Çuvaldız da Yetmez İnsanoğluna...


bir yas'ımızı daha içimize, sinemize atıp hayata devam ederken...


Gündüz, yaşanan elim olayla ilgili her yerden gelişen haberlere bakıp, yazmak istediklerimi, kendi kendime konuştum. Kaldı mı hepsi aklımda, kim bilir...

Üzüntümüzü, beynimizi düşüncelerin esaretinden kurtarıp kalbimize emanet ettiğimizde nasıl birlik olup yaşadığımızı gördüm. Ne kadar -tüm çirkinlikleriyle- hiç vakit kaybetmeden işi siyasete, yürüyüşe, iş bırakmaya götürenler olsa da... İnsanız biz ya... İnsan; aklıyla kalbini birleştirip, doğru dürüst yaşayıp, bu sınav yerinden en az hatayla gitmek görevimiz. Ne kadar koca koca düşünüp, haddinizi aşsanız da, inansanız da, inanmasanız da bu böyle... Ve öyle özgürüz ki bu konuda, zorlama yok. Nasıl istersen; hayat, aldığın nefes -emaneten- senin. Dağıldım yine; yazmak istediklerimin dışına taştım. Sessizce yaşananlara baktım; herkes bir yarış içinde; yardımlar, paralar, dakikalar, internetler, kredi afları, geliri Soma'ya bırakılacak maçlar, v.s.v.s... Ben madalyonun bu yüzünden bakmak istemiyorum; yoruldum... Gördünüz değil mi? İstenildiği zaman neler yapılabileceğini? Ve tüm bunları yaparken kimse bir şey kaybetmiyor... Hatta tüm çirkinlikleriyle -gizli- reklamlarını da yapıyorlar. Bu bir örnek; kaldı ki zaten biz böyle güzel şeyleri nedense hep kötü anlarımızda yaşıyoruz. İnsanoğlunun içindeki bu kaybetme korkusu ve nefs'i, şeytana teslim olmuşluğun en büyük kanıtı aslında. Görünen, şeytana  -tövbe diyerek- neredeyse inancını teslim etmiş; tüm cahilliğiyle insanoğlu!.. 

Düşünün; böyle bir olay yaşanmadı... Sistem tüm acımasızlığıyla bu ve bunlar gibi insanları ezmeye devam edecek. (ben de Eşim de bu insanlardanız...) Krediyle, borçla, kazandığının sadece hayatını idame ettirme şekliyle, hayatta tek amacının -çok özür dilerim köpek gibi çalışıp neredeyse ölene kadar- durmadan, kendinden ödünler verip çalışma zorunluluğu düşüncesiyle, ezmeye devam edecek; ediyor... Aynı -sistemin kuklası 'şey'ler kurban olsun böyle güzel insanlara- Murat Yalçın'ın yaşadığı gibi... "çizme mi çıkarayım mı?" Aman devletin malına zarar gelmesin!.. Sen bu insanlara devlet terbiyesi verirken, terbiyesizlik yaparsan; onları sadece acısında hatırlarsan, kandırdığın insanlar olabilir sadece; yukarıda ki, her yerde ki, seni ve senin gibileri izliyor; sessizce... 

Ve yine düşünün; herhangi bir yerde, birisi evlenecek ama parası yok; ailesi var, çocukları, eşi  ama evsiz kalmış, okumak istiyor ama imkanı yok; hayalleri var mütevazi ama gerçekleştirecek zamanı yok. Böyle binlerce insan var; belki milyonlarca. Emin olun tüm bu insanların ihtiyaçlarını giderecek imkan da var. Herkes delice yardım etmek için sıraya giriyor ya şimdi; ben, önce ben, önce ben!.. Her yardımın önünde kocaman isimleriyle!.. Bunlar güzel şeyler gibi geliyor değil mi size?.. :) Evetse bu sistemin bir parçası olduğunuzdandır! Madem imkanların var ve bu imkanlarını kullanırken hiçbir şey kaybetmiyorsun, neden bekliyorsun bunları yapmak için?.. Neden doğruluktan, dürüstlükten, Hak'tan, adaletten, iyilikten, güzellikten bahsederken bunları yok edercesine davranmaya devam ediyorsun?!. Nedeni açık değil mi aslında; hiçbirini istediğin yok; bunların bir tanesi bile olsa yok olursun. Onun için değil mi çok laf az iş ile; tiyatro oyunları(siyaset) ile, harala gürele ile uyutmaya devam Milleti. Küçük mutluluklar verip, bunları büyük göstermek; hak ettiğini ödülmüş gibi göstermek; ezmek, ezmek ve yine ezmek. Milletin önünde kavga edip, safları belli edip, arka planda haince kol kola gülüp sohbet eden siyasetin tuzağına düşen insanoğlu, umudu yine siyasette!.. Yeri geldiğinde kendisine toz kondurmadan, karşısındakine 'koyun' yaftasını hemen yapıştırabilen ey İnsanoğlu;  eğer bu milyonlarca insan imkansızlıklar içinde göçüp gidiyorsa bu dünyadan, sen de en az karşındaki kadar koyunsun... En büyük hakareti kendisine yapıyor aslında insan; böyle tuzaklara düşerek. Komik ve onların(sistemin) istediği bunlar zaten. Protesto, galeyan, tepki... Eee sonra?.. Allah'ınızı severseniz, ne değişti; neyi değiştirdi bunlar?.. Hala çözümü olmayan davranışlarla, tepki gösterdiklerinizi büyüttüğünüzü, onları beslediğinizi neden farketmezsiniz?.. Yıllar yıllar sonra bu yüzden duyacağınız pişmanlığın utancını yaşamak ağır gelmeyecek mi size? Yıllar yıllar sonra arkadaşlarınız ile sohbet ortamında geçmişe dönüp: "amaan tepki gösterdik de ne oldu zamanında, boşver; sen hayatını yaşamaya bak. Kim için tepki gösterdik, ne değişti..." diyerek günü kurtarma telaşını yaşamaya devam ettiğinde utancın, baş ucunda, başını koyduğun yastıkta olacak. Gölgen olacak, her daim nefesinde... 

Ve artık düşünmeyin... Ne olur, bırakın aklınızı yüreğinize, hissedin... Benliğinizi, özünüzü, Özgür İradenizi... Araştırın, okuyun, tartışın kendinizle, dönün yaşanmışlara, bakın yaşanacaklara ve başlangıç noktanızın kendiniz olduğunu fark edin. Kimse, kimseye önderlik edemez. Bu şekilde asla bir şeyler iyiye, güzele doğru gitmez. Sistem sizsiniz, ne istediğiniz önemli... İki yol bir seçenek; ya yanlış yolda yürüyüp, doğruluktan, iyilikten, güzellikten, dürüstlükten, Hak'tan, adaletten bahsedeceksin; ya doğru yolda doğru dürüst, adaletli iyi güzel yürekli insanlarla bu dünyaya hak ettiği değeri vereceksin... 

Önce kendine DÜRÜST olacaksın!..




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına