SESSİZ KALMA!.. (SOYKIRIM YALANI: Türk Milletine Saldırının Asılsız Malzemesi, Ermeni Soykırımı Yalanı..)

























Her sene  - imkanlar elverdiği sürece - onlara inat BİZ'de sessiz kalmamalıyız!.. DEVLET'te!!!

Milletimizin tarihi, vatan savunmasının en eşsiz örnekleri ile doludur. Çağımızın onurlu yaşam belgesi olan bağımsızlık ülküsünün hayatta karşılık bulması uğruna büyük mücadeleler verdik, bedeller ödedik. Bugün yine milletimize yapılan saldırılara karşı vatanımızı savunmaya, yalanlara, iftiralara karşı onurumuzu korumaya devam ediyoruz.
Türk Milleti’nin emperyalizme karşı büyük zaferlerle dolu tarihinde, çok çeşitli vatan savunması örnekleri vardır. 1915 Ermeni Tehciri bunların başında gelir. 100 yıldır kullanılan katliamcı millet argümanının kaynağı tehcir ve Kurtuluş Savaşımızdır. 100 yıldır aynı saldırı, aynı yalan. İşin ucunda milletimize diz çöktürmek var. Emperyalizm masa başında mahkum etmeyi iyi bilir. Yalnız Türk Milleti’nin ne masa başında ne de siperde mahkum edilmiş göremezsiniz. Emperyalizmin türlü saldırılarına göğüs germiş olan milletimiz, bugünde yeni saldırıları tarihin çöplüğüne atacak iradeyi ortaya koyuyor. Mazlum milletlere düşmanlığı, işgalcilerin ve ortaçağ engizisyoncularının yüzüne çarpıyor.

Isıtılan Aşın Sofrada Yeri Kalmadı
1919 yılından beri, emperyalist merkezler aynı yalanı defalarca ısıtıp Türklerin ve Ermenilerin sofralarına getirdiler. Bugün yürütülen saldırının esas amacı, aynı temelsiz argümanlarla yani “Ermenileri katlettiniz” yalanıyla milletimize saldırılar karşısında diz çökerterek, Türkiye’yi hem bölmek hem de batının açık pazarı haline getirmek çabasının son taktiklerindendir. Diz çöken millet her türlü saldırıyı kabul eder hale gelir. Ermeni soykırımı yalanını kabul etmenin ödülü olarak da Avrupa Birliği sunulmaktadır. AB Parlamentosu kararları ve ABD temsilciler Meclisi’nin 2005 yılı kararlarına göre, Türkiye’nin AB’ye girmesinin baş koşullarından birisi bu Yeni Ortaçağ yalanını kabul etmesidir. Aslında hedef milli devletimizdir, vatan toprağımızdır. AB kapısına bağlanan Türkiye’yi çözmenin ve sınırları sonuna kadar açmanın bir ön koşuludur. Hedef Türk Devleti’nin parçalanması ve ortadan kaldırılmasıdır. Bu Yeni Ortaçağ yalanının, tarihin çöplüğüne atılacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Tarihsel Yalanın Kökleri
Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ne göre soykırım, ‘’ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen suçlardır.’’ Yani Ermeni soykırımı vardır demek için, yukarıdaki hukuki tanıma uygun fiilin gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, bunun kabulü içinde ulusal ya da uluslararası bağımsız bir mahkemenin kurulması ve soykırım mahkumiyetikararı alması gerekir. Ermeni techirini incelerken dönemin siyasi koşulları, nüfus gerçekliği, canlı tanıkları, infazlar, ülkeler arası anlaşmalar, askeri raporlar, güncel siyasi gelişmeler ve çelişkiler, çıkarılan kanunlar ve bunların uygulanıp uygulanmadığına dair deliller incelenmeli ve bunların sonucunda bir karar verilmelidir. Bunları bir kenara bırakarak, ne tarih okuması yapılır ne de gerçekler ortaya çıkarılır.

Tarihsel Saldırının Tarihsel Kökleri
Osmanlı’nın son dönem gelişmelerindeki doğru bağları kurmak konunun aydınlatılması için başvuracağımız yegâne yöntemdir. 77-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın 14. maddesi ile Berlin Anlaşması’nın 61. maddesi Ermenilere özerklik ve geniş reformlar tanıyan tanıyordu. Emperyalist devletlerin konuya müdahalesi ve Osmanlı’nın sadık milleti Ermenilerin üzerine bu anlaşmalar ile planlar kurmaya başlar ve hayata geçirir. Çarlık Rusya Kafkaslara hakim olmak ve sıcak denizlere inmek isterken, İngiltere ve Fransa içinde Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya yeni bir kapı açılıyordu. Ayrıca Kafkasya’da çeşitli maden yatakları ile göz kamaştırıyordu.
Bu anlaşmalardan kısa bir süre sonra Cenevre’de Hınçak Partisi, Tiflis’te Taşnak Partisi kuruldu. Aynı dönemlerde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde silahlı komiteler kurulmaya başlanmıştı. Ermeni millyetçi akımlarının en büyük ortak özelliği Çarlık Rusya’sı, İngiliz ve Fransız emperyalizmi ile birlikte hareket etmeleriydi. Amaçları ‘’Türkiye Ermenistanı’nı’’ özgürleştirmekti. “Denizden Denize Ermenistan” ve “Birleşik Ermenistan” hayalleri ile batılı güçlerin ve Çarlık Rusya’sının emrinde çetecilik ve katliamlarla, Osmanlı’yı yıldırmaya ve tavizler vermeye zorladılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu örgütler ve çeteler, Çarlık Rusyasının öncü ve gönüllü birlikleri oldular. Rus arşiv belgelerinden çıkan cephe yazışmaları gerçeği örnekleriyle açıklamaktadır. Ayrıca Ermeni çeteleri, cephe gerisinde çıkardıkları ayaklanmalar ile sınır güvenliğini zayıflattılar. Türk, Kürt ve yeri geldiğinde Ermeni vatandaşları katlettiler. Rus arşivinden çıkan bir belgede Kars Kalesi Komutanı’na yazılan raporda geçen ‘’ Yerel Rum ve Ermeniler, Kürt köylerini yağmalıyor ve kadınlara tecavüz ediyor’’ ifadesi yaşanan vahşeti sergileyen önemli kanıtlardandır. Osmanlı’nın sadık milleti Ermenilere önderlik iddiası taşıyan çeteler Rusların sadık öncü birlikleri olmuştu.

Arşivleri Açalım, Arşivlerden Dinleyelim
Osmanlı, Rusya, Ermeni ve İngiliz belgeleri bulundukları arşivlerden yalanı haykırıyor ve gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Tarih belgelerle incelenir. İddialar ispat ister, yorum da siyasi koşullar neticesinde yapılır. Bilimdışılık ise Yeni Ortaçağ yöntemidir. Bugün ortaya çeşitli nüfus rakamları atılarak yapılan taarruzları boşa çıkartan binlerce belge arşivlerden bilim düşmanlarına cevap vermektedir.

1.    Ermenistan Belgeleri
1. a.Ermenistan’ın İlk Başbakanı Kaçaznuni’nin İtirafları: Kaçaznuni 1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan’ın ilk devlet başkanıdır. Ermenistan’ı 13 ay yönetmiştir. 1923’de düzenlenen Taşnak Kongresi’ne sunduğu rapor, Ermenistan liderinin ağzından gerçekleri ortaya koymaktadır.  Kaçaznuni’nin yaptığı saptamalar aksi bir yoruma imkân tanımaz. Kaçaznuni gönüllü silahlı birliklerin kurulmasının hata olduğunu ve kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlandığını itiraf eder. Türklerin gücünü hafife aldıklarını ve “Denizden Denize Ermenistan” hayali ile emperyalistlerin kucağına oturduklarını vurgular. Öyle ki çetelerin, Ermeni halkına da zulüm uyguladıklarını açık yüreklilikle ortaya koyar. Raporun bitiş kısmı ‘’Taşnak Partisi’nin yapacağı bir şey yok, intihar etmeli’’ diyerek vaziyeti özetler.

1. b. Sovyet Ermenistan’ı Tarihçisi A.A. Lalayan’ın Tespitleri: Lalayan Sovyet Ermenistanı tarihçisidir. Lalayan İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Taşnakların Alman ve Japon faşizminin yayılmacı politikalarına gösterdikleri destekten yola çıkarak Taşnakların tarihi ile ilgili belirli saptamalarda bulunmuştur. Lalayan yazdığı makalelerde Ermenistan’ın ilk devlet adamlarının İngiliz ve Amerikan emperyalizminin sadık uşakları olduğunu belirtir. Çarlık hükümetinin Türkiye’nin Doğu bölgesinde bir dayanak yaratak boğazları ele geçirmek ve Akdeniz’e inmek hedefinin olduğunu, bu dayanağın yaratılması içinde Ermeni gönüllülerinin kullanıldığını Lalayanda tekrarlar. Taşnakların Türk nüfusunu katlettiğini ve karşılıklı kırımda Ermeni halkını feda ettiğini ortaya koyar. Bağımsız Ermenistan’ın İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalizmine alet olduklarınının özellikle altını çizer.

2.    Rus Devlet Arşivi Belgeleri
Rus devlet arşivi ve SSCB dönemi belgeleri, gerek konunun geçtiği dönemi gerekse de konunun Sovyet dönemi ile ilgili kapsamlı bir sunum yapıyor. Ermeni belgeleri ile birleştiğinde kesin bir sonuç ortaya çıkıyor: “İddialar asılsızdır.”
Rus devlet arşivlerinin 3 farklı önemi vardır. Birincisi, Çarlık Rusyası 1917 yılında Ekim Devrimi ile yıkılana kadar konunun muhattabı ve sahibidir. Yaşananları en ince ayrıntısına kadar planladıkları belgelerin bize verdiği sonuçlardandır. İkincisi, 1917 Ekim Devrimi ile kurulan Sovyet Rusya, Kurutuluş Savaşı sırasında milletimizle aynı cephede savaşmıştır. Kafkaslardan İngiliz hakimiyetinin temizlenmesinde yeni Türk Ordusu ve Kızıl Ordu birlikte hareket etmiştir. Bu yüzden Sovyet arşivleri yine birinci elden değerlendirilecek kaynaklardandır. Üçüncü olarak, Rusya’nın Taşnakları kullanması sebebiyle belgelerin önemli bir kısmı Çarlık arşivlerinde bulunmaktadır. Ayrıca Sovyetler döneminde,  Sovyet Ermenistanı belgeleri de bizlere sonraki dönem gelişmeleri sunmaktadır. Rus devlet arşivlerinden çıkan genel sonuçlar:
a)   Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında hem devletler arasında hem de halklar arasında boğazlaşmalar yaşanmıştır.
b)   1915-1920 yılları arasında Ermeni çeteleri Doğu Anadolu’da ve Kilikya’da Türkleri, Kürtleri ve Azerileri sistemli bir politikayla katletmiştir.
c)   Boğazlaşmaların baş sorumlusu batılı emperyalistler ve Çarlık Rusyasıdır.
d)   Osmanlı Ermenileri’nin yaşam koşullarını ortaya koyuyor.
e)   Ermeni milliyetçi akımlarının vahşi özelliklerini anlatıyor.
f)     Savaş sırasında Ermeni çetelerine cephede verilen görevleri tarif ediyor.
g)   Osmanlı Ermenileri’nin emperyalist planların peşinden sürüklendiğini ve Çarlık Rusyası’nın Ermenisiz Ermenistan planlarını gün yüzüne çıkartıyor.

3.    Osmanlı Belgeleri
Yaşanan olayları ve tehcir kısmını sergileyen yegâne belgeler Osmanlı arşivlerinden çıkmaktadır. Dönemin nüfus gerçekliğini, sürgün kısmında yaşananları ve alınan önlemlere kadar her adım kayıt altına alınmış ve gelecek kuşaklara sunulmuştur. Yaşanan acılar, vatan savunması yapmanın zorunluluğunun önüne geçirildiği anda tarihsel gerçeklikten koparır ve bilimdışı bir konuma sürükler. Osmanlı belgeleri özellikle iç cephedeki saldırıları ve sürgün kısmını belgeleri ile anlatıyor.
Dönemin nüfus gerçekliğinin de bu konuda bir veri olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak gerekir. Osmanlı’da 1914 nüfus sayımında 1 milyon 219 bin Ermeni vatandaşın yaşadığı kayıt altına alınmıştır. Sağlamasını Ermeni Patrikhanesi’nin verdiği rakamlar ile yapıyoruz. Yani 1.5 milyon Ermeni katledildi yalanının rakamsal ispatı yapılamıyor.
Sürgün kararının alınması hem sınır güvenliği için bir zorunluluk hem de Ermeni yurttaşlarımızın hain planlara daha fazla alet edilmemeleri için bir garantidir. Vatanını savunan Osmanlı, arkadan vuranlara karşı sürgün kanununu çıkarmak zorunda kalmıştır. Bu karar sayesinde Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Cephesi’nde büyük bir sıkıntı yaşanmamıştır.
Zorunlu göç savaş koşullarında uygulanan bir yöntemdir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ile Japonya arasında çatışmalar başladığında, ABD Pasifik kıyısında yaşayan Japon asıllı vatandaşlarını iç bölgelere göç ettirmiştir. Yine, İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler, Kırım’da yaşayan Türklerin bir kısmını Alman tehtidlerine karşı iç bölgelere göç ettirmiştir.
Emperyalist merkezlerin ‘’soykırım günü’’ ilan ettikleri 24 Nisan 1915 tarihi, Ermeni çetelerine ve destekçilerine operasyon yapılan gündür. Cephe gerisinde isyan çıkartanlara ve arkadan hançer vuranlara karşı bir önlem alınmıştır. Daha sonra 27 Mayıs 1915’te zorunlu göç kanunu çıkarılmış ve göç bu kanuna dayanarak gerçekleşmiştir. Kanun ‘’savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemleri’’ içerir. Bu kanun ile birlikte, silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabalarda yaşayanlar başka bölgelere nakledilmiştir. Ayrıca göçün güvenliği ve sonuçlandırılması ile ilgili kararnameler yayınlanmış ve her bir adım kanuni çerçevede yürütülmüştür. İskan bölgelerine gönderilen Ermenilerin malları kayıt altına alınmış ve 300 bin Ermeni vatandaşa malları geri iade edilmiştir. İskan bölgelerine sevk edilen Ermenilerin korunması için özel birlikler oluşturulmuş ve güzergahtaki tüm resmi yetkililer sorumlu tutulmuştur. Göç yeri olan Suriye ve güneyine yerleşen Ermeni vatandaşlara ziraat, zanaat ve sanat faaliyetleri yürütmeleri için belirli miktarda sermaye devlet tarafından verilmiştir. Bölgede görev yapan Fransız elçisinin beyanları da göçün gerçekleştiğini vurgular. Dönemin Dâhiliye Nazırı Talat Paşa, özel olarak göç ile ilgilenmiş ve kafilelerin buğdayından suyuna kadar takip etmiştir. Göç yollarına şifahaneler kurulup, yolda rahatsızlanalar tedavi edilmiştir. Lohusa kadınlar için özel doktorlar ayarlanmış, yolda aileleri vefat eden Ermeni yetimler için Suriye’de yetimhaneler kurulmuş, tüm çocuklara sahip çıkılmıştır. Techir sonrası görevinde ihmalde bulunanlar Divan-i Harp’te yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Tabi ki büyük göç sırasında yolda hastalıklar ve eşkıya baskınları sebebiyle hayatını kaybedenler olmuş, burada ihmali olanlar göç sonrası kurulan mahkemelerde yargılanmış ve ağır cezalara çarptırılmıştır.
Osmanlı belgelerinde de görüldüğü gibi, techirin soykırım suçunu aratan en ufak bir yanı yoktur. Hem siyasi sonuçları hem de hukuki sonuçları itibariyle vatan savunması yapmanın zorunlulukları vardır. Bu zorunluluklar Osmanlı’nın hassasiyetlerinde en ufak bir azalma göstermemiş, aksine göç sırasında devletin iç işleri bakanı konuyu yakından takip etmiş ve gerekenleri yapmıştır.

1920’lerde Sorun Nasıl Çözülüyor?
Savaş sonrası yapılan anlaşmalar ve tarafların aldığı ortak kararlar soykırım yalanının o yıllarda mahkûm edildiğini gösterir. Kafkaslarda Türk Ordusu ve Kızıl Ordu emperyalist hâkimiyeti birlikte bertaraf etmiş, Kafkasların güvenliğini sağlamış ve huzurlu bir geleceği garanti altına almıştır. İlk Ermenistan ile yapılan Gümrü Anlaşması, Sovyetler ile imzalanan Moskova Anlaşması sorunu kökten çözmüş ve sınır hatlarını çizmiştir. Bu anlaşmaların içeriği incelendiğinde, haklılık bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Milletimizin bağımsızlık beyanı ve tapusu olan Lozan Antlaşması, Ermeni sorununu da kökünden çözmüştür.

Yalan Neden Yaşatılıyor?
Cumhuriyet ile birlikte kurduğumuz milli devletimiz 65 yıldan beri yoğun saldırılarılar altındadır. Milli devletimizi parçalamanın bir yolu da Ermeni Soykırımı yalanına boyun eğdirmekten geçiyor. Türkiye, 1940’ların sonlarında Atlantik kapısına bağlandı. Adım adım milli ve halkçı devlet tasfiye edildi. 12 Eylül rejimi ile birlikte, vatan toprakları ABD ve AB’nin açık pazarı haline getirildi. Şimdi sırada Türkiye’yi parçalamak var. Türk Ordusu’nu katliamcı, Kurtuluş Savaşı’nı soykırım hareketi ilan ederek, milletimizi ve tarihimizi topyekün katliamcı ilan etmenin savaşı veriliyor. Emperyalist merkezlerin planına göre katliamcı milleti parçalamak, toplumun emeğini daha fazla sömürmek kolaydır. Katliamcı milletin ordusunu emperyalist planlara alet etmek, ona ileri karakol muamelesi yapmak çocuk oyuncağıdır. Katliamcı milleti devletsizleştirmek, vatansızlaştırmak ve ordusuzlaştırmak mutluluk kaynağıdır. Katliamcı milletin içerisinde azınlıkçılık da yaratmak, parçalamanın ilk adımıdır. Katliamcı milleti Kıbrıs’tan çıkarmak gerekir. Ermeni soykırımı yalanının yaşatılması, tekrar tekrar ısıtılıp gündeme getirilmesi başta ABD olmak üzere batılı emperyalist merkezlerin bu konuyu etkili bir silah haline getirmesidir. Abdullah Gül ile Pentagon arasında imzalanan 2 sayfa 9 maddelik anlaşma, 2004 AB Protokolü ve emperyalist merkezlerin parlamentolarından çıkan kararlar bu silahın mermileridir. Bu silahın attığı her mermiye göğüs germek, vatan savunmasının biricik görevidir.

Ermeni Soykırım Yalanına Karşı Nasıl Bir Mücadele Yürütülmelidir?
Emperyalizmin silahına karşı, AKP hükümetinin bir silahı yok. Aksine emperyalizmin silahına mermi bulma çabasındalar. Ama bizim bir milli devlet stratejimiz var. Türk Devrimi’nin birikimi ve tecrübesi var. Bu tecrübe ve birikim ile mücadele ediyoruz. Ermeni çeteleri tarafından katledilen Talat Paşa Komitesi'nin yol göstericiliğinde mücadele ediyoruz. Kendi silahımız hazır! Talat Paşa Komitesi 2005 yılından beri milletimizi ve devletimizi savunmaya devam ediyor.
Vatanımızı savunurken Kurtuluş Savaşı’mızın haklılığına dayanıyoruz. Bizim Kurtuluş Savaşı’mız 1914’te başlar. En büyük güven kaynağımız savaş ile kurduğumuz milli devletimizdir. Mehmet Akif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nda belirttiği gibi hayâsızca akının durması için gövdemizi siper ediyoruz.
Gerçeklere dayanıyoruz. Hem tarihsel hem de bugünün gerçeklerini bilerek hareket ediyoruz. Milletimizin parçalanmasına karşı bu yalanı mahkum ediyoruz. Gerçeklere güveniyoruz.
Tehdidin kaynağını doğru saptıyoruz. Tehdit Ermeniler değildir. Silah batıdan doğrultuluyor. Bu silah Hrant Dink’i katlediyor, Mehmetçiğimizi şehit ediyor. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne ABD kuklaları AKP ve PKK silah sıkıyor.
Bu tehtide karşı Türk Gençliği’ni ve Türk Milleti’ni birleştirmek görevi önümüzdedir. Daha fazlasını yapacağız.
Doğu Perinçek, 2005 yılında İsviçre’ye giderek Ermeni soykırımı yalanını emperyalistlerin suratına çarptı. Türkiye’yi mahkum etmek isteyenlere karşı emsal bir savaş veriliyor. Bu savaştan alınacak zafer, soykırım yalanını kökten bitirecektir. Sorunun kökünden çözülmesi için, tüm Türkiye Perinçek-İsviçre davasında birleşti. Bu birleşim hem yalanı bitirecek hem de vatan savunmasının yeni görevlerinde öncü bir müfreze oluşturacaktır.
Savunmada değiliz, düşmana taarruz ediyoruz. Vatan savunmasının haklılığı, kararlılığı ve iradesiyle milletimizi savunmaya, emperyalizmin belini kırmaya devam ediyoruz.

Kaynakça
1: Uluç Gürkan, Malta Yargılaması, Kaynak Yayınları, 2014, İstanbul
2: Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi, Kırmızı Kedi Yayınevi
3: A.A. Lalayan, Taşnak Partisinin Karşı Devrimci Rolü, Kaynak Yayınları
4: Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisinin Yapacak Birşeyi Yok, Kaynak Yayınları
5:  Talat Paşa, Hatıralarım ve Müdafaam, Kaynak Yayınları
6: Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları, Babıali Yayınları
7: Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, Babıali Yayınları
8: Bilal Şimşir, Osmanlı Ermenileri, Bilgi Yayınevi
9: Büyük Yalan Belgeseli
10: ASAM Ermeni Araştırmaları Türkiye Raporu
11: www.ermenisorunu.gen.tr

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına