Fena Bir Hikaye... Zeki Müren'in Bir Seveniyle Telefon Üzerinden Yaşadığı Çok İlginç Anısı[EkşiŞeyler]


Olaylar olaylar... (bkz. İsmail Ağabey)


"Gerçek hayat kurgudan her zaman daha ilginçtir" derler ya, sanat güneşimiz Zeki Müren'in bir gazeteye verdiği röportaj vesilesiyle ortaya çıkan anısı tam da bunu doğrulayacak nitelikte.









tesadüflerin ne kadar ilginç ve aynı anda ne kadar da dehşet verici olabileceklerini başarıyla gösteren bir anının başkahramanıdır zeki müren ayrıca benim gözlerimde. bu anıyı yıllar önce kendisine adanmış bir sitenin forum kısmında okumuş, fevkalade etkilenmiş, birkaç gün önüme gelen herkese anlatmıştım. uzunca bir süre beynimde bilinmez yerlerde konaklayan bu anekdotu bu gece neyin tetiklemesiyle hatırladım bilmiyorum, ama sizinle de paylaşmak isterim.
anısını nakleden aysel adlı veya kodadlı bayan sözlerine zamanında bir dergide okuduğu zeki müren röportajından yaptığı alıntıyla başlıyor. şöyle demiş rahmetli: 
"annemi çok severim. annemi yüzde yüz, babamı yüzde yetmiş severim. babam çok beyefendiydi, ama ben anneme çok yakındım. genelevle ilgili bir de çok neşeli bir anım var [o iki cümle arasında gerçekten de korkunç bir zihin sıçraması yapmış müren]. ankara'da şahap koptagel diye çok kıymetli bir arkadaşım var. müşterek arkadaşlarımız var, dünya iyisi bir validesi var. yedek subayken bir cumartesi gecesi onda kaldım. aklımıza abdullah yüce'nin "bu ne sevgi ah bu ne ızdırap" adlı taş plağının b yüzü takıldı. uyuyamayacağız. "soralım" dedik. rahmetli muzaffer ilkar hoca'nın evini aradık. fişini çekmiş. nevzat sümer bey evinde yok. "şahap", dedim. "gel bentderesi'ni çevirelim, genelevi arayalım. ordakiler uyumamışlardır."
birinci evi çevirdik. anan, baban, sülalen... kapandı. ikinci eve "ben zeki müren'im dedim, bir sinkafa vurdu, sülale dümdüz... üçüncü ev "zeki müren senin anneni de babanı da halletsin" dedi. en son ev, pek neşeli bir kadın, inanmadı zeki müren olduğuma, ama şarkının adını söyledi. "hiç mi gülmeyecek benim de yüzüm?" ohhh, şarkı o..."

Mevzubahis Şarkı:




sanat güneşi bunları diyordu, peki aysel hanım'ın buna ekleyecek nesi vardı? maksimum etkiyi sağlamak adına (hayır bir de kolay oluyor biliyor musunuz) ben sözü doğrudan ona bırakma taraftarıyım:
"dergide bu satırları okumak beni çok şaşırtmıştı. nedeni ise şu: seneler seneler önce rahmetli nenem bu şarkıyı söyler ve aynı hikayeyi "bir zamanlar gençken ve güzelken işyerine bir delikanlı telefon etmiş, bu şarkının adını sormuştu bana ve hiç de unutmam kendini de zeki müren olarak tanıtmıştı" diye anlatırdı. o zamanlar hep gülerek dinlemiştim. ama aynı şeyleri bir dergide zeki müren anısı olarak okumak ve rahmetli nenemin sık sık bahsettiği o işyerinin bir genelev olduğunu öğrenmem dehşet verici olmuştu bana. sevgili nenemin senelerce başarı ile sakladığı bu kara sırrı sayın zeki müren'den böylesine öğrenmem hayatım boyunca unutamayacağım bir anıdır."
nasıl? gerçekten afallatıcı, değil mi? her gün gazeteleri, dergileri açtığımızda bizi bekleyen tehlikelerin, ifşa edilmemiş sırların çokluğunun yeterince farkında mıyız onu merak ediyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1889 Şam'dan Güzel Bir Hikaye... [Kalenderi-Dehri Gezsen]

'Kadınım- Doğum(Şiir)'... Volkan Konak...

Hangi Marka Hangi Ülkenin... Meraklısına