızca eğitim alıyor, ama sosyal bilimlerde Arapça kullanıyor.Mesela hukuk fakultesinde Arapça eğitim veriliyor.

Bu karmaşanın uzantıları hayatın her yönüne yansıyor…

Devlet çifte ve birbirine teğet geçen dilleri kullanıyor. Adalet bakanlığı yazışmalarını Arapça yaparken Sağlık Bakanlığı Fransız dilinde haberleşiyor.

Fransa ve Batı ülkeleri,

Yukarıda verdiğim örnekleri bir çok ülkeye hala uygulamaktadırlar.

Yukarıda da belirttiğim gibi

Batı sadece hatırlamak istediği tarihi hatırlar!

Fransa yaptığı katliamı unutuyor ve unutturuyor, fakat Türkiye’yi yapmadığı bir katliam için dünya kamuoyu önünde baskı altına alıyordu.

Cezayir Türk büyükelçisi Arcüment Ahmet Enç’e göre;

Cezayir çok özel!Dış borcu yok denecek düzeyde.Altını, petrolü ve neredeyse tüm Avrupa’nın ihtiyacını karşılayacak doğal gaz kaynaklarına sahip.Afrika’nın en büyük ülkelerinden biri.Dünyanın en çok doğal gaz ihraç eden ikinci ülkesi.

Uzun yıllar ambargo altında yaşadı.

Öylesine zengin kaynaklara sahip ki, Cezayir yıllardır güzelliğinin bedelini çok ağır ödüyor.

Zöhre Bitat’a göre, Sömürgeciler başından beri bizim zengin doğal kaynaklarımıza göz dikmişlerdi.Onlar kaynaklarımızı ele geçirecekler, bize de ufak kırıntılar bırakacaklar, bizi de ölmeden süründüreceklerdi.

Zöhre Bitat herşeye rağmen umutsuz değildi.

“Dünyada bağlantısız ülkeler çıkış yaşıyor.Çok kısa zaman içinde 3. Dünya ülkeleri büyük bir güce kavuşacak, bir cephe oluşacak ve bu cephe sömürgeci süper devletlere karşı bir set oluşturacak. Bu süreçte en önemli nokta toplumun bilinçlenmesi, aksi takdirde kendimizi daha büyük bir sömürgeci düzen içinde bulabiliriz.”

Peki ya sizce? Zöhre Bitat ve onun gibi düşünenler haklı mı?

Peki bu bilince, biz sahipmiyiz? Ne dersiniz ?

Kaynak:

Banu Avar

Avrasyalı Olmak

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına