Neden, Niçin, Nasıl? Sorgulamayı Sevenleri Oldukça Tatmin Edecek 12 Aydınlatıcı Cevap...

1. Atmosfer Olmasaydı Dünya’nın Sıcaklığında Nasıl Bir Değişim Olurdu?

Dünya'nın Güneş’e uygun uzaklıkta olması, yaşanabilir bir gezegen olmasını sağlayan en önemli etken. Ancak atmosferin Dünya’nın sıcaklığı üzerindeki düzenleyici etkisi insanlar için hayati öneme sahip. Eğer atmosfer olmasaydı, sıcaklığı gündüz 100°C’yi aşan ve geceleri -180°C’ye düşen Ay’da olduğu gibi, Dünya’nın sıcaklığında da gün içinde büyük dalgalanmalar ortaya çıkabilirdi.
Dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığı 15°C.  Atmosfer olmasaydı Dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığının, şu anki değerden yaklaşık 30°C daha düşük olacağı tahmin ediliyor.

Kaynak

2. Sabunlar Renkli Olduğu Halde Köpüğü Neden Hep Beyazdır?


Bir cismin rengini, o cismin görünür ışık aralığındaki frekanslardan hangilerini soğurup, hangilerini yansıttığı belirler. Bunun yanında cismin görünen rengi, düştüğü yüzeyin rengine de bağlıdır. Örneğin sarı renkli bir yüzeye beyaz ışın düşürsek, biz o yüzeyi sarı renkli görürüz. Bunun sebebi gözümüze gelen ışınların, sarı rengin frekansında olup diğerlerinin soğurulmasındandır. Elimize sabun sürdüğümüzde rengi belirleyen sabunun içindeki renk pigmentleri’dir. Fakat, ellerimizi ıslatıp ovuşturduğumuzda, sabun kremi suyla seyrelmiş hale gelir. Bu sırada kabarcıklar oluşturarak köpürür. Bu kabarcıklar, sabun kremi ve sudan oluşmaktadır. Su safken şeffaftır, bu karışım ise mattır ve üzerine düşen ışınların hemen hemen tümünü yansıtır. Bu nedenle de beyaz görünür.

Kaynak

3. Toprak Neden Kahverengidir?


Toprağın kahverengi olmasının temel sebebi bileşimindeki organik maddeler. Topraktaki organik maddeler (ölü bitki ve diğer organizma kalıntıları) mikroorganizmalar tarafından parçalanarak daha basit yapıdaki kimyasal maddelere dönüştürülür. Bu maddelerden oluşan karışım humus olarak isimlendirilir. Yüksek oranda karbon içeren humus koyu kahverengidir ve toprağın üst katmanlarında bulunur. Toprağın daha derinlerdeki katmanlarında ise humus miktarı daha azdır ve bu katmanlarda toprağın içinde bulunan minerallerin renkleri daha belirgindir.
Dolayısıyla toprağın hangi renkte göründüğü bileşimindeki maddelerin oranıyla yakından ilişkilidir.

Kaynak

4. Uzay Mekikleri Genelde Neden Ekvatora Yakın Bölgelerden Fırlatılıyor?


Uzay Mekikleri Genelde Neden Ekvatora Yakın Bölgelerden Fırlatılıyor?
Hatırlarsanız geçtiğimiz aylarda Göktürk-1 uydusu ekvatora epey yakın Fransız Guyanası'ndaki bir uzay üssü olan Kourou'dan fırlatılmıştı. Bunun nedeni, roket ekvator çizgisine ne kadar yakınsa roketin o kadar az enerji ile yükselebiliyor oluşudur. Dünyanın dönüş hızı 1600 km/saat ile ekvatorda en yüksek noktasına ulaşıyor. Kıyaslama için: Avrupa'da  dönüş hızı 1000 km/saat. 
Fırlatma işlemi sırasında enerji maliyetinin düşük tutulması özellikle iletişim ve meteoroloji uydularının ekvator çizgisinden yaklaşık 36 bin kilometre irtifaya yerleştirilmesinde önem taşıyor. Kutup yörüngesinde dolanması öngörülen uydular için ise durum tam tersi. Ekvator çizgisine yakın bir üsten fırlatılan uydunun kutup yörüngesine ulaşabilmesi için keskin bir viraj alması ve yüksek yakıt sarf etmesi gerekiyor. O nedenle Rusya Arktik Okyanusu'na yakın bir noktada (63 derece kuzey) Plesetsk uzay üssünü işletiyor.

Kaynak

5. Bumerang Nasıl Çalışır?


Bumerangların, kendilerine has eğimli bir şekli vardır. Bumerangın kanatlarının bir tarafı düzken diğer yüzü kavislidir. Yere dik olacak şekilde atılır ve havada iki kanatın birleştiği merkez etrafında dönerek ilerler. Yani hem kendi ekseni etrafında dönerken hem de ileri doğru hareket eder. Havada hareket ederken kanadın kavisli tarafından geçen hava düz tarafından geçene göre daha hızlıdır. Bu durum kanadın kavisli ve düz yüzü arasında basınç farkının ortaya çıkmasına ve kanat üzerine, basıncın düşük olduğu tarafa doğru net bir kuvvetin etki etmesine neden olur. Sonuç olarak kanatlara etki eden kaldırma kuvveti bumerangın dönerek dairesel bir rota izlemesine neden olur.

Kaynak

6. Neden Hıçkırırız?


Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıçk’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.
Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. 

Kaynak

7. Buz Neden Bazen Cildimize Yapışır?


Buzun elimize ya da dilimize yapıştığını birçoğumuz tecrübe etmiştir. Buza dokunduğumuzda vücudumuzdan yayılan ısı buzun kısmen erimesine neden olur. Bu durumda cildimizle buz arasında ince bir su katmanı oluşur. Suyun ısı iletkenliğinin yüksek olması nedeniyle buz erimiş haldeki sudan ısı alarak suyun tekrar donmasını sağlar. Bu durumda cildimiz buza yapışabilir.

Kaynak

8. İdrar Gerçekten de Steril mi?


Son yapılan çalışmalar idrarda bakterilerin bulunduğunu gösterdi. Tabii sağlıklı bir idrardaki bakteri sayısı enfeksiyonlu idrardakinden daha azdı. Kısaca söyleyecek olursak idrar steril değil! Ama bakteriler hiç de kötü şeyler değiller ve evet eğer ki idrar yolu enfeksiyonunuz yoksa idrarınızı içebilirsiniz.
Sağlığa iyi geldiğine inandıklarından idrarını içen birçok halk var. Diğerleri ise acil bir durum anında idrarı kullanabileceklerini düşünüyorlar. Fakat bu yine de iyi bir fikir değil çünkü ne kadar sağlıklı olursanız olun idrar, su kaybetmenize neden olacak tuzu içerir. Eğer idrarınızı içerseniz vücudunuzdaki tuz yoğunluğu giderek artacak ve böbreklerinize zarar vermiş olacaksınız.

Kaynak

9. Uzun Süre Kullanılmayan Otomobil Lastiklerinin Havası Neden Zamanla İner?


Uzun Süre Kullanılmayan Otomobil Lastiklerinin Havası Neden Zamanla İner?
Otomobil lastiklerinin hammaddesi kauçuktur. Kauçuk, poliizopren olarak isimlendirilen makro ölçekte moleküllerden oluşur. Otomobil lastiklerinin basıncının zamanla düşmesinin sebeplerinden biri, lastiğin yapısındaki poliizopren moleküllerin arasına hapsolmuş hava moleküllerinden kaynaklanan çok küçük boşluklardır. Lastiğin içindeki hava basıncı dışındaki basınçtan yüksek olduğundan, lastiğin içindeki havayı oluşturan moleküller bu boşluklardan geçerek dışarı kaçabilir. Havayı oluşturan moleküllerin daha yoğun ortamdan daha az yoğun ortama geçmesi nedeniyle bu olay hava osmozu olarak da isimlendirilir.

Kaynak

10. Neden Bilinmeyene X Denir?


Neden Bilinmeyene X Denir?
Bildiğiniz gibi Cebirin temellerini El Harezmi atmıştır. Bugünkü Batı bilimi, matematiği ve mühendisliği olarak bildiğimiz, aslında miladın ilk bir kaç yüzyılında Persliler, Araplar ve Türkler tarafından oluşturulmuştu. Matematiksel ilme sahip bu kaynaklar sonunda 11. ve 12. yüzyıllarda Avrupa'ya, yani İspanya'ya ulaştı. Ve ulaştıklarında bu matematiksel ilmi Avrupa dillerinden birine tercüme etmeye muazzam bir ilgi vardı. Ortaçağın bu kaynakları tercüme etmekle görevli bilginleri, Arapçada "bir şey" anlamına gelen "şeylan" kelimesinin baş harfi şīn harfini İspanyolcaya çeviremiyordu. Çünkü İspanyolcada bu ş harfi ya da "ş" sesi mevcut değildi. Böylece kurul tarafından bu harfin Antik Yunancada bulunan Chi harfine dönüştürülmesi konusunda bir kural ortaya atıldı. Bunun ardından Yunancadaki Chi harfinin İngilizceye çevrilirken görünümünden ötürü x olarak alınmasıyla matematiğin meşhur "bilinmeyen sembolü" ortaya çıkmıştır. 

Kaynak

11. Parlak Işığa Bakınca Neden Hapşırırız?


Bilim insanları bu duruma 1954’ten bu yana “fotik hapşırma refleksi” diyor ancak söz konusu durumun binlerce yıllık geçmişi var. Her şeyden önce, bu etki bebeklerde de gözlemleniyor. Demek ki öğrenilmiş bir tepki değil ve genetik olabilir.
Bilim insanları optik sinirin aşırı etkinleşmesinin hemen yakınındaki trigeminal sinire de sinyallerin sızmasına yol açabileceğini düşünüyor. Bu sinir, nazal iritasyondan sorumlu ve hapşırmayı tetikliyor.
Sebep beynin başka yerlerinde de olabilir. Bundan birkaç yıl önce 10 adet fotik hapşıran ile 10 adet fotik hapşırmayan kişiyi incelendi. Fotik hapşıranların görsel kortekslerinde daha fazla etkinleşme görüldü. Bu da demek oluyor ki ışığa karşı aşırı duyarlılık, bu dönüşlü süreci beyin kökünün ötesine taşıyor.

Kaynak

12. Tam Uyuyacakken Neden Düşme Hissi Yaşarız?


Resmi tanımıyla hipnik seğirme, uykunun genellikle birinci aşamasında, tam uykuya dalacakken merkezi sinir sistemi kaynaklı ani ve istemsizce gerçekleşen bir kas seğirmesi (miyoklonus). Hepimizin yakinen tanıdığı bu seğirmeye kimi zaman boşluktan düşme, yüksek bir ses ya da gözümüzü alan fazlasıyla parlak bir ışık da eşlik edebiliyor. Bazen tamamen tesadüfi olarak, bazense çevresel uyaranlardan – bir ses, bir koku – etkilenerek gerçekleşebiliyor.
En yaygın kabul gören teoriye göre hipnik seğirme, beynin bizi ayık ve uyanık tutmaktan sorumlu sistemi ile uykuya hazırlayan sistemi arasındaki kapışma sonucu ortaya çıkıyor. Bir yandan uyumamız için ortam hazırlanıp, kaslarımız gevşetilirken; diğer yandan bu gevşeme hissi, kontrol kaybetme, düşme gibi tehlikeli bir durum olarak algılanıyor.

Kaynak


kaynak:
https://onedio.com/haber/neden-nicin-nasil-sorgulamayi-sevenleri-oldukca-tatmin-edecek-12-aydinlatici-cevap-761238

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına