Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

'Geçer'... [Neyzen Tevfik]

kendi sesinden...






Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Ram karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur an-ı dem adem de geçer.

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi ?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun filimi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.

İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan,
Niyyet-i hilkatı bu aşk-ı cihan aradan,
Önü yokdan, sonu yokdan bu kuru da'vadadan,
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.

Ne şeriat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre,
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer.

Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı…

'Yunus'... [Ömer Faruk Tekbilek]

'Aşk'... [Eylül]

Resim
'Yaşam' ile 'yol'da ilerlerken, -istemeye istemeye- Aşk'a yaşattığımız acının yansıması hüznümüz... İsyan ediyorum tüm zerresine hayatın!.. Tüm bilinmezliği ile istemek ölümü; delicesine umut doluyken, tarifsiz güçlüyken, hazırken...  

Aşk'la... Sadece.





"Her Gün gizemli, sessiz bir Sabah'a uyanır ve  kısacık ömrü eriyip yok olur Hayat'ın telaşında.  Her an,  mükemmel kurgusu olan hikayenin hem  başlangıcı hem de devamı. Bu hikayenin adı: Yaşam...

Bir cehennem ağır kapılarını açar, ucube hırsların elleri uzanır melek kanatlara, çığlıklarını yutkunursun, çaresiz.  Hayallerinin rengine bulanan mısralar yazarsın, yastığının altında yüreğinin fısıltısı kalır...  Bu hikayenin adı: Yol...

Bir cam kırığı denizini geçmek için uyanır bedenin, Ruh'unla Aşk'ın cennetinde buluşursun...   Bu hikayenin adı: Aşk... "


eylül



'Dinlenmeyen Aşk'... [Johann Wolfgang von Goethe]

Kara, yağmura doğru,
Rüzgara karşı, buğulu
Uçurumlar arasından,
Sislerin ortasından,
Yılmadan! Durmadan!
Sıkılmadan! Yorulmadan!

Daha çok gam üstlenip
Yaşamak isterim ben,
Hayatın gani tadını alıp
Taşımaktansa mütemadiyen.
Onca meyiller muzdarip
Kalpten kalbe akar,
Aman, nasıl da garip
Neşreder tüm ağrılar!
Nereye kaçayım?
Ormana mı dalayım?
Herşey nafile!
Ömrün tahtı çile,
Huzuru ve tacı,
Aşk, sensin Acı!

'Kaldırımlar'... [Necip Fazıl Kısakürek]

I

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim,…

Kağıttan Çıkacakmış Hissi Uyandıran Çizimler... [Nagai Hideyuki]

Resim
Nagai Hideyuki, 21 yaşındaki bu Japon sanatçı kağıttan fırlamış kadar gerçekçi, 3 boyutlu, kara kalem çizimleri ile görenleri şaşırtıyor. Sadece bir kalem ve kağıt kullanarak, doğru açıdan bakıldığında inanılmaz derecede gerçekçi resimler ortaya çıkıyor.



























'Önce Sen Sonra Sen'... [Hüsnü Arkan]

bir deli rüzgâr eser, akşam vakti, denizlerden 
alır başını gider, uzayan sularda, bir tekne 
şimdi ben nasılım, şimdi ben nerdeyim, şimdi ben 

al bir bulut gelir yavaştan, çöker gözlerime 
en güzel şarkılar bitti, en eski ve en 
uzun yalnızlıkların ortasında ucuz bir gece
tâ içimde işleyen bir rüya gibi, 
önce sen sonra sen, önce sen... 

yine mavi deniz, yine korkulu düş, sevmek yine 
oralarda bir yerde, büyür karanlığım, alabildiğine 

al git mavilerini al git, ben bu denizi batıracağım 
ama yok, sularım aydınlanır belki dur gitme! 

arınırdım, ışırdım, bana bir şarkı söylesen 
önce sen sonra sen, önce sen...



Hüsnü Arkan _ Önce Sen Sonra Senpaylaşan: Risvanli

'İntihar Bir Çözüm mü?'... [Sürrealizm 1924-2014-Sanat ve İntihar]

Aralık 1924’te yayınlanan La Révolution surréaliste dergisinin ilk sayısında şöyle bir duyuru yer almaktadır: “ANKET: İnsan yaşar, insan ölür. İradenin tüm bunlarda payı ne? İnsanlar nasıl rüya görüyorlarsa öyle öldürüyorlar kendilerini. Ahlaki bir soru değil bizimkisi: İNTİHAR BİR ÇÖZÜM MÜ?” Derginin editörleri Pierre Naville ve Benjamin Péret, Sürrealist Araştırmalar Bürosu’na gönderilen cevapların derginin Ocak sayısında yayınlanacağını belirtirler. Ankete, sürrealist hareketin mensuplarının yanı sıra genel okur kitlesi de katılır ve bazı cevaplar dergide yayınlanır. Bunlar arasından en çok ilgi çekenleri 1935’te kendini öldürecek olan René Crevel’in ve Antonin Artaud’nun metinleri olur. Aşağıdaki metin, Antonin Artaud’nun La Révolution surréaliste anketi için yazdığı ve derginin Ocak 1925 sayısında yayınlanan cevaptır.


"Hayır, intihar hâlâ bir hipotez. Gerçekliğin tamamı gibi, intihardan da şüphe duyma hakkımı kullanıyorum. Şimdilik, ikinci bir emre kadar, zaten herkesin elini…

'Ölçü'... [Montiagne/Denemeler]

İnsan elinde ne illet var ki, dokunduğunu değiştiriyor kendiliğinden iyi ve güzel olan şeyleri bozuyor. İyi olmak arzusu bazen öyle azgın bir tutku oluyor ki, iyi olalım derken kötü oluyoruz. Bazıları der ki, iyinin aşırısı olmaz, çünkü aşırı oldu mu zaten iyi değil demektir. Sözcüklerle oynamak diyeceği gelir insanın buna.

Felsefenin böyle ince oyunları vardır. İnsan iyiyi severken de, doğru bir işi yaparken de pekala aşırılığa düşebilir. Tanrının dediği de budur: Gereğinden fazla uslu olmayın, uslu olmanın da bir haddi vardır.

Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştırmayan okçudan daha başarılı sayılmaz. İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da. Platon’da Kallikles der ki, felsefenin fazlası zarardır. Felsefe bir kerteye kadar iyidir, hoştur yararlı olduğu kerteyi aşacak kadar derinlere gidersek çileden çıkar, kötüleşiriz; herkesin inandığı, uyduğu şeyleri küçümseriz; herkesle doğru dürüst konuşmaya, herkes gibi dünyadan zevk almaya düşman oluruz; kimseyi yöne…

'Faulkner's Sleep'... [Evgeny Grinko]

...


'Anlatamam ki'... [Orhan Gencebay]

Anlatamam ki...





Hangi söze sığarsın sen 
Anlatamam ki anlatamam ki 
Seni bende bir daha yaratamam ki 
Sensin bu gönlüm sensin bu ömrüm 
Yaşatamam ki yaşatamam ki 

Sen her sözde bir kitapsın anlatamam ki
Senin gibi bir sevgiliyi yaratamam ki 
Dile benden ne dilersen 
Yok diyemem ki yok diyemem ki 

Aşk sihrine güç mü yeter dur diyemem ki 
Seven gönlü kim susturmuş sus diyemem ki 
Senden gelen hiçbir şeye git diyemem ki 
Anlatamam ki anlatamam ki 
Senin gibi bir sevgili yaratamam ki


'Kendini Acındırmak'... [Montaigne-Denemeler]

Kendimi kaptırmamaya çalıştığım çocukça, yakışıksız bir duyumuz vardır. Dertlerimizle dostlarımızı acındırmak, kendimize vah vah dedirtmek. Başımıza gelenleri büyütür, şişirir, karşımızdakini ağlatmak isteriz, neredeyse.

Başkalarını kendi dertleri karşısında soğukkanlı gördük mü överiz, ama soğukkanlılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi darılırız, kızarız. Dertlerimizi anlamaları yetmez, yanıp yakınmalarını isteriz. Oysaki insan sevincini büyülterek anlatmalı, üzüntülerini kısaltarak. Kendini yok yere acındıran gerçekten dertli olunca acınmamayı hakeder. Durmadan vahlanan kimse vahlanılmaz olur. Kendini canlı iken ölü göstereni, ölü iken canlı görebilir herkes. Öylelerini gördüm ki, eş dost kendilerini gürbüz, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyileşmiş sanılmamak için gülmelerini tutarlardı. Sağlık, kimseyi acındırmadığı için, nefret ettikleri bir şey olurdu. İşin tuhafı, bu gördüğüm kimseler kadın da değildi.

(Kitap 3, bölüm 9)
Montaigne; Denemeler‘ den…

Kendime İyi Bak... [Fragman]

Resim
Hüzünlü... Acıtan... Yutkunmanın içinde korkuyla istenmeyen an'... Aşk'la.




























'Youtube'ta Müzik Videosuna Yazılmış Bir Yorum...

Halil Sezai'nin 'Kafası Kendinden Güzel' şarksını dinlemek istedim. Youtube'ta açtığım videonun yorumlarına bakarken bir 'Yürek çarpışması' yaşadım. Bizim gibilerden kıyıda köşede de olsa var olduğunu görmek iyi geliyor. Yorum sahibinin izni olmadan ekliyorum; ulaşıp kaldırmamı isterse saygıyla...



"Şimdi şu var. İnsan, ruhunu yahut kendini mutlu hissettiği atmosferi, bir anda kaybetmek istemiyor. Kaybetmeyi, belki de sınav sanıyor. Ya da sanmıyor diyelim. Hani zırhından değil falan, yaranın kabuğu denen o şey var ya, her insanın belki de tek kendi. Geçiyor. Geçiyor geçmesine de yıpranıyoruz işte biz o sıra. Geliyor, geliyor gelmesine de, eriyoruz işte o an. Ya da, bir bakıyoruz, bir olmuşuz derken, bir ölüyoruz. Bir bakıyoruz, şiiriz. Bir bakıyoruz, yağmur. Hangi damla olsak, hangi yere damlasak diye düşündükçe bile belki, bir anlam arıyoruz. Sahne üzerinde kurtuluyorum bundan. İnsanları sevmeme yahut dinginleşme aşaması değil bu. Sahne üzerinde duruluyorum…

'Saygı'yla...

Ruhun daim şad olsun 'Paşa'm... Senin ve Silah Arkadaşlarının...



Türkiye'nin Hayal Fabrikası: Yeşilçam Sokağı...

Resim
Yıllardır hep «Yeşilçam» der dururuz. Yeşilçam bir zamanlar Türk sinemasının kalbinin attığı bir sokağın adıydı... Sonra film yapımı arttı, şirketler çoğaldı, eskiden Yeşilçam Sokağı'nda bir tek odada yerleşen film şirketleri Beyoğlu'nun karşı kıyısındaki büyük, modern hanlara taşındı. Tek odaların yerini; işletmesi, deposu, müdüriyeti vesaire bölümleri olan büyük bürolar aldı. Değişmeyen sadece Yeşilçam adıydı... Şimdi Yesilçam  dediğimiz zaman sadece Emek Sineması'nın bulunduğu Yeşilçam Sokağı'nı  değil, bütün film şirketlerini sinesinde barındıran bir «ada»yı anlıyoruz. Bu yazıda, Yeşilçam'ı sizlere bir başka cephesiyle tanıtıyoruz... 

Yeşilçam Türkiye’nin hayal fabrikası... Film şirketlerinin, filmcilerin  bulunduğu sokaklar... Türkiye'nin dört yanında akşam kapısı kapanan nice  evde, kızlı erkekli genç buranın hayalini kurar... İsimsizlere «şöhret»,  fakirlere «para» kazandıran sihirli bir ülkedir sanki Yeşilçam... Edirne'den,  Kars'a, Samsun' d…