Herkese Döve Döve İzletilmesi Gereken Muhteşem Belgeseller... [EkşiŞeyler]

Döve döve kısmına kimse alınmasın. Tabii ki iyi niyetimizden söylüyoruz.


The Act of Killing




izlediğim en vurucu belgesellerden biri olabilir. korkutmuyor, titretiyor.

bütün akılda kalan noktalarından bahsedilmiş. endonezya kültür ve spor bakanının şu sözünü de ben ekleyeyim:
"burada sanki komünistleri barbarca katlediyormuşuz gibi anlaşılıyor. komunistleri katlettiğimizi anlatmayalım demiyorum. anlatalım ama bunu yapmanın daha insancıl bir yolunu bulalım"
 

Guns, Germs, and Steel




kitabı okuyup üstüne belgeselini de izleyince-ki sabır işi bu; "japonlar kimdir?"in eklenmesiyle 611 sayfalık bir kitap ve 3 bölümden oluşan bir belgeselden bahsediyoruz, boru mu- duble olur, combo olur, ultrasüpermega olur. okuyunuz, okutunuz, izleyiniz, izletiniz..

yahu, belgesel izlerken ağlamaklı olur mu insan? itiraf edip kurtulayım, birkaç yerinde ben oldum. bir de bazı ülkelerin yedi ceddine saydırmamak elde değil: "vay şerefsizler, nasıl da yok etmişler koca uygarlığı! yüzünüze gözünüze dursun inşallah! tuuuu!" efektleriyle izlenesi bir belgesel bu. ya da ben gereğinden fazla duygusal yaklaştım tarihe, bilemiyorum hangisi.

Zeitgeist: The Movie




bildiğiniz, inandığınız, güvendiğiniz herşeyi sorgulatan bir başyapıt.

söyledikleri bazı şeyleri sorgulayamıyoruz, bilgi diye koymuşlar, ancak bazıları o kadar net kanıtlarla ortaya konmuş ki.. çok ama çok çarpıcı bir belgesel. insana "bunu tanıdığım herkese izletmeliyim" fikrini yerleştiriyor.
keşke anlattıkları yalan olsaydı..

Zeitgeist: Addendum




senelerdir kafamda dolaşan bölük pörçük, minik fikir ve düşünce kırıntılarını bir araya getirmeme yardımcı olmuş son derece başarılı bir belgesel. daha önceden pek ilgilenmediğim ve pek de anlamadığım ekonomi ile ilgili kavramların, etrafımda olan bitenleri anlamam için çok önemli bir araç olduğunu göstermiş, ufkumu açmıştır diyebilirim. özellikle belgeselin ortalarından itibaren konuşmaya başlayan yaşlı amcayı (bkz: jacque fresco) kendime o kadar yakın buldum ki uzanıp yanaklarından öpmek istedim.

Born Into Brothels: Calcutta's Red Light Kids




enfes bir belgesel. kıskandırıyor. bunu yapanın, çekenin, hissedenin, hatta editleyenin, hatta kablo taşıyıcının yerinde olmak istiyor insan. çok samimi, iyi niyetli, kasıtsız, kontrollü bir film. gitmeli, görmeli, hissetmeli, eve de bir adet dvd sini alıp arada bir yeniden yeniden izlemeli insan.

Nature's Great Events




adama suratında salak bi gülümsemeyle "elemanlar yine yapmış abi" deme fırsatı veren aşmış bitirmiş bbc belgesel dizisi. 11 şubat'ta başlayan bu dizi özet olarak planet earth tarzında ama farklı olarak her bölümde tek bir olayı anlatmaktadır. örneğin ilk bölümünde yaz aylarında kutuptaki kar ve buzların erimesini, ikinci bölümde somon balıklarının göçünü anlatmaktadır. david attenborough tarafından sunulan belgesel abd'de discovery channel tarafından seasons of survival adıyla yayınlanacaktır.

Cosmos




carl sagan'ın muhteşem belgeseli. evreni anlamak için iyi bir başlangıç. mavi küçük noktada başlayan yolculuğumuz nerede sona erecek, kim bilir ? ben değil.

Cosmos: A Spacetime Odyssey


çok kötü lan. hay böyle hayata sokayım.
bu hafta mass effect üçlemesini oynayıp bitirdim. orada uzay-zaman ile ilgili çok değişik çıkarımlar, çok değişik öğeler vardı. oturup düşünmeme sebep oldu saatlerce.
üzerine bir de bu belgeseli seyrettim. şimdi aklım, beynim sikiliyor.
nereden geldik, nereye gidiyoruz, bilmek istiyorum. dünya dışı yaşamları, gezegenleri görmek istiyorum. geçmişi ve geleceği yaşamak istiyorum. gözlenebilen evrenin ötesini bilmek istiyorum.
ben bilgi istiyorum orospu çocukları. bilmek istiyorum. niye bu kadar zavallı yaratıklarız lan?! yıl oldu 2014, hala aya gerçekten inildi mi, inilmedi mi o bile belli değil. oralarda neler var, neler yaşıyor, ötesinde neler var?
sabah sabah beynimi siken belgesel. bir şey bilmeden ölüp gideceğim için kuduruyorum şu anda. evrenin ötesini, diğer yaşamları göremeyeceğim için kuduruyorum.
hay sokayım.

Earthlings




muthis ve dayanilmaz bir belgesel. bize gunluk hayatimizda fark etmeden yaptigimiz ve alet oldugumuz seylerin icerdigi vahseti hatirlatmasiyla muthis, insanligin icindeki onlenemeyen siddeti ve "guclu dogrudur" ilkesiyle hareket eden dunyayi fark ettirmesiyle dayanilmaz..
tamamini izleyememis olsam da coguna dayanmayi basardim (cunku birilerinin dayanmasi ve birseyler yapmasi lazim). beyin kasilmasi seklinde bir bas agrisi yasamaya basladim ve beynimde tumor olsa bu siddet dolu dunyadan kurtulmak icin ne iyi bir bahane olurdu diye dusunecek kadar umitsizlige kapilmis bulunmaktayim.
 

The Corporation




yapılmış ve yapılacak en iyi belgesellerden biri. üreten, tüketen, soluk alan, işletme okuyan, bankalarda, reklam şirketlerinde çalışan, çocuk bekleyen, ütücülük yapan, system sucks man diye gezinen herkesin bu belgeseli seyretmesi gerekiyor. elimde olsa milyonlarca çoğaltıp sokakta bedava dağıtırdım.

Food, Inc.




izlediğim en iyi belgesel. silkenelip kendine gelmek için birebir, sadece abd'nin değil, dünyadaki birçok ülkenin nereye sürüklendiğinin bir kanıtı. ağzımıza soktuğumuz yemeği bile kontrol edemediğimize, dünyanın bu denetlenen ve üzerinde oynanmış yiyeceklerle nasıl kirlendiğine, hayvanlara ve bu çok uluslu firmaların işçisi olarak çalışan insanlara nasıl eziyet edildiğine, para kazanma hırsının nelere kadir olduğuna dair muhteşem bir belgesel. her ne kadar bir diğer aday burma belgeseli olsa da, madem adaymış kesinlikle oscar'ı da almalı. 

Planet Earth




gerçekten eşşiz belgesel, bu kadar sıradışı görüntüyü bu kadar kaliteli ve sanatkarane şekilde kaydedebilmek için harcanmış emek toplamını hayal dahi edemiyorum. belgesel konu olarak "dünya"yı işleme iddiasını yerine getiriyor, ismini adını hak ediyor. güney kutbunda -70 derecede penguen sürüsü fırtınada biribirine yanaşmış 4 aylık gecenin bitmesini beklerken, görüntü değişiyor ve kuzey kutbunda bir kutup ayısının aylar sonra karı buzu kırıp metrelerce derindeki ininden kafasını ilk defa çıkarma anını (bekleyip yakalamış adamlar) onu gösteriyor. doğada toplamda kırk tane kalmış kar leoparının dehşet güzelliğinin ardından 3 milyon kutup geyiğinden oluşan tek sürüye geçiyor. güney afrikadaki canavar köpek balığının fok avlama sahneleri için bile dvdsini ele geçirmek lazım.

Life




muhteşem belgesel serisidir özellikle nasıl çekim yaptıklarına dair ayrıntılar da ayrı bir lezzet katmış.mesela uçan balıkların olduğu bölüm oldukça hoştu.aynı şekilde bitkiler ile ilgili bölümde kullanılan görsel olay durumu da ilginçti.

Human Planet




70 ayrı hikayeden oluşan, 40 ülkede 3 senede çekimleri tamamlanmış bbc'nin muhteşem belgeseli. özellikle oceans-into the blue bölümü efsanedir. insanoğlunun doğa şartlarına nasıl mükemmel bir şekilde uyum sağladığını gösteren, "only one creature has carved a life for itself, in every habitat on earth. that creature is us." şeklinde başlayan kaçırılmaması gereken bir bbc başyapıtı.

Taboo




nat geo izlemek için akla ilk gelen sebeptir. tuhaf bulmayacağım, kaldıramayacağım, karşı çıkacağım çok şey yoktur hayatta, desem de birkaç kez bu belgesel serisi bana ağır tokat vurmuştu. birçok kültürde tabu sayılan gelenekler, ritüeller, inançlar, alışkanlıklar, olgulara yüklenen bambaşka anlamlarla ortaya çıkan insan davranışları mikro düzeyde, en azından sizin için tabu olmaktan çıkabiliyor. unutamadığım iki bölümü vardır: kamboçya'da ebeveyn onaylı, küçük yaştaki kız ve erkeklerin cinsel ilişkiye girebildiği "aşk kulübeleri" ve uzak doğu yemek kültüründe ayrı yeri olan hayvan cinsel organlarının londralı bir genç tarafından ilk kez tadılması. izleyin, izlettirin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına