Bu Listedeki Fiyatlara Tabi İnsanlara Oy Vermeye Devam Edeceksiniz Değil mi?!.


     Anlamakta güçlük çekiyorum; uğraşıyorum, zorluyorum, çaba sarf ediyorum ama mantıklı ufacık bir sebep bulamıyorum; insanların siyasete bu kadar bağımlı olmalarını, hayatlarının her evresine sokup hayatlarını mahvetmelerini, siyaset yüzünden birbirlerinin canlarına kast etmelerini, bencilliklerini anlayamıyorum... Anladığım tek bir şey var, - aksine kimse, evet büyük konuşuyorum kimse idaa edemez - insanlar siyasete, iyiliği, doğruluğu, dürüstlüğü, tarafsızca eşitliği, saygıyı istedikleri için değil, bencilliklerini yaşamak için bağımlılar. Benliklerinden, yalnız kalmaktan, - sözde - hayatta bir yerlere gelememiş olmaktan, saygı duyulmamasından, ciddiye alınmamasından korktuğundan bağımlılar... İnsan her şerri, kötülüğü, fenalığı kendine eder; sonra hadsizce ve acizce Yaradana sitem eder. Çıtayı yükseltip, edepsizce inkara kadar gider... Yaradan da kimmiş (haşa...), dünya düşünceleri, idealleri ve idolleri karşısında!.. O'nun insana duyduğu saygının zerresini insan karşısındakine duysa, sınavı hak ettiği gibi verirdi... 'Özgür İrade' denen mucizeyi, aklınla ve Yüreğinle beraber sana bahşetmiş; yetmemiş. Ufacık bir sıkıntıda dahi mucize bekler, gerçekleşmeyince de hadsizleşir... E nerede kaldı senin o zaman düşüncelerin, özgürlüğün, bağımsızlığın? Niye bu beklenti o zaman?.. Niye bu isyan ve yok sayma, yok etme savaşı... Hadsizlik yapıp acımıyorum size; esefle seyrediyorum... Bataklığınızın içinde nefesime(Aşk'a) nefes katmak için savaşıyorum, direniyorum, yok sayılıyorum, eziliyorum, ya da bi haber hayat öyle sanıyor!.. Sessizliğin içinde saklıyorum benliğimi... Gidişat hiç mi hiç iyi değil... İnsanlar yaptığı haksızlığa mutlaka bir kulp buluyor, utanmadan açıklamasını yapıyor, dinlemiyor, duymuyor, bildiğini okumaya devam ediyor... Herkes haklı... Değil 'Orhan Ağabey', değil... 'Sen de haklısın' diyerek ne büyük hata etmişsin, ne anlamayan insanın istediği gibi yorumlamasına sebep olmuşsun... 'Hak', tek; işine geldiği gibi oyun hamuru misali şekilden şekile sokamazsın. Tarafsız ve dürüstçe kabul etmenin erdemini, internet ortamında, sosyal platformlarda bir cümle ile paylaşıp insanları etkileyip, sahte, yalan bir egoyla nefsini tatmin etmenin ne anlamı var; bunları algılayıp yaşamadıktan sonra!.. Hayatı öyle basit ve yüzeysel bir yere döndürdünüz ki; siz siyaseti, siyaset sizi döndüre döndüre içine ettiniz!.. Maneviyatınız, değerleriniz yok oluyor, yok ediyorsunuz... Göz göre göre, bile bile!.. Anlık çıkarlarınız uğruna, 'Onur'unuzu hiçe sayıyorsunuz... Nefret ettim, hadsizlik yapıp gitmek istedim; bilinmezliğin içindeki diğer tarafa. Günahlarımın farkında, gireceğim, girmek istemediğim günahlarımın farkında... Zoruma gitse de, insanlığımdan, inancımdan hayatın bir yerinde karşılaştığımızda saygı duyuyorum size!.. O meşhur felsefenizden, dünyevi idollerinizin öğretilerinden değil, Kutsal Kitabı'mdan... O'nu anlamayıp ta, kullanan hadsizlerin, acizlerin veballerinden bahsedemem bile. Onlar öyle bir uykuda ki, uyandıklarında ne halkın mahkemesi, ne Asker'in mahkemesi, ne devletin mahkemesi olmayacak karşılarında. Boğazlarından aşağıya doğru yavaş yavaş süzülen yutkunma çok şey anlatacak onlara!.. 

     Seçim zamanı geliyor ve siz yine - sözüm ona - görev başına geçip vatandaşlık görevinizi yerine getireceksiniz... Ne için? Yapılan haksızlıklara, riyakarlıklara, adaletsizliğe, çalmaya, çırpmaya, susmaya, görmezden gelmeye ortak olmak için!.. İktidarından, muhalefetine, vatan hainlerinden, sözüm ona Milliyetçilerine top yekün hepsinin pisliğine ortak olmak için!.. Ya, hadi iktidardakileri, ikincisini, vatan hainlerini geçtim; siz nasıl bu çemberin içinde bunlara ortak olabiliyorsunuz?!. Vatan, Şehit, Gazi deyip te bu alttaki listeye nasıl razı gelebiliyorsunuz?! Nasıl sessiz kalabiliyorsunuz?!. Nasıl onbinlerce TL'yi kendinize hak görüp MAAŞ adı altında alabiiyorsunuz?!. Nasıl 4 yıl sonra emekliye ayrılabiliyorsunuz?!. Nasıl bir vicdan, nasıl bir 'ar', nasıl bir DÜRÜST'lük var sizde?!. Birbirinizi - sözde - ekran karşısında yiyip, arka kapılar arkasında gırgır şamata sohbet edip, İnsanları nasıl aptal yerine koyuyorsunuz?!. Kiminiz Cuma Namazı'na gider, kiminiz Ata'yı ziyarete gider; hangi yüzle yapıyorsunuz bunları yahu?!. Hadsizlik yapmıyorumdur umarım ama sizdeki bu deli cesaret şeytan'da yoktu sanırım. Böyle yüklü bir KUL HAKKI'yla diğer tarafa geçmek!.. 

     Siz, sözüm ona akıllı, farkında, tepkili, sessiz kalmayan HALK; siz nasıl bu duruma sessiz kalabiliyorsunuz; ki yıllardır bu düzen böyle devam ediyor?!. Cevabını bilmediğimden değil, tepkimden. Böyle gelmiş böyle gider diyerek; onurdan, iyilikten, eşitlikten bahsetmeyin!.. O yapıyorsa, ben de yaparım düşüncesiyle hareket ettiğiniz sürece yanınıza kar kalan acizliğiniz olacak. Anlık çıkarlarınızla, gözlerinizi kör eden nefslerinizle kendinize yaptığınız SAYGISIZ'lığın ne zaman farkına varacaksınız?!. 

     Direniyorum, direnmeye devam edeceğim; ortak olmayacağım bu çirkinliğe!.. 

Yineliyorum: 

"...İhtiyaçtan fazla mal, haramdır, hırsızlıktır. Altın ve gümüş, yoksullar üzerinde hegomenya kurmak için kullanılıyor. İnfak edilmiyor, müpte şirk koşuluyor. Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor. Komşusu açken, tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar; peki sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? Bu dinin klasik fıkıh anlayışı, yeryüzünün sokaklarında aç gezen bir milyar insan  için ne diyor? O fıkıh, Ömer'i vuranların, Ebu Zer'i çöle gömenlerin, Ali'yi hançerleyenlerin, Hüseyin'i susuz bırakanların, Medine'yi yağmalayarak dokuz yüz sahabe kadına tecavüz edenlerin ve Kabe'yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkıhıdır. O fıkıhtan bir şey çıkmaz. O, zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin fıkıhıdır. Sultanların, harem ağalarının, zindandan İmam-ı Azam'ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, kırkta bircilerin fıkıhıdır. Zaman, ayağa kalkmak zamanıdır. Ebu Zer Kifari'nin dediği gibi: Geceyi aç geçirip te kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim!.. "

         

BUYRUN AFİYET OLSUN; ÖNCE YİYİN, SONRA  
OY'UNUZU KULLANIN!!!






Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına